Sözlükteki en zorlayıcı kelime: İntihar

Sözlükteki en zorlayıcı kelime: İntihar
Sözlükteki en zorlayıcı kelime: İntihar
İnsanın kendi hayatı üzerinde kontrol sahibi olması... İstediği gibi yaşamak ve ölmek... Ya da zayıflık... Hayır, bir vazgeçme biçimi... Belki de fazla yalnızlık...
Haber: KALBEN SAĞDIÇ - info@yeniakil.com.tr / Arşivi

İntiharla ilgili yüzyıllardır yazılanlar, söylenenler birbirinden ne kadar farklı olsa da sonuç ne yazık ki aynı. Türkiye ’de özel kanalların yükselişine tanık olduğumuz 90’lara damgasını vuran, Ben Affleck ve Matt Damon gibi yetenekleri sinemaya kazandıran, kah eşcinsel bir baba kah Vietnam’daki askerlere moral aşılayan bir DJ, kah sokakların kralı, isimsiz bir serseri olan ve her zaman rollerinin altından samimiyetle kalkmayı başaran Robin Williams’ın kendini asmasıyla noktalanan hayatı güldürdüğü milyonlarca insanı samimiyetle üzdü.

Conan O’Brien başta olmak üzere birçok ünlü komedyen ölümünün ardından Williams’ı sevgi ve saygıyla andı. Milyonlarca insan üzüntülerini paylaştı. Kimileri de ona olan sevgisini yazacak kadar “duygusallaşabildi”. ( Bkz: Robin Williams İŞİD'i böldü )

Bize onları tanıdığımızı hissettiren ünlü ve yetenekli insanların intiharlarıyla sarsılıyoruz; ancak dünyada her gün birçok insan kendi hayatına son veriyor. Centers for Disease Control and Prevention’ın 2013’te yayınladığı rapora göre ABD’de orta yaşlı erkeklerin intihar oranlarında gözle görülür bir artış söz konusu. İkinci Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş arasında doğan ve "boomer" olarak adlandırılan bu neslin bireyleri 1999 ile 2010 arasında %17.6’lık bir eğilim artışı sergilemiş. En büyük fark 50-54 yaş arası erkeklerde gözlemlenirken kadınlar arasında da 60-64 yaş arası yeni kırmızı bölge olarak nitelendirilebilir.

“Boomer” neslinin en dikkat çekici özellikleri otoriteye başkaldırarak büyümüş olmaları. Ve elbette The Who’nun unutulmaz marşı “My Generation” gibi coşku ve özgürlük dolu şarkılarla meydanlarda bağıra çağıra yürümüş olmaları. Rutgers Üniversitesi Sosyoloji bölümünde demograf olarak çalışan Julie A. Phillips’in Mayıs ayında Social Science & Medicine’da yayınlanan çalışması zamanın insanlar üzerindeki etkilerine dikkat çekiyor. Gençlik bittiğinde ve yetişkin dünyanın sorumluluklarını almak gerektiğinde insanların hayatla baş etme ve duruma adapte olma becerileri önem kazanıyor. Üstelik, bu durum sadece “boomer” nesli için değil, tüm nesiller için geçerli.

Oxford ve London School of Hygiene& Tropical Medicine’ın ortak yürüttüğü, British Journal of Psychiatry’de yayınlanan bir çalışmanın sonuçları ise AB ve Kanada’nın da 2007’den beri daha fazla intihar vakası ile karşılaştığını gösteriyor. Depresyon teşhisi konmuş kişiler, kendi hayatlarına son vermeyi daha fazla tercih ederken anti-depresanların etkisiyle ilgili gerçekler araştırılmaya devam ediliyor. İstihdam programları geliştiren ve iş bulmayı kolaylaştırmak için çalışan devletlerin vatandaşlarının hayata daha sıkı bağlandığı gözlemlense de Avusturya’da artan işsizliğe karşın intihar oranlarının düşmesi ya da başarılı sosyal devletler olan İskandinav ülkelerinde intihar düzeyinin yüksek olması ekonomik durumla doğrudan bağlantı kurmayı zorlaştırıyor.

Çalışmaların gösterdiği gibi erkekler depresyonu kadınlardan daha zor kabul ettikleri için yardım arama konusunda daha pasif kalabiliyorlar. Askerlik, çalışma ve aile babası olma zorunlulukları, emekli olduktan sonra işlevsiz hissetmek gibi çeşitli cinsiyetle ilgili sebepler sıralamak da mümkün.

Sylvia Plath, Ernest Hemingway, Kurt Cobain ve son olarak Robin Williams gibi yetenekli ve hayatlar üzerinde iz bırakan insanların hayatlarına son vermeyi seçmesinin bilimsel sebepleri hala araştırılıyor. Verilerin ve sayıların ötesinde, bu konuyla ilgili yorum yapmak ise her zaman zorlayıcı.