Fakirden anne olmazmış!

Fakirden anne olmazmış!
Fakirden anne olmazmış!
20-24 yaş döneminde ekonomik gerileme ve işsizlik gibi sorunlarla karşılaşan kadınlar için ailenin büyüsü kaçıyor mu?

Kadınların politik, sosyal ve ekonomik anlamda erkeklerle eşitliğini sağlamak ve yüzyıllardır süregelen zararlı söylemleri, kanunları, kuralları ortadan kaldırmak için milyonlarca aktivistin ve destekçinin seferber olduğu bir dönemdeyiz. Yeni trend: Feminizm. Ünlü pop yıldızlarından First Lady’lere, düşünürlerden ekonomistlere kadar herkes kadınların elmanın diğer yarısı olduğunu ispatlamaya çalışıyor.

Bu gelişmeler cepte dursun, biz kadınların anne olmama sebeplerinin başında hala paranın geldiğini gösteren yeni bir araştırmaya dönelim.

Ekonomik gerileme dönemi görüp geçiren kadınların çocuk sahibi olmadıklarını ortaya koyan geniş kapsamlı yeni bir ABD araştırması, 20’li yaşların başında 2008’deki “Büyük Gerileme” dönemini yaşayan kadınların en azından 40 yaşına kadar çocuk yapma fikrinden vazgeçtiğini ortaya koyuyor. Katılımcı sayısı: 151.000.

Araştırmacılara göre bu ekonomik gerilemenin çocuk sayısı üzerindeki etkisi 20 yıllık süreçte 427.000 doğmamış çocuk olacak.
20-24 yaş grubunda bulunan 9 milyon kadının içinde küçük bir kitle olan ve senede 4 milyon bebek üreten bir toplumda “küstüm oynamıyorum” diyen kadınlar elbette büyük resmi çok etkilemiyor. Yine de çalışmanın başında bulunan, Princeton Üniversitesi sağlık ekonomistlerinden Janet Currie’nin de belirttiği gibi “kadınların hayatları üzerindeki ekonomik etkiler, düşündüğümüzden daha ciddi.”

Proceedings of National Academy of Science (PNAS) bünyesinde ulaştıkları sonuçları paylaşan Currie ve meslektaşı Hannes Schwandt’a göre ekonomideki gerilemeler ve işsizlik gelecek nesillerin akıbetini etkiliyor. Çiftler, böyle zorlu dönemlerde bir aile kurmak ve çocuk sorumluluğu almak istemiyorlar. “Allah rızkını da verir” klişesinin ABD’de işlemediği ortada…

1961 ve 1970 yılları arasında doğan yaklaşık 18 milyon kadının doğum kayıtlarını ve üreme tarihlerini inceleyen araştırma, işsizlik dönemleri ile yeni doğan bebek sayısını karşılaştırarak başlıyor. Zor zamanlarda çocuk yapmayan kadınların sonrasında anne olup olmadıklarına ya da normalde sahip olmaları beklenen çocuk sayısına erişip erişmediklerini irdeliyor.

20-24 yaş arasında zorluk çeken, işsiz olan ya da parasız kalan kadınların çocuk sahibi olma konusunda geride kaldıklarını görmek Currie’yi şaşırtmış.

Bu yaşlarda evlenip çocuk yapmak kararını verecekken ekonominin darbesini yiyen kadınlar, geçen zaman ve alıştıkları yalnızlıktan mıdır bilemiyoruz ama ilerleyen zamanlarda koşullar düzelse de bir aile kurup anne olmayı istemeyebiliyorlar.

Öte yandan, gerileme döneminde ilk işine giren erkeklerin hayatları boyu düşük maaş belasından kurtulamadıklarını gösteren çalışmalar da var. Yani, parasızlıktan ötürü “pısırık” ya da “özgüvensiz” olmaya mahkum bir erkek yapısının kadında anne olma arzusu uyandırmaması da Currie’nin vurguladığı gibi, pek doğal.

Özetle, aile kurmaya dair nostaljik nosyonlarınız varsa, dünyanın neresinde olursanız olun silkinip kendine gelmeniz ve daha “gerçek” seçimler yapmanız gerekebiliyor. Hayatta kalmak gibi…

Elbette kapitalizmin tüm vahşetiyle pratik edildiği topraklar konuyla ilgili daha bilinçli kararlar verip “ben almayayım” derken, din başta olmak üzere birçok olgu ile manipüle edilebilen Orta Doğu gibi bölgelerde milyonlarca geleceksiz çocuk doğmaya devam ediyor.