Atanamayan öğretmenler krizi ve öğretmen eğitiminde bir reform önerisi

Şunun bilinmesi gerekir ki, cumhuriyetin kuruluş döneminde olduğu gibi eğitimde ve özellikle de öğretmen eğitiminde yapılacak bir reform girişimi için yabancı uzman desteğine de artık gerek yoktur. Mevcut insan kayanağımız, eğer yetki verilirse böyle bir reformu yapabilecek güç ve yeterliktedir
Haber: Süleyman ÇELENK * / Arşivi

Son günlerde Milli Eğitim Bakanlığı kaynaklı haberlerde, atanamayan öğretmen fazlası da gerekçe gösterilerek Eğitim Fakültelerinin kapatılacağından, ya da hiç değilse bazı bölümlerinin faaliyelerinin durdurulacağından söz edilmektedir.

Ülkemizde izlenen tutarlı bir öğretmen eğitimi projesinin olmaması ülkeyi atanamayan öğretmenler kaosuna sokmuştur. Bu bir öğretmen eğitimi krizidir. Geçmişteki öğretmen eğitimindeki deneyimler dikkate alındığında ülkemiz hiç de bu durumu hak etmemektedir.

Her siyasal iktidarın, her sorumlu bakanının, öğretmen eğitimini çok basit görmesi, olaya sorumsuzca yaklaşması,  ülkemizin bu krizi yaşamasına neden olmuştur. Öğretmen eğitimi sorumluluğunun üniversitelere devri ile  de YÖK durumu yüzüne gözüne bulaştırmıştır.

Bir ülkenin kalkınması, etkili bir insan gücü eğitimi politikasıyla mümkündür. Çünkü, kalkınmanın alt yapısını oluşturacak nitelikli insan gücünü yetiştirme görevi eğitimindir. Kısa ve öz olarak belirtmek gerekirse, eğitim için yapılacak her türlü yatırım, ülek kalkınması ve gelişmesi için yapılan yatırım anlamına gelmektedir.

Nitelikli bir eğitim uygulamasının en etkin gücü ve ana ögesi öğretmendir. Etkili bir öğretmen eğitimi sistemine sahip olmayan ülkeler, kalkınma yolunda teklerler, aksarlar ve sonra da geri kalırlar. Bu kural gelişme ve kalkınmanın evrensel kanunudur

Gelişmiş ülkelerin hepsinin de, güçlü eğitim sistemlerine ve dolayısıyla da etkili birer öğretmen eğitimi yaklaşımına sahip olmaları asla rastlantı değildir.

Tartışmaların odağı olan ve yukarıda sözü edilen atanamayan öğretmenler krizinin başlıca sorumlusu yaset kurumudur.  Bu durumdan Milli Eğitim Bakanlığı eğitim fakültelerini kapatarak sıyrılmaz, sıyrılmaya çalışmamalıdır da.

Ülkede hukuk, tıp, mühendislik, ziraat vb. fakültelerle oynayan iktidar ya da bakan pek görülmemiştir,  ama her yeni hükümet ve onun Milli Eğitim Bakanı öğretmen yetiştiren kurumlarla oynamayı marifet saymıştır.  Oysa, iyi doktorunuzun, iyi hukukçunuz ve avukatınızın, iyi mühendisinizin olmasının temel olmaz ise olmazı da nitelikli iyi eğitilmiş öğretmendir.

O halde tartışılması gereken husus, fakültelerin kapatılması yerine, üzerinde titizlikle düşünülmesi ve uygulanması gereken durum,bu fakültelerin etkili öğretmen eğitimi konusundaki yetersiz ve eksikliklerinin nasıl giderileceği ile ilgili olmasının gerekliliğidir. Bunun için de ülkenin, etkili bir öğretmen eğitimi reformuna gereksinimi vardır.

 Bu yazının amacı; ülkede kalıcı olabilecek ve sıtandartları iyi belirlenmiş olası bir öğretmen eğitimi reform projesinin ipuçlarını vermektir. Bu noktada atılması gereken temel adımları şu başlıklar altında özetlemek mümkündür:

 

1 .Yapılacak İlk İş Siyasi Bir Konsensüs Sağlanmalı,  Olaya Partiler Üssü Bir Anlayışla Yaklaşılmalıdır:

Standartlaşamamış ve yap-bozlara dönüşmüş eğitim politikalarının ülkemize çıkarttığı maliyet çok ağırdır. Siyaset kurumunun tüm ögelerinin üzerinde birleşebileceği asgari bir müşterekte buluşulmalıdır. Her değişen iktidarın eğitim ve dolayısıyla da öğretmen eğitimi sistemiyle oynamasının önünün alınmasının biricik yolu budur. Çünkü bu ülke hepimizindir.

2. Atılacak İkinci Adım İhtiyaç Analizidir:

Araştırma bulgularıyla ortaya koyacağımız ihtiyaç analizi, ülkemizin hangi tipte, yeterlikte ve sayıda öğretmene gereksinimimiz olduğu noktasında bizi aydınlatacaktır.

Ülkemizin geçmişte yaşanmış böyle bir deneyimi de vardır. 1924 yılında, Atatürk ’ün çağrılısı olarak ülkemize gelen ünlü Amerikalı eğitimci ve filozof John Dewey böyle bir ihtiyaç analizi yapmış ve bu analiz doğrultusunda da Köy Enstitüleri kurulmuştu. Dewey yaptığı ihtiyaç analizi sonucu sunduğu raporda özetle şu iki noktaya dikkat çekmişti:

a. Yeni kurulmakta olan Türkiye öngörülen sanayi hamlelerini gerçekleştirmek için, kaynak yaratmak zorundadır. Ülkenin yakın gelecekte,  sanayileşmede kullanabileceği tarım dışı bir gelir kaynağı da gözükmemektedir. Ülkenizde tarımı ise çok ilkel koşullarda yapılmaktadır. Tarımınızı modernize etmeniz için, başarılı köy gençlerini köy için eğitip, onları köylere tarım uzmanı birer öğretmen olarak gönderip tarımınızı modernize edebilirsiniz.

b.  Yüzyıllardan beri mutlak monarşi ile yönetildiniz. Yeni cumhuriyet yurttaşlarının davranışları, monarşi ile yönetilen ülkelerin tebâ anlayışına bağlı vatandaşlardan farklı olmak zorundadır. Demokratik gelenekleri okullarınızda yaşam biçimi haline getirerek yeni cumhuriyet kuşaklarını eğitiniz.

Dewey’in dört ay süre ile, Anadolu’yu köy kasaba, kent dolaşarak sunduğu uzun raporunun önemli iki noktası bunlardı. Atatürk’ün cumhuriyeti kurarken ki titizliğinin de örnek bir ürünü olan bu analiz, Köy Enstitüleri’nin de önünü açmıştı.

Bu noktada köy Enstitüleri uygulamasına geri dönülmesi mi öneriliyor? Sorusu gereksizdir. Köy Enstitüleri kurulurken nüfusumuzun %80’den fazlası köylerde yaşıyordu. Şimdi ise nüfusun ağır çoğunluğu kentlerde yaşamaktadır. Dolayısıyla da yeni öğretmen modeli farklı olmalıdır. Bu olayın örneklendirilmesindeki amaç, yeni ve ülkenin ihtiyacı olan öğretmenin belirlenmesinde tarihimizdeki bu uygulamadan yararlanmaktır.

3. Öğretmenlik Ben Öğretmen Olacağım Diyenlerin Mesleği Olmalıdır:

Bu meslek “Bizim çocuk bir şey olamadı bari öğretmen olsun.” çaresizliği içinde olan gençlerin mesleği olmamalıdır. Çünkü öğretmenlik, bir özveri, bir adanmışlık, bir duygu ve bir üstün fedakarlık mesleğidir.

Eğitim fakülteleri yeniden yapılanmaya çalışıllırken, uygulanmakta olan pedagojik formasyon uygulamalarına da son verilmelidir. Çünkü öğretmenlik; dealinde başka alanlarda meslek sahibi olmak arzu ve isteği varken, mezun oldukları fakülte ya da bölümlerle ilgili meslek sahibi olamayarak   “bari formasyon eğitimi alarak hiç değise öğretmen olayım.” diyen çaresiz, buruk gençlerin mesleği olmamalıdır.

Pedagojik formasyon uygulamasının, ne  ölçüde öğretmenlik mesleği ni tahrip edici bir uygulama olduğunu (ki, bu yazar da bir öğretim elemanı olarak zaman zaman pedagojik formasyon uygulamasının içinde yer almıştır.) gelecekte araştırmalar muhakkak ortaya koyacaktır.  Ancak, yetersiz ve yeteneksiz yüzlerce öğretmen mesleğe kazandırıldıktan sonra, iş işten çoktan geçmiş olacaktır.

Kısaca öğretmenlik mesleği, hayalinde ve gönlünde “ben öğretmen olmak istiyorum” bilincine ulaşmış gençlerin mesleği haline getirilmelidir.

4. Her Üniversite Eğitim Fakültesi Açmamalıdır

Öğretmenlik eğitimi el yordamıyla yapılabilecek bir iş değildir. Uzmanlık gerektirir.  Öğretmen eğitimi yapacak kurumlarında uzmanlaşması ve belirli bir birikime, deneyime ve yeterliğe sahip olması gerekir.

Özellikle yeni kurulan üniversiteler yeterli öğretim kadrolarına sahip olmadan kolayca YÖK’ten izin alıp Eğitim Fakültesi açabilmektedirler. Oysa öğretmen eğitimi sorumluluk isteyen ciddi bir iştir. Ülkemizde, öğretmen eğitiminde uzmanlaşmış yeterliğini kanıtlamış üniversiteler vardır.

Her yeni kurulan üniversitenin hemen ilk işinin Eğitim Fakültesi kurup öğretmen eğitimine başlaması, olaya ne kadar basit ve el yordamıyla yaklaşıldığının da bir göstergesidir.

5.Standartları İyi Belirlenmiş, Kurumsallaşmış ve Kalıcı Bir Öğretmen Eğitimi Sistem Kurulmalıdır:

Bunun için yapılması gerekenler şunlardır:

a. Öğretmen Adaylarının Seçiminde Standartlar belirlenmelidir:

Gelişmiş ülkelerin öğretmen adaylarının seçiminde temel kıstaslar bulunmaktadır. Örneğin Finlandiya Eğitim Sisteminde, öğretmen adaylarının programa kabulünde, genel seçme sınavının yanında, adaylarla mülakat yapma, örnek ders anlattırma, mesleğe yönelik yüksek düzeyli motivasyona sahip olma gibi kıstaslar aranmaktadır. Finlandiya ulaştığı eğitim düzeyiyle dünyaya örnek gösterilen bir ülkedir. Bu ülkede öğretmenlik programına başvuran öğrencilerin ancak %10’u kabul görmektedir.

Öğretmen adaylarını seçiminde pekala yukarıdaki kıstaslar bizim ülkemiz için de geçerli kıstaslar olarak düşünülüp ele alınabilir, hatta daha da geliştirilerek uygulama alanına konulabilir..

b.  Ülkenin İhtiyacı Kadar Öğretmen Adayı Öğretmenlik Programına Kabul Edilmelidir:

Öğretmen yetiştiren Eğitim Fakültelerine ihtiyacın çok üzerinde alınan öğrencilerin dört yıl boyunca gördükleri öğrenim süreci sonunda okulu bitirdiğinde matanıp atanamayacakları kaygısı onların mesleğe yönelik motivasyonlarını olumsuz yönde etkilemektedir. O nedenle öğretmen eğitimi programlarına ülkenin öğretmen ihtiyacı kadar öğrenci kabul edilmeli ve mezuniyet durumunda da mezunların hepsi atanabilmelidir.

a.  Etkili ve Kalıcı Bir Öğretmen Eğitimi Programı Ortaya Konulmalıdır:

Yukarıda önerilen ihtiyaç analizi ülkenin ihtiyacı olan öğretmenin modelini ortaya koyacaktır. Bu sonuca göre de öğretmen eğitimi yapan dersler ve bu derslerin içerikleri belirlenecektir. Bu dersler öğretmenlik mesleğinin şu üç yönünün belirlenmesinde işe yarayacaktır.

1. Öğretmenler, sağlam bir alan bilgisine sahip olmalıdır: Yetişecek öğretmenler hangi düzeyde bir alan bilgisine sahip olacaklarını, yukarıda önerilen ihtiyaç analiziyle saptamak mümkündür. İhtiyacın gerektirdiği düzeyde ve sayıda alan bilgisi dersi öğretmen eğitimi programında yer almalıdır. Örneğin matematik öğretmeninin hangi düzeyde bir matematik bilgisi ve yeteneğine  sahip olması gerekiyorsa, bu düzey ve yeterlikte  temel matematik dersleri programda yer almalıdır.

2. Öğretmenler, temel bir genel kültür düzeyine sahip olmaları gerekir: Öğretmenin hem öğrencilerine, hem de içinde bulunduğu ve yaşadığı topluma kendisini kabul ettirebilmesi temel ve geçerli bir genel kültüre sahip olmasıyla mümkündür. Öğretmenin hem evrensel, hem de ulusal kültürü iyi tanımasının yanında sağlam bir dünya görüşüne de sahip olması gerekir. Öğretmen eğitimi programında genel kültür  dersleri ve etkinliklerine de yeteri düzeyde yer verilmelidir.

3. Öğretmenlerin sınıf içi başarıları güçlü bir öğretmenlik meslek bilgisine sahip olmalarıyla mümkündür: Günümüzde çağdaş okulun görevi, araştıran, inceleyen, sorgulayan, analiz-sentez yapabilen, kısacası öğrenmeyi öğrenen öğrenci tipini yetiştirmektir. Yeni öğretmenin çağın öğrencisini yetiştirecek düzeyde mesleki donanıma sahip olabilmesi, çağın pedagojisinin gerektirdiği derslerin öğretmen eğitimi programında yer almasıyla mümkündür.

 

b. öğretmen Yetiştiren Öğretmenlerin Eğitimi de Standartlara Bağlanmalıdır:

Ülkenin ihtiyaç duyduğu yeni öğretmen modelini yetiştirecek öğretmen eğitimi kadrosunun eğitilmesi de son derece önemlidir. Öz anlatımıyla öğretmen eğitecek öğretim kadrolarının eğitiminde ciddi standartlara gidilmelidir. Bu kadroların seçiminde geçmişteki Gazi Eğitim örneği model olarak alınabilir. Örneğin, bu uygulamada öğretmen yetiştiren kurumlara alanda en az beş yıl öğretmenlik yapmış olanlar belli kriterlere göre seçilirler ve  bunlar Gazi Eğitim Enstitüsü Pedagoji bölümünde eğitilirler ve öğretmen okullarına meslek dersleri öğretmeni olarak atanırlardı.

Bu öğretmenler, öğretmen okullarının en sevilen öğretmenleriydi. Çünkü bu öğretmenler, hangi alana hangi tip öğretmen yetiştireceklerini çok iyi biliyorlar, buna göre davranıyorlar ve o nedenle de öğretmen okullarında öğrencileri tarafından çok seviliyorlardı.

c. Öğretmenler Yaşanabilir Bir Gelir Düzeyine Kavuşturulmalıdır:

Bilinmelidir ki; öğretmenlik mesleği, rahat yaşanabilir bir gelir düzeyine sahip olamayacak ise, bütün reform tedbirleri daha baştan çökmeye mahkûmdur.

Bu satırların yazarının bu yaklaşımı destekleyen çok güzel de bir deneyimi vardır. 1988 yılında bu yazarın yaptığı bir araştırmada sınıf öğretmeni yetiştiren bölümlere ÖSYM’den alınan öğrenciler  eğitim fakültelerinin en son sıralarından tercih ediyorlardı.

Dönemin iktidarı 1990’ın ilk yıllarında öğretmenlik mesleğine yönelik bazı iyileştirici önlemler aldı. Bu önlemler şunlardı: 

·         Öğretmen aylıklarında iyileştirme,

·         Öğretmen evlerinnin geliştirilmesi ve sayılarının artırılması,

·         Bazı sosyal haklarla ilgili düzenlemeler ,

·         Öğretmenlere yönelik konaklama, barınma ve dinlenme tesislerindeki iyileştirmeler,

·         ÖSYM’de öğretmen yetiştiren kurumları ilk 10 sıra içinde yapan öğrencilere burs,yurt, kredi kolaylıklarının sağlanması, vb.

Bu iyileştirmeler çok kısa sürede etkisini gösterdi ve öğrenciler eğitim fakültelerininin sınıf öğretmenliği bölümlerini büyük ölçüde 1.-10. sıralardan  tercih etmeye başladılar.  Bunun sonucu ise  eğitim fakültelerindeki öğrenci niteliği anlamlı düzeyde iyileşti.

O yıllarda ülkenin öğretmen eğitimi sistemine bu iyileştirmeyi yaparak ülke eğitimine çok önemli hizmetler sunan merhum Milli Eğitim Bakanı Avni AKYOL’u buradan saygıyla anmak gerekiyor. Ne yazıkki bu iyileştirme önlemleri daha da ileri götürülmesi gerekirken sonraki yıllarda giderek tavsadı ve de tamamen ortadan kalktı.

d.      Hizmet İçi Eğitim Yoluyla Öğretmen Eğitimine Süreklilik Kazandırılmalıdır:

Günümüzde öğrenilen bilgiler ve eğitime sunulan yeni teknolojiler kısa sürede yıpranıyor ve yerini yeni bilgi teknolojilerine bırakıyor. Üstüne üstlük, insanoğlunun öğrendiğini unutma gibi bir kötü huyu da var. Bu nedenle gelişmiş batı ülkeleri öğretmenin işbaşında sürekli eğitimini hiç ihmal etmemektedirler.

Bu ülkelerin bu amaçla, yıllık, aylık, hatta haftalık olarak öğretmeni işbaşında sürekli yetiştirme programları var. Yeni yetişecek öğretmenin yaşam boyu sürekli, işbaşında eğitimi, içinde bulunduğumuz hızla değişen ve yenilenen bilişim çağının gerekliliği olarak ele alınması bir zorunluluktur.

SONUÇ

Şu anda ülkede bir öğretmen eğitimi krizi yaşandığını söylemek abartı sayılmamalıdır. Gelişmiş batı ülkelerinde böyle krizler yaşanmıyor çünkü, yerleşmiş, ilkeleri iyi belirlenmiş  ve standartlaşmış  bir öğretmen eğitimi sistemleri var.

 Böyle bir krizin yaşanıyor olmasının, ülkede öğretmenlik mesleğine olan inacı ve güveni sarstığından kuşku duyulmamalıdır. Ülkenin gelişmesi ve kalkınmasının gerektirtiği nitelikli insanı yetiştirecek olan öğretmenlerin eğitiminin rastlantılara bıurakılamayacak kadar önemli olduğu bilinmelidir. Bu mesleği daha fazla yıpratmaya hiç kimsenin hakkı yoktur.

Bu yazıda, ülkede şu günlerde yaşanmakta olan öğretmen eğitimi krizinin sağlıklı ve kalıcı bir şekilde aşılmasına yönelik bir reform paketi önerilmektedir. Amaç  Türkiye’deki öğretmen eğitiminden doğan sorunları tartışmaya açmaktadır. Hiç şüphesiz, bu paket tartışmalarla daha da geliştirilebilir, ya da başka reform önerileriyle de  sorunun çözümüne ışık tutulabilir.

Şunun bilinmesi gerekir ki, cumhuriyetin kuruluş döneminde olduğu gibi eğitimde ve özellikle de öğretmen eğitiminde yapılacak bir reform girişimi için yabancı uzman desteğine de artık gerek yoktur. Mevcut insan kayanağımız, eğer yetki verilirse böyle bir reformu yapabilecek güç ve yeterliktedir.

 

 * Prof. Dr. Süleyman ÇELENK Girne Amerikan Üniversitesi, Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi