Cinayet ve asıl adalet

Katiller var, onları yetiştiren abileri var. Hiç olduğunu bilmenin öfkesiyle etraftaki her şeyi ve herkesi düşman olarak gören, o düşmanları haklayıp imha ederek 'efsane'leşmeye can atan bombacı abiler...

Katiller var, onları yetiştiren abileri var. Hiç olduğunu bilmenin öfkesiyle etraftaki her şeyi ve herkesi düşman olarak gören, o düşmanları haklayıp imha ederek 'efsane'leşmeye can atan bombacı abiler... O abilerin de abileri, akıl hocaları var.
Dünyanın umursamadığı, hiçleştirdiği bir genç adamdır o abi de. Milliyetçi-mukaddesatçı ve internette günlük yayımlayarak kendini tüm dünyanın önünde çırılçıplak sergileyecek kadar aciz, çaresiz: "İnsanlardan nefret ettim. Kendimi sevdim. Sonra onlara haksızlık ettim. Şizofren olmayı arzuladım ... Bu toplumun delisi olmak şereftir sonuçta. Tarihin sizi anlayacağını bilmek, daha doğrusu zannetmek çok güzel. Bir gün yapayalnız kalırsam hayatta kalabilmek için verdiğim mücadeleyi matematiksel olarak vesikalayacağım."
Hezeyan, çığlık. Peki ama üstüne yöneltilmiş sözlü, yargılı, yazılı, şarjörü dolu namlular altında kendini bir 'ürkek güvercin' olarak gören Hrant Dink de aynı kıstırılmışlığı, aynı kuşatmayı yaşamıyor muydu?
Hrant hedefteydi. Ötekiler tetikte. Tetiktekiler o kadar aç, o kadar çaresiz ki, örneğin bir kadın tarafından istenmek, kabul edilmek, belki de onların hayatında her şeyi değiştirecek. Gerçek dünyada bu neredeyse imkânsız, biliyor, yaşıyorlar. Yine sanal ortama sığınıyor, internette ava çıkıyorlar, 'ya nasip' diyerek: Yaş önemli değil, 20'den 40'a kadar yolu var. Yeter ki kadın olsun.
Nizam-i Âlemci-Alperen ya da değil, ne olursa olsun bir 'kimlik', o kimliğin tescillendiği bir 'ocak' arzusu, arayışıyla debeleniyorlar. 'Bombacı' olmak, bir kimlik örneğin. Futbolcu olmak da. Kasaba takımının bombacıyı renklerine katması, 'Trabzonda Mc Donald's'a bombalı saldırı yaparak bütün dünyada infial uyandıran Yasin HAYAL'i transfer'i, bir onur olarak duyuruluyor.
O duyurunun altında yine aynı çığlık yükseliyor, hareketli yazıyla: "Ne Para, Ne Araba, Ne de Manita, Çok da umurumda bu dünya...Bütün âlem duysun...Bu âlemde Kral ÇANGAL".
Para, Araba, Manita; hepsi bu.
Onun için şerefli cinayet karşılığı cebine üç kuruş sıkıştırılan çocuk, ilk iş kendine yüksek topuklu gıcır gıcır bir ayakkabı alıyor. "Direkman gidip vurdum" dediği kurbanı, tabanı delik ayakkabıyla hayatı, dünyayı arşınlamış, ne umurunda?
* * *
Tüm bu utançtan, korkudan, rezilliklerden, cinayetlerden kurtuluş programına ihtiyacımız var. Hemen. Biyolojik yaşı genç, aklı-benliği çocuk on binlerce, yüz binlerce 'yalnız kurt'u eli silahlı caniye, her an her yerde patlayabilecek canlı bombaya dönüşmekten kurtarma programına ihtiyacımız var. Acilen.
İlk, orta, lise, üniversite eğitiminden geçmiş görünen ama iki cümleyi bir araya getiremeyen, ama internette sörf yapan, her türden av peşinde koşan açlar ordusunu o halden çıkarma programına ihtiyacımız var. İvedilikle. Bayrağı, bayraktaki sembolleri birer silaha, mermiye dönüştüren 'savaş hali'nden çıkış programına ihtiyacımız var.
Programın birinci maddesi Rakel Dink'in, ortak kurbanımıza veda mektubundaki uyarısıdır: "Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılmaz kardeşlerim..."
Programın adı Asıl Adalet olmalıdır. Finalde Paul Eluard'ın aynı adlı şiiri yer almalıdır:
İnsanlarda tek sıcak kanun/ Üzümden şarap yapmaları/ Kömürden ateş yapmaları/ Öpücüklerden insan yapmalarıdır... İnsanlarda tek güzel kanun/ Suyu ışık yapmaları/ Düşü gerçek yapmaları/ Düşmanı kardeş yapmalarıdır. Hep var olan kanunlardır bunlar/ Bir çocukcağızın ta yüreğinden başlar/ Yayılır genişler uzar gider/ Ta akla kadar