Adım adım ölümsüzlüğe doğru

Adım adım ölümsüzlüğe doğru
Adım adım ölümsüzlüğe doğru
Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada daha az çocuk ve genç ölüyor, daha fazla insan uzun yaşıyor.
Haber: KALBEN SAĞDIÇ - info@yeniakil.com.tr / Arşivi

İnsan ölümlüdür ancak bunun farkında değilmiş gibi harcar hayatını. Küçük sorunlarına, gündelik sıkıntılarına, geçmişine, pişmanlıklarına takılır durur ağlara takılan balık çaresizliğiyle. Melankoliden beslenir. Umutsuzlukla yaşar. Gelecekten korkar. Aynı toprakları paylaştığı komşusuna düşman kesilir. Hiç tanımadığı uluslara düşman kesilir. Dünya ’yı dolaşmayı değil, yok etmeyi tercih eder. Sabahtan akşama kapana kısılmıştır; ancak kapanın düzeneğine karşı gelenleri eleştirip durur. Garip bir varlıktır insan, değil mi?

İşte, insanlık tarihinin en büyük ve zafer dolu hikâyesi de bu gariplikten doğuyor: Ölümsüzlük arzusu. Ölüme karşı açtığımız savaşı kazanmakta olduğumuzu söylemekte sakınca yok. Princeton Üniversitesi’nde ekonomist olan ve küresel sağlık konularında uzmanlaşan Angus Deaton “Dünyada 1950 yılı ile kıyaslandığında bebek ya da çocuk ölüm oranları azalmamış hiçbir ülke kalmadı.” diyor.

Küresel sağlıkla ilgili en güncel sayılara baktığımızda Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verileriyle karşılaşıyoruz. 1990 ve 2010 yılları arasında beşinci doğum gününden önce hayatını kaybeden çocuk sayısında neredeyse %50’lik bir azalma olması umut vaat ediyor. Sıtmaya bağlı ölümler de %71 oranında azalmış durumda. Doğuma bağlı anne ölümleri ve tüberkülozdan kaynaklanan ölümler de yaklaşık %50 oranında azalmış durumda.

Ebola yüzünden unutulmaya yüz tutan ancak hala modern hayatın vebası ve milyonlarca insanın kabusu olmaya devam eden AIDS de gerileme halinde. 2005 yılından beri AIDS ve ona bağlı hastalıklar sebebiyle yaşanan hastalık ve ölümlerde yaklaşık %24’lük gerileme var.


Kısacası zamansız ölümlerde gözle görülür bir azalma var. Üstelik, bu azalma sadece zengin ülkeler için geçerli değil: WHO verilerine göre tüm gelir klasmanlarında 1990 ve 2011 arasında ortalama ömür artmış durumda. Büyük resme bakarsak, küresel olarak yaşam beklentisi 1950’lerin başlarında 47 yaş. Bu sayı, 2011’de 70’e yükseliyor. Ortalama bir İngiliz 1850’de, yani imparatorluk en gösterişli günlerindeyken, 40 yaşına kadar yaşıyordu. Dünyanın en güçlü ve zengin ülkesinde yaşarken 40’a kadar gidebilen İngilizler şimdilerde 80’i görüyor. Emlak krizi, enflasyon ve dış politikaları bir yana, sanıyoruz ki iki katı yaşamakla ilgili bir sorunları yoktur.

Her yıl daha az yetişkin ve çocuk ölmekte, hayatını acı çekerek geçiren insan sayısı milyonlar bazında azalmakta, en sağlıklı yıllarını sevdikleriyle geçirme şansına erişenler çoğalmakta.

Neler oluyor hayatta?

Teknolojik ve siyasi gelişmelerin uzayan ömürler ve etkisi azalan hastalıklar üzerinde şüphesiz büyük bir etkisi var. Örneğin, araştırma kalitesinin yükselmesi, modern ilaç ve bilgi teknolojilerinin dünyanın dört bir yanında çığır açacak konuma gelebilmesi hayatı uzatan faktörler arasında. Bilimsel gelişmelerin tetiklediği Sanayi Devrimi sonrasında modern kapitalizmin doğması da kaynakların çeşitlenmesine, fazlalaşmasına ve yayılmasına yol açtı elbette.

Liberal demokrasinin yayılması da hükümetlerin vatandaşlarına karşı sorumluluklarının çoğalmasına, bir başka deyişle sağlık ihtiyaçlarının ya da seçim bedellerinin ödenmesine yol açtı. “Emir demiri keser” döneminin sona ermesi, imparatorlukların yerini ulus-devletlere bırakması, insan hakları bilinçlenmesine yönelik çalışmalar, uluslararası organizasyonların etkisi, sonsuz bir pazar ve satış ihtiyacı…

Teknoloji ve demokrasi insanlığın gelişmesini olumlu etkilerken yabancı yardım kavramı da devreye giriyor. Zenginler, fakirlere ve çaresizlere el uzatıyor. Düzenin ilginç bir işleyişi olduğu inkar edilemez. Sizi yoksullaştıran, hasta eden; kaynaklarınızı ve iş gücünüzü sömüren; tarih boyunca asimile edenlerin bir gün ellerinde yardım paketleriyle kapınıza gelmesine ne demeli? Günümüzde “yabancı yardım” deniyor işte. Deaton’a göre özellikle suçiçeği ve AIDS hastalıkları söz konusu olduğunda yabancı yardım etkisini gösteriyor ve milyonlarca hayat kurtarabiliyor. Oğul Bush 2003’te uyguladığı program sayesinde 5.1 milyon insanın AIDS tedavisi görmesini sağladı. Aynı oğlun Orta Doğu’da yaptıkları ise bambaşka bir hikaye…

Yine de, umudumuzu taze tutalım. İnsan insana el uzatıyor diye düşünelim. Ebola krizi kapıdayken olumlu düşüncenin gücüne sığınalım. WHO verilerini gelişme, ilerleme ve büyüme adına bir zafer kabul edelim. Uzayan ömrümüze ömür katmak için, dünyayı yok etmekten, öldürmekten, yok etmekten de vazgeçeceğimize inanalım.