İktidar hizmetindeki muhalif

Avrupa Yakası'nın Burhan Altıntop'u Engin Günaydın, 'iç dünyası'nı açıyor seyiriciye Bu Hikâyedeki Mal Benim diyerek. İç dünyası, mecburen iş dünyasıyla kesişiyor yer yer.

Avrupa Yakası'nın Burhan Altıntop'u Engin Günaydın, 'iç dünyası'nı açıyor seyiriciye Bu Hikâyedeki Mal Benim diyerek. İç dünyası, mecburen iş dünyasıyla kesişiyor yer yer. Tek kişilik gösterinin sonlarına doğru o malum yakıcı gerçeği anıyor: "Biliyorsunuz, Türk tiyatrosu çöktü". Ahlanıp vahlanmamak gerektiği görüşünde Günaydın. "Çöksün, yeni bir şey çıkar ortaya" diyor.
Bence de öyle. Ama yeniliğin öyle kolay çıkacağına da Günaydın kadar emin değilim.
TV dizisinde rolünüzü ete kemiğe büründürücek, hakkınızla popülerlik kazanacaksınız.
Onun getirisiyle kendi hikâyenizi anlatacaksınız. Salondakilerin gülmeye; Engin Günaydın'ı değil, Burhan Altıntop'u izlemeye geldiğini bilerek çıkacaksınız sahneye. Burhan'ın en çok iş gören repliğini (Hey geriii, waht's going on) anıp salonu güldürecek, sonra da dönüp, "Böyle saçma bir şeye niye gülüyorsunuz ki?" diyeceksiniz! Zor iş. Bir yandan seyirciye beklediğini vermek zorundasın, parayı hak etmek, salonu doldurmak için. Bir yandan da "Ben başka şeyler yapmak, başka şeyler söylemek istiyorum" diyeceksiniz.
Hepimizin farklı farklı düzlemlerde yaşadığımız çelişki bu: Mevcut, egemen olana uyum göstererek yenilik de sağlanamıyor, muhalefet de yapılamıyor.
Sözünü ettiğim durumun yine tiyatrodan bir başka örneğini Kenan Işık'la izliyoruz. Radikal'de Hızır Tüzel, Kültür Bakanlığı müşavirliğini sorduğunda Işık, devlet tiyarolarında olan bitenlere muhalif olduğunu söylüyor. "Sanatçıyım ve muhalifim. Sanat zaten her rejimde muhalif olmak zorundadır ki, sistem toparlansın, daha iyisi neyse ona doğru gidilsin" diyor.
Güzel. "Bunları gel anlat da uygulayalım" denmiş kendisine bakanlıktan. O da reddedememiş. Peki. Uygulamada neler olduğunu hepimiz görüyoruz. Geçen hafta yazdım; iktidarın hiç de gizlemeye gerek duymadığı ciddi bir tiyatro fobisi ve düşmanlığı var. Kendisi de tiyatrocu müsteşar Işık bunları görmüyor mu, görüyorsa ne diyor, ne yapıyor?
Son örneğe bakalım. Türk tiyatrosunun önde gelen isimlerinden, Semaver Kumpanya'nın kurucusu ve sanat yönetmeni Işıl Kasapoğlu'nun 28 Mayıs tarihli mektubu ilginç veriler taşıyor. 'TÜRK TİYATROSUNU YIKMAK İÇİN İKTİDARLARA İHTİYACIMIZ YOK! BİZ KENDİ KENDİMİZE YIKARIZ!' başlığını koymuş Kasapoğlu mektubuna.
Bakın ne oluyor: Semaver Kumpanya, Kültür Bakanlığı'ndan ödenek istemeksizin kendi yağıyla kavrulmaya çalışıyor. O zaman da başka engellerle karşılaşıyor. Bakanlıktan ödenek almayan tiyatrolar Devlet Tiyatroları salonlarında oynayamıyor, turnelerde daha bir zorluklarla karşılaşıyor. Mecburen başvuruluyor ve fakat Semaver Kumpanya'ya bu yıl tek bir kuruş ödenek uygun görülmüyor bakanlıkça. Gerekçe? Yok! Öyle.
Kasapoğlu, bazı tiyatrolara ödenek verilmemesine ilişkin bir dedikodudan söz ediyor: "Ödenekli devlet kurumlarından maaş alanlar özel kamu tiyatrolarında çalışamazlarmış! İnşallah bu sadece dedikodudan ibarettir, yoksa iyice utanılacak bir durum çıkıyor. Tiyatroculara tiyatro yapmak yasak ama mafya dizilerinde ya ya sabun köpüğü dizilerde oynayabilirler!"
Meslek etiğine işaret ederek bitiriyor Kasapoğlu mektubunu: Bir tiyatro topluluğu kadrosundasınız, dizi çekimleriniz var ve topluluğun da oyunu ya da turnesi var. Öteki daha 'akçalı' olduğundan, çekime gidiyorsunuz... Böyle de bir seçim özgürlüğü var karşınızda!
Kenan Işık, "Muktedirlerin bu kadar zalim olması, bir tiyatro eseri için önemli bir temadır" diyordu. Çok doğru. Muktedire nasıl karşı duracaksınız ona hizmet vererek?