Türkiye medyaya "mecbur"

Türkiye medyaya "mecbur"
Türkiye medyaya "mecbur"
Halkın resmi kurumlara güveni giderek azalıyor mu?

Her okuduğunuza inanıyor musunuz? Ya da haberlerin tarafsızlığına? Medya sektöründe özgürce yazmak, konuşmak için kimlerle çalışmanız gerekli?

Türkiye ’de olmayan şeylerin ilk 10’unda bulunan basın özgürlüğü ve gazeteci can güvenliği konuları uluslararası organizasyonların da dikkatini çekmiş durumda. New York Times muhabirini tehdit etmek, Twitter’ı ve YouTube’u kapatmak, gazetecileri tartaklamak gibi ilginç hobileri olan bir ülkeye dönüşürken, dikkat çekmek de doğal olsa gerek.

Geçtiğimiz sene içinde yaklaşık 220 muhabirin tutuklanması ciddi bir sorun… 2013’te Gazetecileri Koruma Komitesi tarafından hazırlanan bir medya raporuna göre, bu sayı 40’tı. Türkiye 2012 yılında da 49 tutuklu gazeteci ile rekor kırmayı başarmıştı.


Gezi Dönemi kaynaklı bir Pew raporuna göre, sadece %32 medyanın ülke üzerinde olumlu etkisi olduğunu düşünüyor. Ordu ve polis %55, hükümet %51, adalet sistemi ve din adamları %37’de kalırken medyanın tüm ulusal kurumların ve resmi otoritelerin altında olduğu görülüyor.

Televizyon, radyo, gazeteler ve dergilerden meydana gelen “medya” her ne kadar pek güvenilir olmasa da hala değerini/önemini yitirmiş değil. Yaklaşık olarak %90’lık bir kesim, haber almak için televizyon izlediklerini vurguluyor. Gazeteler de %75’lik takip oranına sahip.

%50 haberlerini sosyal iletişim ağlarından alırken %31 haber grupları, bloglar ya da fotoğraf sitelerinden faydalanıyor. Yaklaşık olarak %60’lık bir kesim hiçbir sosyal medya ya da basın kanalında sansür uygulanmaması gerektiğine inanıyor.

18-29 yaş arasındaki katılımcıların %70’inin sosyal medyayı takip ettiği görülürken 50 ve üstü yaş grupları için bu oran %29’a düşüyor.