Bu kadınlar hep seksi!

Bu kadınlar hep seksi!
Bu kadınlar hep seksi!
İzlediğiniz filmde kaç kadın karakter var? Replikleri var mı? Nelerden bahsediyor bu kadınlar? Nasıl giyiniyorlar? İşte yanıtları...
Haber: KALBEN SAĞDIÇ - info@yeniakil.com.tr / Arşivi

Hollywood’un olduğu kadar, dünyanın da gündeminde yetenekli ve başarılı kadın oyuncuların, şarkıcıların, sanatçıların hacklenen fotoğrafları, selfie’leri var. Siber suç olgusunu tartışmak yerine “ee, çekmeyecekti kardeşim” tandanslı söylemler üreten kitleler; Birleşmiş Milletler toplantısında kadın-erkek eşitsizliğine dikkat çeken Emma Watson’ı “çok konuşma kızım, senin de çıplak fotoğrafların elimde” diye tehdit ederek sahte kampanya yapanlar; insanların özel hayatına sadece hackerların değil, tüm medya organlarının da itinayla tecavüz edebileceğini ortaya koyan haberciler de var.

Günümüzde kadın olmak kolay değil. Bir kadın hırslıysa isterik, sinirliyse deli, çalışkansa çirkin, başarılıysa kız kurusu olarak damgalanabiliyor. “Erkek gibi” güçlü olmak, “adam gibi” yaşamak isteyen kadınları mantıklı düşünmeye davet eden sistemin içinde var olmaya çalışan sanatın kurtarıcılığı da tartışmaya açık…

USC Annenberg İletişim ve Gazetecilik Okulu ve Geena Davis Enstitüsü tarafından hazırlanan; filmlerde bulunan kadın karakter sayısını, kadın rollerini, kadın cinselliğinin sunum biçimlerini ve sinemacıların cinsiyetlerini analiz eden yeni bir çalışmanın sonuçlarına göre kadının adı olsa da hala duyan yok.

Birleşmiş Milletler tarafından fonlanan araştırma, sinema sektörünün liderleri Avustralya, Brezilya, Çin, Fransa, Almanya, Hindistan, Japonya, Rusya, Güney Kore, İngiltere ve ABD ’ye odaklanıyor. Her ülkede 2010-2013 yılları arasında gösterime giren 10 popüler filmi analiz eden araştırmanın başında, USC Annenberg’in Medya, Çeşitlilik ve Sosyal Dönüşüm Girişimi bölüm başkanı Stacy Smith bulunuyor. Smith bu araştırma sayesinde ABD sınırlarını aştıklarını ve sektörde değişimi tetikleyecek aktivistlere güçlü bir taban hazırladıklarını vurguluyor.

İncelenen 120 filmde ismi ve repliği olan 5800 kadın karakter genelde düşük maaşlı işlerde çalışıyor ve fiziksel özellikleriyle işlev kazanıyor. Dünya nüfusunun yarısını meydana getiren kadınlar filmlerde nüfusun sadece %33’ü. Filmler türlerine göre sınıflandığında hâsılatı en yüksek olan aksiyon/macera janrında kadın rollerin yok denecek kadar az olduğu ortaya çıkıyor. Bir başka deyişle, en büyük kitlelere ulaşan filmlerde kadının rolü yok. Ortaya çıkan ilginç sonuçlardan bir diğeri ise şöyle: İncelenen Fransız filmlerinde, 526 karakter var ama 0 adet kadın başrol ya da başrol yardımcısı var. Fransız sinemasının romantizm anlayışını gözden geçirmenin zamanı geldi mi acaba?

Smith, filmlerde konuşan kadınların ille de eşitliği temsil etmediklerini de vurguluyor. Agresif, vahşi ve şiddet yanlısı kadın karakterlerin yükselişine dikkat çeken Smith, Açlık Oyunları filmindeki Katniss ve Uyumsuz filmindeki Tris karakterlerini örnek veriyor: “Bir kadını başrol yapmak hem önemli hem bedelleri olan bir seçimdir; çünkü abartılı saldırganlık ve kadını hissizleştirme gibi riskler taşır.”


Kadını güçlü kılmak adına erkeğe özgü özelliklerle donatmak ve ona erkeğin gücünü atfetmek de kadın-erkek eşitsizliğini ortaya koyuyor. Başta Tarantino olmak üzere, birçok erkek senarist ve yönetmenin kadınlara bahşettiği eşitlik, esasen ataerkil kodları tekrarlamaktan öteye geçmiyor. Kadını ruhsuz bir cinayet makinesine dönüştürmek ya da intikam alırken ağlamayan gözlerine zoom-in almak ne yazık ki yakalanması gereken seviye değil.

Filmlerde erkekleştikçe güçlenen kadınların genelde işsiz olması da dikkat çekici. Karakterlerin %25’inden azının çalıştığı filmler, küresel iş gücünün %40’ını oluşturan kadınların gerçekliğini yansıtmıyor. Bunun ötesinde herhangi bir sektörde başarılı olan kadın sayısı da az. Yargıç, yönetici, profesör gibi prestijli meslekler erkeklerin tekelinde. Bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik alanlarında çalışan kadınların %10 oranında olması, gerçekliğin %25 olması ile örtüşmeyen başka bir yanlış temsil durumu.

Meslek ve pozisyon konusundaki ayrımcılık bir yana, kadın karakterlerle ilgili fiziksel yorumlar çok fazla. Erkeklere göre 5 kat daha fazla iltifat alan(!) kadın karakterler, CEO da olsalar sütun gibi bacakları ve büyük göğüsleriyle anılıyor. Kendi aralarında hayattan, işten güçten ya da memleketin halinden bahsetmek yerine hep erkek sorunlarından bahseden; silik karakter& seksi vücut kombinasyonundan öteye geçemeyen kadın karakterleri izleyip duruyoruz.

Dekolte, çıplaklık, kilo ve yaşa göre değişen “çekicilik” olgusunu da inceleyen araştırmacılar Alman filmlerinde kadınların %40’ının “içi dışı bir” olduğunu ve genellikle yarı çıplak dolaştıklarını tespit etmişler. ABD’de bu oran %29. En rahatsız edici bulgu ise 13 yaşındaki genç kızların 30 yaşındaymış gibi giyindiği, davrandığı ve onlardan kadın olmalarının beklendiği filmler… 40 yaşını geçen kadınlar ise “kurtulmuş” oluyor. Kemiklerin eriyorsa, seksi olamazsın, değil mi Hollywood?

Peki, film yapanların cinsiyeti kadın – erkek temsillerini ne yönde etkiliyor? Araştırmanın odak grubundaki yönetmen, senarist ve yapımcıların %79’u erkek. Eğer filmin yapımında sözü geçen bir kadın olursa, kadın karakter sayısının %6.8 oranında arttığı gözlemleniyor. Smith’e göre televizyon ve sinema sektöründe çeşitliliğe ihtiyaç var. Artık, işe alım süreçlerinde “kadınlar yapamaz” fikrinin hâkimiyetine son vermek gerekiyor.

Yaşadığımız dünyada gerçek sorunları, kusurları ve hayatları olan 3 milyar kadın var. Gerçek kadınlar, her yaşta başka türlü deneyimler ediniyor. Kadını yaşından, mesleğinden, karakterinden kopararak vücut olarak sergileyen filmler kime ve hangi amaca hizmet ediyor? Sinema gerçekliğin yeniden kurgulandığı büyülü bir evren olsa da vücut-kadınlar büyüyü bozuyor mu, ne dersiniz?