Türkiye'de işçinin hakkı ölmek mi?

Türkiye'de işçinin hakkı ölmek mi?
Türkiye'de işçinin hakkı ölmek mi?
Sadece Ağustos ayında 40 işçi hayatını kaybetti. Türkiye'de işçi olmak değersiz olmak mı demek? Ne yazık ki hükümetin ve özel şirketlerin tepkileri bu yönde.
Haber: KALBEN SAĞDIÇ - info@yeniakil.com.tr / Arşivi

Bir mucize olmadıkça civarından dahi ev alamayacakları muhitlerde rezidanslar, gökdelenler, binalar, ofisler inşa eden 2 milyon işçi var Türkiye ’de.

TÜİK verilerine göre bu işçilerin 1 milyon 655 bini kayıtlı ve sadece 40 bini sendikalı. Sendikalı işçiler ise kamu sektöründe çalışıyor. Özel sektörde bu sayı 1000’i bile bulmuyor.

Ekonomik gelişme açısından en verimsiz sektörlerden olan inşaat sektörü çılgın projeleri, devasa yenilikleri ve eşi benzeri olmayan yapıları ile bir canavar misali büyümeye devam ederken Türkiye birçok önemli alanda geri kalıyor. Yeni Akıl yazarlarından Cenk Sidar ve Necati Özkan’ın da vurguladığı gibi ekonomik alanda büyük krizlerle karşılaşmak üzereyiz ve göstermelik büyüme oranları gerçekleri ötelese de ortadan kaldırmıyor.

Osmanlı mimarisini modern (!) mimari ile buluşturan ve ne Orta Doğu’yu ne Avrupa ’yı tam olarak yansıtabilen bina yığınları bu toprakları tamamen kapladığında ve artık çıkılacak kat kalmadığında hangi yöne evrileceğiz? Bu sorunun yanıtını vermek yerine son sürat inşaat yapmaya devam eden özel şirketlerin iktidar ile yakın ilişkiler içinde olması da dikkat çekici değil mi?

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin iş cinayetleri raporlarına göre 2014’ün ilk 8 ayında en az 1270 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Bu işçilerin 186’sı inşaatlarda can verdi. Torunlar’da yaşananlarla bu sayı 200’e yaklaşıyor.

Sadece Ağustos ayında 40 inşaat işçisi öldü. 2013 yılında ise iş cinayetlerinde yaşamını yitiren en az 1235 işçinin 294’ü inşaat işçisiydi.

“Yeni Türkiye”yi işçi cesetleri üzerine inşa etmeye söz vermiş bir hükümetimiz mi var? Büyümek, kalkınmak milyonlarca insanın hayatını değersizleştirmeden mümkün olmuyor mu? Soma’nın sorumlusunun ve ilgili dönem bakanlarının içi rahatken, Türkiye işçi ölümlerinde AB ortalamasının 8.5 katına erişmişken, “ölmek işçinin kaderinde var” şeklinde açıklamalar yapmak ne kadar hakkaniyetli?

İslamiyet “hak yeme” derken açlık sınırında yaşayan, mülteci konumunda olduğu için sigortalı iş bulamayan, vasıfsız damgası yüzünden hakkını arayamayan bunca insanın hakkını yedikten sonra, onlara “şehit” unvanı vermek bizzat bu ölümlerden sorumlu olanlara mı kalmalı?

Belgelenmeyen, örtbas edilen, ihtiyacı olan yoksul ailelere ödenen düşük miktarlar sayesinde hasıraltı edilen vakaları da hesaba katarsak ülkenin geleceğine çıktığımız katın üzerimize çökmek üzere olduğunu anlayabiliriz. Her hayatın değerli olduğu, insanın insanlığından utanmak zorunda kalmadığı bir Türkiye inşa ettiğimiz günler için acele etmenin zamanı geldi de geçiyor bile.

Siz de haber izlerken dayanamıyorsanız, işçinizin hakkına sahip çıkmak istiyorsanız işçi ve çevre sağlığını tehdit eden unsurları belgeleyip ihmal@radikal.com.tr adresine gönderebilirsiniz. Atacağınız küçük adımları öğrenmek ve hayat kurtarmak için buraya tıklayınız.