Biber gazlı memleketim

Ayten Alpman'ın şarkısı yine listebaşı: Bir başkadır benim memleketim... Havasına, suyuna bol miktarda zehir karışsa da bin can feda toprağına, taşına... Memleketim!

Ayten Alpman'ın şarkısı yine listebaşı: Bir başkadır benim memleketim... Havasına, suyuna bol miktarda zehir karışsa da bin can feda toprağına, taşına... Memleketim!
Peki ama bu şarkı girdi kaç yaşına?
Çocukluk günlerimdeydi ilk seslendirilişi. Kıbrıs'ın Beşparmak Dağları'ndan yankılanıyordu. Savaş cephesinden dalgalanan bayrak eşliğinde, 1974'ün sıcak yazında. Son duyduğumdaysa 29 Nisan 2007'de İstanbul-Çağlayan Meydanı'ndan yankılanıyordu. Yine ve belki de dünyanın en büyük bayrak seli eşliğinde. Artık öfke ve korku dolu canhıraş bir çığlık Memleketim.
Bir şarkının tarihi, ülkenin tarihiyle örtüşüyorsa, durup düşünmek gerekir. 12 Eylül'ün darbeli günlerinde de yine 'Memleketim...' vardı. Daha da arabeskleşmiş versiyonuyla, Müşerref Akay'ın bayraklı kostümlerle sahne aldığı Türkiyem-Türkiyem nidalarıyla.
10 yıl öncesinde postmodern darbeyi yaşadı Memleketim, Türkiyem. Geldik 2007'ye, yine bir başkadır benim memleketim: Dünyanın ilk e-muhtırası'nı icat ve icra etmiştir. İnternet üzerinden hizaya gel, uyarısı. Çağlayan'daki bayraklı, Ayten Alpman'lı, Memleketim'li çağlayan, kadınların öncülük ettiği bir başka hiza çağrısıdır.
E-muhtıraların, bayraklı Çağlayan'ların peşinden ulusa seslenmiştir başbakan. Ne tuhaf ya da öylesine doğaldır ki, o seslenişin altmetni yine aynı şarkıyla örülüdür. 'Memleketim, memleketim'den başka bir şey denmemektedir. Yaşadığımız bütün kaygılar, korkular, gerilimler karşısında tek bir tutanak göstermektedir Başbakan: 'Sevgi denen o ulvi şey'e sarılacağız, kenetleneceğiz memleketçe, ulusça.
Ve hemen ertesi gün, 1 Mayıs'ta görmüş, yaşamışızdır 'sevgi denen o ulvi şey'i. Memleketin en büyük metropolü İstanbul, dört bir yandan kuşatılmıştır. 12 milyonluk kent, sevgi felcine uğramıştır. Bol miktarda biber gazıyla. Gözleri yaşararak, genzi yanarak, dumana boğularak. Emniyet güçlerinin depolarındaki, stoklarındaki sevgi dolu biber gazları tükenene dek.
Hiç şüphe yok; bir başkadır benim memleketim.
Günün mana ve öneminden dolayı 'Memleketim'in yanı sıra başka şarkılar da dillendiriliyor, zaman tünelinden çıkıp yeniden ses buluyordu. Örneğin, koca Ruhi Su'nun o gür, bariton sesi ve 'Sabahın Sahibi Vardır' şarkısı... "1977, unutulmaz yılın adı" diyordu.
Sait Faik'in en sevdiğim hikâyelerindendir 'Karanfiller ve Domates Suyu.' Yakıcı, tüm tüm tüten bir koku yayılır sanki her tümcesinden, her satırından. Kör Mustafa adlı bahçıvanın emeğinin kokusu vardır o kırmızı karanfillerde, iksir gibi domates suyunda. 1 Mayıs'ta domates suyu yok, karanfiller var. 1977'de Taksim'de can veren kurbanların simgesi. Karanfiller eşlik ediyor şarkılara. Fark şurada: 1977'deki kurşun yağmurunun, ses bombalarının yerini biber gazı alıyor. Sevgi denen o ulvi şeyle.
'Karanfiller ve Domates Suyu'ndaki yoğunluğu değilse bile tutkuyu, dönüşümü, hayatın içinde sınanmayı taşıyan bir romanın sayfaları çıkıyor karşıma 30 yılın içinden: Aysel Özakın imzasını taşıyan 'Alnında Mavi Kuşlar'... Kapağında tarumar olmuş Taksim alanının fotoğrafı. Beyaz kasklı 'toplum polisleri'nden başka insan görünmüyor meydanda. 1 Mayıs 1977'nin belgesi.
O sahnenin içinde küçük, dar kasabadan büyük kentte şiirle, yazıyla, düşünceyle kendini var etmek, yaratmak için yol alan bir genç kadının dönüşüm serüvenini anlatır 'Alnında Mavi Kuşlar.'
O kadınlar, o insanlar, bu ülke, küçük, dar kasaba kuşatılmışlığıyla, dönüşememenin, var olamamanın sancısıyla kıvranıyor hâlâ, 30 yıl sonra. Alnınızdaki kuşlara, karanfillere, biber gazlı sevgi bombalarına bakın. Evet, şarkımız geliyor: Bir başkadır benim memleketim.