Orhan Pamuk'un pasaportu

The New Yorker dergisinin 16 Nisan tarihli sayısında Orhan Pamuk'un 'İlk Pasaportum' yazısı yayınlandı. Derginin Kişisel Tarihçe bölümündeki yazı, 'Bir ülkeye ait olmak ne demektir?' altbaşlığını taşıyor.

The New Yorker dergisinin 16 Nisan tarihli sayısında Orhan Pamuk'un 'İlk Pasaportum' yazısı yayınlandı. Derginin Kişisel Tarihçe bölümündeki yazı, 'Bir ülkeye ait olmak ne demektir?' altbaşlığını taşıyor. İki sayfalık yazının (sayfa 56, 57) yarım sayfasında da, 1959'da, Pamuk'un Cenevre'de IBM'de çalışmaya baslayan babasının yanına gitmek için çıkarttığı TR-A-No: 032926 no'lu ilk TC pasaportunun resmi yer alıyor.
İngilizceye Maureen Freely'nin çevirdiği yazıyı Radikal okurları çok iyi hatırlayacaktır: 'Pasaport ve Kimlik Dertleri' başlığıyla yayımlanmıştı Radikal İki'de; 28 Şubat 1999.
Ama söz konusu yazıyı bizden de önce okuyanlar var: Almanlar. Frankfurter Algemeine Zeitung'da çıkmış 20 Ocak 1999'da.
Öyle sıkı bir Pamuk arşivim olduğunu sanmayın. Amerika'daki bir arkadaşım The New Yorker'daki yazıyı bana gönderince, bu yazıyı biliyorum, dedim. Radikal İki'de okumuştum evet, ama onu da kesip saklamadım. Yukarıdaki künyeyi Pamuk'un Aralık 1999'da yayımlanan 'Öteki Renkler' kitabından çıkarttım. Son olarak Amerika'da 'Bir ülkeye ait olmak ne demektir?' sorusuyla yayımlanan yazı, andığım kitapta 'İlk pasaportum ve öteki Avrupa yolculuklarım' başlığıyla yer alıyor.
Son haliyle, bir insanın nereye ait olduğunu sorgulayan yazının serüveni, Pamuk'un hiç kuşkuya yer bırakmayacak şekilde, Türkiyeli bir yazar olduğunu gösteriyor! Ki, onun yazıyla ilişkisi başta olmak üzere, yazma pratiğiyle ve genel tutumuyla Türkiye'deki yazar tipinin, kimliğinin dışında durduğunu hep vurguladım. Ama bu pasaport yazısı bana, neredeyse 'genetik kod'uyla Türkiyeli bir yazar olduğunu gösteriyor Pamuk'un.
Çünkü, Aziz Nesin'e atfedilen sözü anımsatıyor. Türkiye'de yazı para etmediği için, Aziz bey, bir şeyi dört defa yazmak daha doğrusu satmak- gerektiğini söylermiş. Önce öykü olarak yazıp yayımlarsın, dergi ya da gazetede çıktıktan sonra kitaba alırsın. Sonra daha da geliştirir, romanlaştırırsın. Tefrika eder, üç-beş kuruş da oradan alırsın, ardından da kitap olarak yayımlarsın. Nihayet, bir punduna getirip oynulaştırırsan ve sahnelenirse, üç-beş kuruş da oradan gelir...
Bir koyundan dört post çıkarmak denen bu durum, yazının kullanım, parasal değerinin düşüklüğünden kaynaklandığı gibi, yazarın kaçmaktan kovalamaya zaman bulamayışındandır. Yani, geçim derdinden yakasını sıyırıp yazıyı doğrudan amaç olarak görmekten çok, araçsallaştırmasıdır.
Pamuk, bu yönden tamamen gelenek dışıdır. Yazı, onun için her zaman amaçtır. Para, yazısının değerlenmesiyle adeta kendiliğinden gelmiştir. Ama 'Pasaport' yazısı örneğinde görüldüğü gibi hayli bereketli bir tema bulmuştur orada ve döndüre döndüre sunmuştur 'pasaport'unu değişik coğrafyalarda değişik konumlarda... Genetik miras, diyelim!
* * *
Derdim bir yazının kaç kez kullanıldığının izini sürmek değil. Pamuk, Nobel konuşmasının ana temasını oluşturan babasının bavulundan da bildiğim kadarıyla ilk kez bu pasaport yazısında söz ediyordu. Yedi yaşındayken o ilk pasaportla Cenevre'de yaşadığı yabancılık duygusundan, bozgunundan sonra, "Bir içe dönüş içgüdüsüyle 24 yıl Türkiye'den dışarı çıkmadım" diyordu. Kendini kitaplara verdiğinden, Avrupa'nın en iyi kitaplardan tanınacağını düşündüğünden söz ediyordu.
İkinci pasaport, yine kitaplar yüzündendir: Henüz Almancaya çevrilmese de kitapları, oradaki okurlar için düzenenlenen okuma turnelerine çıkmıştır. Ve yine 'kimlik krizi'yle karşılaşmıştır. Pasaport bizi anlatmıyor, başkalarının bizi görme biçimini belirliyor.
Pamuk şimdi pasaporttan bağımsız, kitaplarıyla var olduğuna göre, artık nereye ait olduğu sorusunu aşmış mıdır? Bilmiyorum.