22 yıldır bitmek bilmeyen derin bir sızı...

22 yıldır bitmek bilmeyen derin bir sızı...
22 yıldır bitmek bilmeyen derin bir sızı...
Batman'da 1993 yılında öldürülen, kapatılan DEP'in Mardin Milletvekili Mehmet Sincar'ın oğlu Ferhat Sincar babasız geçirdiği 22 yılı ve yaşadıklarını yazdı. Sincar, geçen 22 yılı "Babası katledilmiş bir çocuğun en acı umudu babasının katillerinin ve sorumlularının bulunup yargılanması isteğidir. Ama tüm diğer cinayetlerde olduğu gibi babamın cinayetinde de devlet üzerine düşen görevi yerine getirmedi" diye özetliyor.
Haber: FERHAT SİNCAR / Arşivi

Kelimelerin neresinden tutmalı, nereden başlamalı? Dile kolay, tasvire zor 22 yıl. Adalet beklentisinin, suçluların ve sorumlularının hak ettikleri cezayı alması umudunun her şeye rağmen, inadına diri tutulmaya çalışıldığı 22 yıl. Tarih 4 Eylül 1993. Henüz yeni 14 yaşına girmiş bir çocuğun, babasının öldürüldüğü haberini aldığı gün. Çocukluğunun elinden alınıp, büyümeye zorlandığı gün. Her ne kadar o güne kadar iki amcasını dağdaki özgürlük mücadelesinde sonsuzluğa uğurlamış olsa da, 90'lı yıllardaki kirli savaşta kontrgerillanın ve Hizbullah'ın işlediği ve kayıtlara faili meçhul cinayetler olarak geçen -ama aslında küçük yaşlardaki bir çocuğun bile faillerini bildiği- binlerce cinayetin gölgesinde inadına çocukluğunu yaşamaya çalışan ve babasının öldürüldüğü haberini alan bir çocuk ... En basit tabirle dünyası yıkılan, hayalleri anlamsızlaşan ve etrafında ona destek vermek için ailesinden ve aile dostlarından pek çok kişi olsa da, kendisini dünyanın en savunmasız insanı olarak hisseden bir çocuk…

BİR ANDA HER ŞEYİ ALGILADIĞIM, BİR ANDA BÜYÜDÜĞÜM GÜN

O günün bir öncesi, bir de sonrası var hayatımda. Öncesinde köy boşaltmalarını inceleyen, işkenceleri araştırıp TBMM‘ye soru önergeleri sunan, Jitem tarafından işlenen cinayetlerin üzerine gittiği için ölüm tehditleri alan, halkın hangi şartlarda olursa olsun yanında olmaya çalışan, mücadele eden bir baba vardı hayatımda. Sonrasında ise faili meçhul cinayetleri araştırmak için Batman‘a giden ve orada faili meçhul cinayete kurban giden bir baba vardı. O günü dün gibi hatırlıyorum. Akşamüstü abimle evin yakınında top oynamak için dışarı çıkmıştık. Oyunun en güzel yerinde, o dönem bizimle kalan üniversite öğrencisi kuzenim geldi ve acilen eve dönmemizi söyledi. Ses tonu ve hareketlerinden yolunda gitmeyen bir şeyler olduğu anlaşılıyordu. İtiraz etmeden peşinden gittik. Kapıda her zamankinden daha fazla araba vardı. Evin kalabalık olduğu anlaşılıyordu. İçeri adım atar atmaz ağlama sesleri ve ağıtları duyunca gözlerim ilk annemi aradı. Annemin etrafında ağlayan kadınları ve hayatında ağladığına çok nadir şahit olduğum annemin gözyaşlarını tutamamasını gördüğümde babamın başına kötü bir şeyler geldiğini artık anlamıştım. Annemin ağladığına en son 1990 yazında, gerilla olan ve birkaç gün arayla şehadet haberlerini aldığımız iki amcamın cenazelerinde şahit olmuştum. Ölüm bu sefer çok daha yakından vurmuştu. Annemle göz göze geldiğimizde gözyaşlarıma engel olamayıp, odama gittiğimi hatırlıyorum. Bu gözyaşlarının sebebi olan acı, daha önce yaşadığım hiçbir acıya eşdeğer değildi. İlk günlerde odamdan neredeyse hiç çıkmayıp, gözlerim kapalı şekilde kendime onlarca hatta yüzlerce soru sorup, cevaplar aradım. Çünkü bu benim için artık yeni bir hayat yeni bir dünyaydı. Yani idolüm, kahramanım olan babam artık eve hiç gelmeyecekti. Babamla, onun kısacık yaşamına sığdırılmış, benim de hayattaki en büyük hazinem olan anılarım var. Birlikte bulmaca çözmüşlüğümüz, sabah erken saatlerde yan yana uzanıp birlikte unutulmayan Kürt dengbêjlerini dinlemişliğimiz, sık hastalandığım için beni doktora götürdüğü zamanlardaki küçük sohbetlerimiz var. Pazar sabahları yataklarımızdan fırlayıp üç kardeş babamın yanına uzanıp şakalaşıp, huzurun ve güvenin en güzel halini yaşadığımız anlar var. Bir de babamın devlet tarafından gömülüp cenaze töreni yapılmasına izin vermediği ve bir gün sonra binlerce Kürdün hep birlikte babamın naaşına sahip çıktığı, zılgıtlarla uğurladığı ve bir nevi vefa borcunu yerine getirdiği anma töreni var.

4 EYLÜL 1993 SONRASI...

Büyük kaybın derin üzüntüsünü yaşayan, darmadağın olmuş bir ailenin birbirinden güç alarak ayakta kalma mücadelesi var o günün sonrasında. Cinayetin ortaya çıkarılması için hep çabalamalarla, boşa kürek çekmelerle ve sesini içeride ve dışarıda duyurabilme arzusuyla geçen zamanlar var. Babası katledilmiş bir çocuğun en acı umudu babasının katillerinin ve sorumlularının bulunup yargılanması isteğidir. Sanırım, bu olayın sonrasında biz hep bunu umut ederek yaşadık. Annem ve bizler 22 yıl boyunca bu olayın açığa çıkması için mücadele verdik. O dönemde 1990’larda başlayan suikastlar, Hizbullah’ın işlediği söylenen cinayetlerdi. Devlet bizim uzun yıllar vermiş olduğumuz mücadelenin sonucunda, o konjonktürde işine geleni kullanarak, cinayeti Hizbullah’a yıkıp katliamın üzerini örtmek istedi. Ama bizim ilgilendiğimiz, açıklığa kavuşmasını istediğimiz sadece tetikçiler değil, o tetikçilerin arkasındakilerin kim olduğuydu! Bir sürü faili meçhul cinayet gibi babamın cinayeti de hiçbir şekilde aydınlatılmamıştı. Anayasa'nın dahi üzerinde olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi defalarca ihlal edilmişti. Tetikçiler, yargı önüne taşınmayan sorumlular, ödüllendirilen, terfi ettirilen, devlet kademelerinde yüksek mevkilere yerleştirilenler, torba yasalarla salıverilen suçlular ve evrensel insan haklarına göre işletilemeyen tüm uygulamalar diğer cinayetler gibi bu cinayetin de kaderi olmuştu. Devlet üzerine düşen görevi yerine getirmemişti!

YÜREĞİMDE BİTMEK BİLMEYEN DERİN SIZI

Bütün bu yaşananların üzerinden 22 yıl geçti ve biz bu yıl babamın ölümünün 22. yıl anmasını yapıyoruz. Ne acıdır ki 22 yıl anmasını yaptığımız bu zamanlarda ülkece çok şey biriktirdik. Evladını yitiren anaların gözlerinden akan kan damlalarını biriktirdik. Lice’de, Silopi’de katledilen gençlerin ölümlerini biriktirdik. Ekin Van’ın çırılçıplak sokağa atılmasını biriktirdik. Ekmek almaya giderken vurulan Berkin Elvan’ı biriktirdik. 7 yaşında Baran Çağın’ın çocuk bedenine bakmadan sokak ortasında vurulmasını biriktirdik. Asker analarının oğullarının cenazelerindeki isyanlarını biriktirdik. Şimdi bütün yaşanan acılara, baskılara rağmen babamı kısacık yaşamına sığdırdığı bu onurlu hayatından sonra arkasında insanlığa demokrasi, özgürlük ve adaletli bir ülke için bıraktığı mücadele ruhunu sahiplenmenin tam da zamanıdır.