Şiddete meyyalim derttendir

Sanki yeni bir durummuş gibi şaşkınlık, daha ötesi korku ve öfkeyle şiddeti tartışıp duruyoruz. Ne oluyor, nereye gidiyoruz? Soru çengellleri havada uçuşuyor.

Sanki yeni bir durummuş gibi şaşkınlık, daha ötesi korku ve öfkeyle şiddeti tartışıp duruyoruz. Ne oluyor, nereye gidiyoruz? Soru çengellleri havada uçuşuyor. 'Polis' filminin fragman sözü açıklayıcı olabilir belki:
Şiddete meyyalim(iz) vallahi derttendir.
Biliyoruz ki, 'kör şiddet' denilen, 'maganda terörü' olarak da anılan gündelik hayatın, sokağın acımasız vahşeti hiç yeni bir hal değil. Senelerdir taşkınlaşarak sürüyor, nerede kimi vuracağı bilinmeksizin her an, her yerde. 'Trafikte yol vermeyen sürücüyü kurşunladı' faslından 'Sevgilisini sokak ortasında doğradı'ya, oradan 'şan' için birkaç benzin istasyonu, birkaç bakkal basıp adam öldürmeye uzanan 'vallahi dertten' icraatlar hiç mi hiç yeni değil. Genç-ergen takım arasındaki haraç, gasp çeteleri, 'kız meselesinden' liseli cinayetleri artık ilkokullara kadar uzanıyor. Ve yine 'vallahi dertten'.
Bu serseri, lümpen şiddet birçok kanaldan giydirme destekle ideolojik kılıfa bürünüyor yine senelerdir. Ona da yine şaşkınlıkla ve yeni bir durummuş gibi 'yükselen milliyetçilik' deniyor. Ben de merak ediyorum, hiç dinginlenip dizginlendiği, alçalıp seyreldiği var mı bu topraklarda milliyetçiliğin? Nakarat: Polis'in 'vallahi'li repliği.
İki gündür Paul Auster söyleşileri okuyoruz. Milliyet'te Yasemin Çongar, Radikal'de Müge İplikçi yazarın 60. yaş kutlaması niyetine Türkiye dahil 24 ülkede aynı zamanda yayımlanan 'Yazı Odasında Yolculuklar' kitabı dolayısıyla yapılıyor söyleşiler. Milliyet, "Orhan Pamuk'a yapılanı anlamak imkânsız" sözünü spota çıkarmıştı.
Radikal'deki söyleşide, bizim meşhur 301. madde sorulduğunda aynı şeyi söylüyor Auster: "Bir Amerikalının anlamasının çok güç olduğu bir madde olarak düşünüyorum" diyor, "Vatandaş olarak söylemek istediğimizi söyleyebilir ve eleştirmek istediğimizi eleştiriririz.
Konuşmayı engelleyen böyle bir yasa varken o ülkede demokrasi nasıl işlerlik kazanabilir?"
Evet soru bu. Bir Amerikalının anlamasının ve kabul etmesinin imkânsız olduğu durum da bu. Auster günümüzün en önemli yazarlarından. Andığım her iki söyleşide de yazma eylemine ilişkin son derece dikkat çekici açıklamalar var. Ama şu an bizim Türkiye'de yazma eylemiyle uğraşanlar için bunlardan daha öncelikli olan, yukarıya aldığım sözleri: Amerikalıyı bırakın, düşünceyle- yazıyla uğraşan insanın anlamasının imkânsız olduğu halleri, durumları, bizim içselleştirmemizdir. Kanıksamamız, kabul etmesek bile boyun eğiyor olmamızdır.
İster geçici bir süre için, ister çalışmak için, hangi nedenle olursa olsun, bu ülkenin en tanınmış ve en göz önündeki yazarı, kaçar gibi ülkesini terk etmek zorunda kalıyor. Kaçtı, gizlice gitti, biliyorduk vs. ötesinde, bir söz, bir tavır çıkmıyor ortaya.
Aynı şekilde, yine göz önüne çıkanlardan Elif Şafak, yarın 24 Şubat'ta Garajistanbul'da katılacağı etkinliği ertelemek zorunda kalıyor.
Bu da 'anlaşılması imkânsız' değil, tam tersi, gayet anlaşılır bir durum. Bizim için!
Yazının başında yeni bir halmiş gibi, şaşkınlıkla şiddeti tartıştığımıza işaret etmiştim. Pamuk ve Şafak örnekleri, bütün o tartışmalar içinde, aynı zamanda şiddeti içselleştirdiğimizi, kabul ettiğimizi ortaya koymuyor mu?
Bu durumda, burada nasıl bir edebiyat, nasıl bir sanat, nasıl bir dil, nasıl bir düşünce çıkar? Çıkabilmesi mümkün mü? Bu anlaşılabilir bir şey mi?
Ya da evet, vallahi dertten. Şiddetimiz. Korkumuz. Her şeyimiz. Derdimiz büyük.
Çok büyük.