Bir burjuvamız bile yok!

Canan Barlas, bombayı patlattı: Türkiye'de burjuva yok, eğreti burjuvalar var! Yaşadığımız bütün sıkıntı bu değil mi zaten?

Canan Barlas, bombayı patlattı: Türkiye'de burjuva yok, eğreti burjuvalar var! Yaşadığımız bütün sıkıntı bu değil mi zaten?
Hatırlayın, daha iki-üç yıl önce Atıf Yılmaz'ın son yapıtı dolayısıyla 'Eğreti Gelin' olur mu-olmaz mı, var mıdır-yok mudur sarsıntısını yaşamıştık. Film vizyondan kalktı, Atıf Yılmaz aramızdan ayrıldı. Bir romandan uyarlanan, Anadolu'nun belli yörelerindeki ergen delikanlıyı evliliğe hazırlama uygulaması; eğreti gelin meselesi de unutuldu gitti.
Şimdi Afrika sıcakları, olmayan seçim rüzgârı eşliğinde burjuvamızın da eğreti olduğunu öğreniyoruz. E, bunu yazan, söyleyen Canan Barlas olduğuna göre, vardır bir hakikati, kıymeti. Kendileri 'eğreti' dedikleri burjuvanın içine doğmuşlardır çünkü. Kaleme aldıkları kitap da öncelikle yaşam deneyimlerinin, gözlemlerinin ürünü.
Çocukluk yıllarında, 'Hayat' dergisinde fotoğraflarını gördükleri Hollywood starlarına özenmekten başlıyor 'eğreti'liği deşmeye Barlas.
O küçük kız, gençliğinden; 1969'dan beri basın-yayın dünyasının içinde, kesintilerle olsa da. İzleri ve etkileri hâlâ sürmekte olan 28 Şubat Postmodern Darbesi'nin mağdurlarından. Ağabey himayeli de olsa, Türk-Henkel gibi önde gelen sanayi-finans kuruluşlarından birinin dergisini yönetirken kapı kapanıveriyor yüzüne! Hani burjuvazi, hani! Zoru görünce hemen tırsar mı burjuva dediğin?
Tam da o aralar yükselmekte olan başka Anadolu'nun bağrından doğma, yerli- sermayeler, sermaye grupları vardır. 28 Şubatçılar her ne kadar 'irticai' görseler de bu yeni ve yerli gruplar, yükselme hamleleri gereği 'demokrat'tır. Bürokratik iktidara 'muhalif'tir. O nedenle de bütün 28 Şubat mağdurlarına tabii ki Barlaslara da- kollarını, kucaklarını, sayfalarını açarlar.
28 Şubat, o dönemin 'irticai' olarak görünenlerini demokratlaştırmıştır. Bülent Arınç'ın veciz ifadesiyle, buradaki bürokratik iktidarın karşısında bir üst güç olarak AB'yi bulmuş ve oraya sarılmışlardır. Değişmişlerdir. Milli Görüş gömleğini çıkarmış ve 2002'de iktidar olmuşlardır.
Canan Barlas da bu deneyimden dersler, sonuçlar çıkarmıştır. 2002'de yayımladığı 'Bab-ı Âli'den Çiftetelli'ye' adlı kitabı, altbaşlığıyla 'Türk Medyasının Kartelleşme Öyküsü'nü konu edinir.
Postmodern darbeyle cezalandırılanlar, yeni iktidar döneminin ödüllüleridir tabii ki. Barlaslar dahil. Ayrıntıya girmeyelim. Zaten onlar, 'entelektüel burjuva' kimliklerini, çevrelerini hep korumuşlar, orada teneffüs etmişlerdir. Örneğin birkaç yıl önce, Canan hanımın yaş gününde eşi Mehmet Barlas beyefendi kendilerine sürpriz bir mini parti düzenlemiştir Bodrum'daki yazlıkta.
Sosyeteden Semiramis Pekkan, Selma Türkeş, entelektüel/sanatçı çevreden Vivet Kanetti, akademik dünyadan Prof. Nilüfer Göle davetliler arasında dikkat çekmektedir. Ama asıl sürpriz konuk ise ev sahipleri ve konukları bizzat kendi elleriyle yaptığı kebaplarla ihya eden İbrahim Tatlıses'tir.
Sayın Canan Barlas, o sıralar Tercüman gazetesinde yazmaktaydı. Kuki adında bir şempanzeleri vardı. Doğal ortamında yaşasın diye onu İngiltere'de özel bir kuruma göndermişlerdi. Sonra hasret ve merakla Kuki'yi ziyarete gitmiş ve gözlemlerini bizlerle paylaşmışlardı: "Kuki yeni ailesine uyum göstermiş. Kuvvet dengelerini iyi hesaplamış. Güçlünün yanında olmayı başarmış.
Barlas, 20 yıldır; 1987'den beri üzerine çalıştığını belirttiği 104 sayfalık 'Eğreti Burjuvalar' kitabında, burjuvazimiz için anlattıkları, tam da Kuki'de olumlu ve sevindirici bulduğu özellikler: Uyum, kuvvet dengelerini hesaplama, güçlünün yanında olma.
Hayvanlar âlemi için başarı, burjuvada niye eğretilik oluyor, anlamadım.