Ogün'lerden Ogün'ler...

Biri 'abi'ydi, üniversiteli. Biri bombacı. Nam salmış, fiyakalanmış. Biri onların yanına çırak durmuş, 16-17 yaşında. Bombacı, abi desteğiyle kurduğu internet sitesinde 'Efsane dönüyor...' anonsu yapıyordu.

Biri 'abi'ydi, üniversiteli. Biri bombacı. Nam salmış, fiyakalanmış. Biri onların yanına çırak durmuş, 16-17 yaşında. Bombacı, abi desteğiyle kurduğu internet sitesinde 'Efsane dönüyor...' anonsu yapıyordu. Çırağı var artık... Ufaktan da olsa patronlaştı, namlandı, dünyaya nam salacaktı. Hedefte kanı bozuk Ermeni Hrant vardı. İcraat gerçekleşti. Dünya yerinden oynadı.
Cinayete, çocuk katile, azmettiricilere, abilere bakıp şaşakalıyor, dehşete düşüyoruz.
Ben de bu şaşkınlığa şaşırıyor, gecikmiş dehşet karşısında dehşete düşüyorum. Bombacı ve çırağı tetikçi tekil örnekler mi? Kendiliklerinden mi çıktılar ortaya? 15 yaşındaki çocukla gerçekleştirilen rahip cinayetini bırakın bir tarafa.
Ama daha 14-15 yaşında mafya olmayı kafaya koyan çocuğu, otomobil ve silah için 2006 yılbaşı arifesinde babasını öldüren çocuğu, asla unutmayın.
Aynı şekilde, yeterince harçlık alamadığı için anasının, babasının canına kıyan çocukları da unutmayın. Kız meselesinden birbirini hacamat eden, okul arkadaşına pusu kurup öldüren ergen çocukları da unutmayın. Elinde silahla sınıfa dalıp kendisini terk eden sevgilisini tek kurşunla mıhlayan Adana'daki liseli kızı, unutmayın. Sevgilisiyle görüşmesine izin vermedikleri için yasaklı sevgiliyi de ikna edip annesini, babasını, ablasını bıçaklayarak öldüren 16 yaşındaki kızı unutmayın. Öğretmenlerini döven, bıçaklayan, vuran, öldüren ilköğretim çocuklarını, liselileri...
Sonsuz uzatılabilecek, güya ki tekil ama bütüne baktığınızda 'seri' halde seyreden, süreklilik taşıyan gençlik eylemleri, o çocukların dünyasında öldürmenin, her türüyle şiddetin olağanlaştığını gösteriyor. Olağan-sıradan imha, yetişkinler için de geçerli tabii ki.
Asıl dehşet bu. Dehşetin dehşetiyse, piyasa düzeninde, ona uyarlı 'fikriyat' sahiplerinde ve üreticilerinde kendini gösteriyor. Piyasa, her yaştan ve her kesimden insana sürekli olarak 'Yeter ki iste' çağrısı yapıyor, doğası gereği. İste, sahip ol. Açlar ordusuna bolluk propagandası, gösterisi yapılıyor sürekli. Açlık ve acizlik katmerleniyor. Piyasaya hizmet veren 'fikriyat' sahipleri ve üreticileri, sunumuna, talep edilmesine aracılık ettikleri malları, ürünleri hangi paketle, hangi 'ödül'le sunarlarsa kazanacaklarına, işverenlerine kazandıracaklarına kafa yoruyorlar.
Son üç-beş yıldır bulunan formül şu: Tüketici kitlenin mala sahip olamasa da markayı sahiplenmesi, açlığın hiç değilse manevi yönden doyurulmasından geçiyor. Onun için de 'ver gazı, ver coşkuyu':
'Sen var ya sen... Biz var ya biz'. Blucinden tıraş bıçağına, koladan bankaya.. Her şeye 'milli hissiyat', katmak, bayrak göstermek kitle gıdası haline geliyor. Reklamcılar aracılığıyla 'pozitif milliyetçilik' lafı keşfediliyor. Sonrası sokaktan siyasete, TV dizilerinden stadyumlara her yerde her an 'en milli' hal çıkıyor karşımıza. Vur, vur inlesin havası. Üstüne, arsız arsız 'Hadi hayırlı tıraşlar' muhabbeti. Sonrası, bir aralar yaşlı Avrupa'ya damızlık olma rüyaları gördüğünüz milyonlarla ifade edilemeyen taşkın gençliğiniz toptan heba olmuş, başınıza bela olmuş, hayal oğlu hayal olmuş.
O bombacı Hayal'leri, tetikçi Ogünleri ne yapacağınızı düşünün şimdi kara kara.