Siyasi 'makas' değişimi

Ülkelerin yakın siyasi tarihlerinde bazı takvimsel göndermeler vardır. Örneğin, '12 Eylül öncesine dönmek' korkusu...</br>1980 askeri darbesi öncesine kadar gelen bu süreci tanımlayan bu 'takvimsel gönderme' kargaşanın, anarşinin, çatışmanın ve kaosun simgesidir.

Ülkelerin yakın siyasi tarihlerinde bazı takvimsel göndermeler vardır. Örneğin, '12 Eylül öncesine dönmek' korkusu...
1980 askeri darbesi öncesine kadar gelen bu süreci tanımlayan bu 'takvimsel gönderme' kargaşanın, anarşinin, çatışmanın ve kaosun simgesidir. Biraz da 'tehditkâr' bir tavır içerir, bir nevi 'umacı'dır, 12 Eylül.. 'Susmazsan, polis çağırırım haaa..' gibilerden, '12 eylül öncesine mi dönmek istiyorsun?' denir.
Britanya'nın yakın siyasi tarihinde de, buna benzer bir 'umacı' kavram vardır. Siyasi ve popüler literatüre kazınmıştır bu kavram. İşçi Partisi'nin, bir daha uzun yıllar iktidar yüzü görmemecesine direksiyonu terk ettiği 1979 yılına, daha doğrusu 1978-79 kış aylarına yapılan bir göndermeden söz ediyoruz :
'Winter of Discontent'... Türkçesi ile: 'Huzursuz Kış'
Yıllar yılı için için kaynayan ve o yıl kış aylarına doğru hükümete karşı iyice 'ayaklanma' boyutuna ulaşan kamu sektörü işçi grevleri, James Callaghan liderliğindeki İşçi Partisi'nin kuyusunu kazana kadar devam etmiş, ülkenin dört bir yanında grev çadırları kurulmuştu. 'Çadır' lafın gelişi tabii, İngilizcedeki tabirle 'picket lines' yani, grev gözcülerinden oluşan proleter direniş hatları, bunlara bağlı olarak duran üretim, verilemeyen kamu hizmetleri ve en çok akılda kalanı kent merkezlerinde yükselen çöp yığınları, hatta dağları...
Talepleri, bir türlü hükümetin imkânları ile örtüşemeyen kamu işçileri, 'Nuh' demiş, 'peygamber' dememişlerdi ve seçmen, bütün bunlardan İşçi Partisi iktidarını sorumlu tutarak, 1979'da, Thatcher liderliğinde Muhafazakârları iktidara taşımıştı. Bir zamanların Türkiye'sinde 'yağ, ampul ve tüpgaz kuyrukları' ile anılan 'malum' iktidar gibi, İşçi Partisi de hep grevler, direnişler, kokmuş çöp yığınları, emekçi yığınların 'gürültülü' talepleri ile anılır olmuş, çare 'İşçi sınıfını ve sendikaları ezip, bu gürültüyü susturma' vaadi ile sandığa giden ve bunu da (evvel Allah hakkı ile) gerçekleştiren Muhafazakârlar, bu işten kârlı çıkmışlardı.
1994'ten itibaren Tony Blair önderliğinde, artık 'Yeni İşçi Partisi' ve 'Yeni Sol' etiketi ile bu görüntüden kurtulan ve işçi sınıfına meydan okuyabilmeyi göze alan parti, ancak bu sayede 1997'de sandık başarısını yakalamış ve icraatını da (evvel Allah hakkı ile) bu çizgiye oturtabilmiştir.
Geçtiğimiz aylarda giderek tırmanan kamu sektörü çalışanlarının serzenişleri, bugünlerde doruğuna ulaşan itfaiyeci grevleri ile 'yüksek perde'den hissedilirken, Blair hükümeti ile işçi sınıfı arasından yani teorik olarak partinin seçmen tabanı ve oy deposu ile arasının ne denli açıldığının daha bariz işaretleri ortaya çıkmaktadır. Herkes
'Winter of Discontent' uyarıları yapmaktadır. Ekonominin görece iyi seyrine rağmen, global bazda da 'göz kırpan' durgunluk (recession) endişeleri, işçi sınıfına taviz olasılığını sıfıra indirmiş, açıkça 'canları cehenneme' diye bağırmasalar da, Başbakan ve Maliye Bakanı, gelecek seçimde bu kitlelerin oylarına talip olmak diye bir dertleri bulunmadığını belli etmişlerdir.
Taleplerin makullüğü veya aşırılığı (örneğin itfaiyeciler, yüzde 2'lik enflasyon ortamında yüzde 40 zam istiyorlar) ayrı bir tartışma konusudur. Ancak burada dikkat çekici unsur şudur:
Uzun bir süre sonra bile olsa, iktidarı yeniden yakalamış belli bir siyasi partinin, kendi doğal tabanı gibi görünen kitlelerden vazgeçip başka sulara ve başka 'balık' türlerine yönelmeleri pekâlâ mümkündür. Bir başka deyişle, 'Sandıktan beni kim çıkardı?' sorusunun yerine 'Bir dahaki sandıktan kim çıkarır?' sorusuna yoğunlaşmak daha akıllı bir taktik sayılabilmektedir. Blair örneğinde görüldüğü gibi, 'işçi' etiketli bir parti, pekâlâ çalışan kesime meydan okuyabilmekte, yelpazenin daha geniş ve 'merkezi' kesimlerine yönelebilmektedir. Bu siyasi makas değişimi, hem toplumsal saflaşmada yeni çığırlar açmakta, hem de İngiltere örneğindeki gibi, muhalefeti 'ters köşeye yatırıp' elindeki tüm kâğıtları bir anda geçersiz hale getirebilmektedir.
Bu tür makas değişimleri, dünyanın başka yerlerinde de 'taze' iktidarları, 'Onları iktidara taşıyan kitlelerin taleplerine bağlı kalmak zorundalar' önyargısından arınmış biçimde değerlendirmeye yardımcı olabilir.