Ketçap suşinin kuzeni sayılır

Ketçap suşinin kuzeni sayılır
Ketçap suşinin kuzeni sayılır
Ünlü dilbilimci Dan Jurafsky, "The Language of Food" adlı kitabında ulusal zannettiğimiz yemeklerin küresel olduğunu ortaya koyuyor.
Haber: KALBEN SAĞDIÇ - info@yeniakil.com.tr / Arşivi

Türk lokumu, rakı, kahve… Kendi kültürümüze ait yemeklere ve içeceklere sahip çıkma alışkanlığımız sadece bize özgü değil.

Ulusalcılık, küresel marketin etkisiyle eskisi kadar vurgulanan değerlerden olmasa bile ulusal yemekler, içkiler hala değerli. Ancak, dünya 20. Yüzyılda aniden küreselleşmediği için bize ait zannettiğimiz yiyeceklerin kökenlerinde başka uluslar, topluluklar ve topraklar olabilir.

Stanford Üniversitesi’nin en tanınmış dilbilimcilerinden yazar Dan Jurafsky ketçap, balık& patates gibi belli bir kültürün himayesindeki yiyeceklerin birçok farklı kültürden “beslenerek” bugüne geldiklerini söylüyor. Vox'un haberine göre “The Language of Food” (Yemeğin Dili) adlı kitabında üzerine malt sirkesi dökülmüş kızarmış balık ve patates ikilisinin İngiltere ’ye ait olduğu düşüncesi gibi birçok klişeyi sarsacak buluşlara imza atıyor.

Balık ve patatesin 6. Yüzyıla dayanan kökenleri

Pers İmparatorluğu’nun en görkemli çağında tatlı-ekşi soslu güveç olarak temelleri atılan yemek, sirkeyle tatlandırıldıktan sonra Şah’ın favorisi haline gelmiş. Şah tahttan indirildikten sonra Bağdat’a transfer olan yiyeceğe kızarmış balık ve soğan eklenmiş. Avrupa ’nın Hıristiyan bölgelerinde neredeyse sürekli oruç tutma halinde olan kişiler, et ya da süt ürünleri tüketemezken balık tüketebildikleri için balık& patates de yayılma fırsatı bulmuş.

İspanya’da escabeche olarak bilinen güveç, Yahudilerin İspanya’dan gönderilmesinden sonra onlarla birlikte İngiltere’ye gelmiş. Oliver Twist romanında Charles Dickens’ın bahsettiği “kızarmış balık hangarlarını” hatırlar mısınız? İşte, İngiltere’nin imzalarından biri olan yiyeceğin hikayesi böyle. Üstelik, hikaye burada bitmiyor. Portekizli Cizvitlerin Japonya’ya gitmesi ve kızarmış balıklarını da beraber götürmeleri sonucunda tempura kültürü ortaya çıkıyor. Daha sonra Peru’ya giden yiyecek, orada ceviche adını alıyor.

Ketçap Çince’deki “balık sosu” kelimesinden

Jurafsky’nin araştırmalarına göre ketçap kelimesi tchup (Çince’de sos) ve ke (fümelenmiş balık) kelimelerinin birleşiminden meudana geliyor. Sebep? Ketçapın yolculuğuna balık sosu olarak başlaması…

Binlerce sene önce yiyecekleri tuzlayarak koruma yoluna giden insanların balık ve pirinci arka arkaya sıralamaları sırasında “sushi”yi keşfetmiş olmaları da tesadüf değil. Çinli denizcilerin Asya’yı balık sosu, soya sosu ve damıtılmış alkolle domine ettikleri dönemde İngiliz, Flemenk ve Portekizli gemicilerin ticarette öne geçmeye ihtiyaçları vardı. Bu uzun yolculuklarda bira ve şarap bozulduğu için Çinlilerden binlerce varil damıtılmış alkol alırken yanında balık sosu da aldılar. Sos, geldiği topraklarda pahalı bulunduğundan önce mantarla, sonra fındıklarla, en sonda da domatesle hazırlandı. Sonunda, sosun içinden balık gitti ve bildiğimiz ketçabın hikayesi de böyle başladı.

Özetle, kletçap suşinin kuzeni sayılır.

Kötü yemek, travmadır.
Jurafsky’nin ilginç tespitlerinden biri de restoranlarda kötü yorumlar yapan, şikayetçi olan kişilerin minör travma deneyim ettikleri yönünde… Psikologların da desteklediği bu tespit, yemekle insan arasındaki ilişkinin çok daha derin olduğunu ortaya koyuyor. Sadece yaşayacak enerjiyi üretmek ve depolamak için değil, topluluklarımızı, toplumlarımızı inşa etmek; dostlarımızı selamlamak; ailelerimizle zaman geçirmek; ulusal kimliklerimizi tanımlamak; geçmişimizle bağlantı kurmak ve zaferlerimizi kutlamak gibi birçok anlamı olan yemek kötü olduğunda canımızın çok sıkılması da doğal bir hal alıyor.