Gel de yazma birader

İnternet çıktı, yazarlık öldü, diyenlere katılmıyorum. Bakın, basınımızın amiral gemisi Hürriyet, internet baskısı üzerinden gençlere yönelik köşe yazarlığı yarışması düzenliyor.

İnternet çıktı, yazarlık öldü, diyenlere katılmıyorum. Bakın, basınımızın amiral gemisi Hürriyet, internet baskısı üzerinden gençlere yönelik köşe yazarlığı yarışması düzenliyor. Fena mı, ne cevherler çıkacak, göreceğiz. Ben ve büyüklerim dahil, daktilodan, kalem - kâğıttan gelme yazı erbabının sıkı durması lazım. Yeni bir yazı ve yazar tipi geliyor. Kimse bunun önünde duramaz. Böyle de biline!
Gerçi bu yeni dalganın yanında eski tarza da gün doğuyor. Örneğin, cumhurbaşkanlığı seçimi gazetemize yepyeni bir yazar kazandırdı, biliyorsunuz: Cemil Müneccim. Şahsen ben ve ailem, dostlarım, severek takip ediyoruz kendilerini. Papatyaları ona her şeyi söylüyor, gösteriyor, o da bize naklediyor sağ olsunlar.
Kültür-sanat sayfasındayız, siyaset sahasına girmeyeyim. Müneccim beye takdir ve sevgilerimi sunmak istedim, o kadar.
Gazeteyle anlaşması Tayyip beyin Köşk'e çıkıp çıkmayacağını takip etmekle sınırlıymış. Neyse ki, papatyaların işi bitmemiş henüz, sevindim. Dilerim hep aramızda olurlar.
Kültür-sanattaysa favori yazarım, sayın Kemal Yılmaz kardeşimdir. Onun da latif bir üslubu var. Koca kulakları, derin gırtlakları aratmayacak özel kaynakları var anlaşılan. Kültür ve sanat dünyamızın asıl gerçeklerini, dinamiklerini ondan izliyoruz. Bizim gibi ahkâm kesenlerden değil Yılmaz kardeşimiz. Onca hesap-kitap işinin içinde asıl mesleği muhasebeciliktir, biliyorsunuz- sıkı habercilik ve haber takibi yapıyor.
Müneccim beyefendi ve Yılmaz biraderimi anmam, tamamen tesadüf. Radikal'in dikkat çeken imzaları. Ama her ne kadar eski tarz köşe yazarının uzantısı gibi dursalar da, onlar aslında yeni kuşağı temsil ediyorlar. Şimdiki zamanın, daha doğrusu elektronik çağ gazeteciliğinin, yazarlığının ürünleri. Hem gerçek, hem bir o kadar 'sanal' kimlikler, imzalar. Belki bu nedenle bayılıyorum ben onlara?
Evet, yeni zamanların gazeteciliği ve yazarlığı bildiğimizden, gördüğümüzden başka bir şey olacak. Bu kesin. Hürriyet'in internet baskısı için gençlere yönelik köşe yazarlığı yarışması düzenlediğini söylemiştim. İçinde bulunduğumuz durumu, asıl olguyu yine Hürriyet internet sitesindeki çizgi-analiz 'e-çizgi'de görüyoruz. Beş karelik 'Çağdaş Gazete' başlıklı bir karikatür bandı: Toplu taşıma araçlarından birinde adam gazetesini açmış okumaktadır. Onun yanına oturan ikinci yolcu hemen dizüstü bilgisayarını açar ve okumaya başlar. Bizimki söylenir: "Ulan çağdışı mı kaldık yoksa..."
Durum budur. Ama yine de hem elektronik okurluğa, hem yazarlığa ilişkin kuşkularım var. İnternet üzerinden geçerleşen bu 'aktif'lik durumunu, GÖR-GEÇ OKURYAZARLIK olarak adlandırıyorum ben. Herhangi bir şeye odaklanmaksızın, hızlı tüketime uyarlı bir aktiflik. Aslına bakarsanız, edilgenlik, pasiflik, değil mi? Öyle görünüyor bana.
Örneklerim var. Birkaç yıl önce yine Hürriyet, 'Hayatımı anlatsam roman olur' kabilinden bir diziye başlamıştı Faruk Bildirici'yle. Oradan bir yazar-bir roman, bir hayat çıktı mı? Popstar yarışmalarından? Keza, gençlerin en gözde internet sitesi Ekşi Sözlük, 'ekşi' adıyla dergi işine girdiğinde umutlanmıştım.
Ama o da hayal kırıklığıyla sonlandı.
İnternet dünyası yazar adaylarının blog siteleriyle dolup taşıyor. Bakıyorsunuz, onlar da gönül eğlendirmeden, iç dökmekten, sevgili-arkadaş avcılığından başka bir şey taşımıyor. Okurlarına yazarlık şansı veren gazeteler bloglar açıyor. Durum aynı. Herkes en klasik dile tutulmuş vaziyette.
Öyle görünüyor ki, Müneccim beyefendi ve Yılmaz biraderim gibi eskiyi bilen, 'yeni'lere kalıyor iş. Kolay gelsin.