Kimsenin bilmediği Nâzım

Nâzım Hikmet, ilk kez halkıyla, yurttaşlarıyla buluşuyor beyazperdede. 'Mavi Gözlü Dev' filmi, şairin hapisliğinin son 10 yılına, 1940-1950 arası Bursa Cezaevi dönemine odaklanıyor.

Nâzım Hikmet, ilk kez halkıyla, yurttaşlarıyla buluşuyor beyazperdede. 'Mavi Gözlü Dev' filmi, şairin hapisliğinin son 10 yılına, 1940-1950 arası Bursa Cezaevi dönemine odaklanıyor. Ökseye tutulmuş bir kuşun, kafese kapatılmış bir devin çırpınışlarını izliyoruz.
Yaşamındaki en sancılı, en trajik kesitlerle sinemada karşımıza çıkan Nâzım, ölümünden neredeyse 45 yıl geçtikten sonra bile hâlâ canlı. İlginç rastlantı; İtalya'nın en önde gelen edebiyat dergisi Poesia'nın Şiir- Mart 2007 sayısının kapağında o var. Şiirlerinden örnekler ve onu bir 'dâhi' olarak niteleyen yorum yazısıyla... Aynı şekilde bizde, Toplumsal Tarih dergisinin yine mart sayısında Niyazi Dalyancı, Nâzım'ın Sovyetler'deki 'muhalif ve sakıncalı' konumuna işaret ediyor.
Hemen hiçbir Sovyet yazarının, sanatçısının cesaret edemediği sistem eleştirisini ortaya koymuştu Nâzım, 'İvan İvanoviç Var mıydı, Yok muydu' adlı oyunuyla. Ama oyun, sadece altı kez sahnelenmiş ve 'ilgililer'in yanıtı hemen gelmişti: İvan İvanoviç yoktur... Soru ve oyun, yasaktır. Bu kadar.
Sığınmanın üstünden altı yıl geçmesine karşın, Nâzım'ın Sovyet vatandaşlığı, SSCB-Türkiye ilişkilerine zarar vereceği gerekçe gösterilerek 'sakıncalı' bulunmaktaydı. Gerçekteyse Nâzım'ın oyunu ve ona eşlik eden düşünceleriydi sakıncalı olan. Sığıntı olsa bile iktidara karşı duruşuydu.
Senaryosunu Metin Belgin'in yazdığı, Biket İlhan'ın yönettiği 'Mavi Gözlü Dev' filminde de görüleceği gibi Nâzım'ın muhalifliği bulunduğu ülkelerin (Türkiye ve SSCB) yönetimiyle sınırlı değildir. İki ayrı davadan 'askeri isyana teşvik'le yargılanıp 28 yıl dört ay hapse hüküm giymesinden önce, üyesi olduğu partide de yine resmi politikaya karşı olduğu için mahkûm edilmiştir.
Yani, orada da 'hain' damgası yemiştir.
'Mavi Gözlü Dev', tüm bu komplo ve kuşatmaların süregittiği Bursa Cezaevi günlerini konu ediyor. Kaldı ki, yakında kurtulucağı, cezasının temyiz edileceği vaatleriyle Bursa'ya nakledilmiştir. İzleyen 10 yıl boyunca bu vaatler ve beklenti devam etmiştir. Bir tür psikolojik işkence gibi, bir tür moral direnç sınavı gibi.
Aralık 1949'da Vala Nurettin'e şunları yazar: "... hapishane şartları hayatım için tehlike teşkil etmektedir. Fakat bunu kabul edecek babayiğit doktor ve sıhhiye heyeti memleketimizde -işin ucunda ben olduğum için- mevcut değildir. ... ben yaşamasını, sevmesini bildiğim gibi aynı cesaretle ölmesini de bilirim. ... herhangi bir af filan çıkacak olsa da, hak yerini bulacak da, hapisten çıkacağım diye zerrece ümide kapılma. Uğraşmayın demiyorum, uğraşmak lazım elbette. Fakat dalgaya düşmeden. Her an menfi netice alacağımızı bilerek..."
Sonuçta, kendine yönelik imha girişimini aşmayı bilmiş, özgürlüğünü bizzat kendi eylemiyle, ölüme yatarak elde etmiştir. Mahkûmiyetiyse aktif üretime dönüştürmüştür: Dev yapıtı 'Memleketimden İnsan Manzaraları', hemen tümüyle Bursa Cezaevi ürüdür. Şiirin, sözün, yazının tıkandığı yerde resme sarılır.
Kendi üretiminin yanı sıra, tam bir 'eğitmen-rehber'dir. Çankırı Cezaevi'nde birlikte kaldığı Kemal Tahir'le, Bursa Cezaevi'nde üç buçuk yıl aynı odayı paylaştığı Orhan Kemal'le aralarındaki ilişki, edebiyattan yabancı dil eğitimine, hayat ve dünya algısına uzanan bir usta-çırak ilişkisidir. 16 yaşında hapse düşmüş, bütün bunlara uzak köy çocuğu İbrahim Ali'yle, sonranın ressam Balaban'ıyla da öyle.
Bütün bunların yanında, ayna dökümcülüğünden dokumacılığa, geçimlik aynı zamanda ortaklaşmacı, dayanışmacı işler, uğraşlar... Bir insanın, bir kurbanın, bir kahramanın canı dişinde yaşama serüvenidir 'Mavi Gözlü Dev'!