Kadın korkusu

Meydanları dolduruyor kadınlar. </br>Zırhları bayrak, kalkanları laiklik ve modernlik. Uyuyanları uyandırıyor, mağrurları ürkütüyor, iktidarı sallıyor, memleketi ayağa kaldırıyorlar.

Meydanları dolduruyor kadınlar.
Zırhları bayrak, kalkanları laiklik ve modernlik. Uyuyanları uyandırıyor, mağrurları ürkütüyor, iktidarı sallıyor, memleketi ayağa kaldırıyorlar. "Kadın devrimi" deniyor. Dünya buraya, özellikle onlara; kadınlara bakıyor. Şaşkınlıkla, gıptayla.
Tamamen erkek egemen Çılgın Türkler muhabbeti bu kez kadın eksenli olarak sahneleniyor. Amerikan basını, "Türkler ne yapıyor" sorusunu tartışıyor. "Biz de onlar gibi yapsaydık iktidara karşı çıkıp meydanları doldursaydık- Irak'ta savaş olmayabilirdi, bitebilirdi" türünden yorumlar yapılıyor. En sonuncusu, CNN anketinde kendini gösteriyor. Cumhuriyetçi, laik kadın mitinglerinden hareketle, "Türkiye laik kalmalı mı" sorusu soruluyor.
Daha üç-beş yıl öncesine kadar, hemen tümüyle kadına odaklanan edebiyatımızın memleketi ve dünyayı ayağa kaldıran bu durum karşısındaki sessizliği dikkat çekici.
Hatırlayın, özellikle romanlardan buram buram kadın kokusu fışkırıyordu son on yıldır. Yakın dönemin ilk best-seller'larından Ahmet Altan'ın 'Tehlikeli Masallar'ını bu anlamda başlangıç olarak anabiliriz. 'Kılıç Yarası Gibi', 'İsyan Günlerinde Aşk', Aldatmak, bir bakıma o serinin devamıdır. Bütün bunlarla Altan, "kadını en iyi anlayan ve anlatan yazar" unvanına kavuşmuştur. Tabii, en çok okuyucuya ulaşan yazarlığa da. Yalnız romanları değil, Altan'ın denemeleri de eşlik etmiştir buna.
Kadını yazmadan, insanı yazmak mümkün değildir, gibi son derece yerinde önermeye dek uzanmıştır edebiyat ve yazı. (Önerme yerinde ve doğru ama kullanım ve uygulama biçimi ayrı tartışma konusu.) Altan, kadın, erotizm, cinsellik sahasında ne denli atak, kurcalayıcı ve iştahlıysa, romanımızın bir başka doruk ismi Orhan Pamuk, o denli tutuktur. Hatta mattır. Yine de onun başyapıtlarından 'Kara Kitap', Kayıp Rüya-Kaybedilen Kadın ekseninden okunamaz mı?
'Benim Adım Kırmızı', ne Kara'nın ne Kırmızı'nın, öncelik ve özellikle kadın kahraman Şeküre'nin üzerinden işler. Kar'da bütün o tiatral İslami hareket-laik/Kemalist darbe tema ve dekorunda arka planda gibi duran ama asıl aksiyonu belirleyen bir kadınlar teşkilatı, kadrosu vardır.
* * *
Daha fazla ayrıntı bu yazının sınırlarını aşar. Şu kadarını söylemekle yetineyim; romanımıza, edebiyatımıza ve dahi düşüncemize, davranışımıza damgasını vuran, kadın kokusundan çok, kadın korkusudur. İlk romanlar sayılan Namık Kemal'in 'İntibah'ı, Ahmet Mithat'ın 'Felatun Bey'le Rakım Efendi'sinden başlatabiliriz bu koku-korku denklemini: Cinsi latifin cezbesine kapılıp kendini kaybetme.
Bütün o erkek memleket, aile, iktidar demektir erkek- odaklı koku ve korku denkleminde belki ilk farklılık, kadın penceresinden bakma, 'Aşk-ı Memnu'da kendini gösterecektir. Sonraki fasılda yine aynı korku hâkimdir, günümüzden verdiğim örneklerden de anlaşılacağı gibi.
Sadece yazınsal bir tema değil bu. AKP'nin iletişim danışmanı Erol Olçak'ın halka bakışı, korkunun yazınsallıktan, cinsellikten öte, siyasal ve toplumsal olduğunu ortaya koyuyor. "Kitlelerin ve kadınların davranışları ortaktır .. kadınlara her gün iltifat etseniz, her gün isterler. Topluma her gün bir şey verseniz, her gün isterler. Kadınlar yoktan anlamaz, kitleler de yoktan anlamaz" diyor sayın Olçak.
Ne yapmalı o zaman bu vardan-yoktan anlamaz taifeyi?
Şımartmayacaksın, bir. Terbiye edeceksin, iki. Tekdirle uyarıyla- olmazsa, kötekle. Demek ki; Kitle/toplum = Kadın = Çocuk.
Ne yapsanız olmuyor, yoktan anlamıyorlar. Korku dağları bekliyor.
Ne bela şey şu modernlik, şu kadınlar!