Bankaların kredi verme yeteneği azalıyor mu?

2001 krizi bize hiç bir şey öğretmediyse, banka ve banka dışı finansal kurumların istikrarının mevcut ekonomik sistem için ne kadar hayati ve gerekli olduğunu öğretti. Yine aynı kriz, finansal kurumların istikrarının en çok da özkaynak yeterliliğine bağlı olduğunu, bunun da daha çok risk yönetimiyle ilintili olduğunu gösterdi.
Haber: Dr. MİTHAT BÜLENT ÖZMEN - mithatbulentozmen@gmail.com / Arşivi

Bugün Türkiye ’de bir bankanın, en basit ifadeyle, 100 birim risk için 12 birim özkaynağa sahip olması beklenir. Demek ki daha çok kredi vermek için daha çok özkaynağa ihtiyaç var. Oysa Türkiye Bankalar Birliği (TBB) kaynaklarından elde edilen yandaki grafikten rahatlıkla görüleceği üzere, sermaye yeterlilik rasyosu diye adlandırılan söz konusu oran gittikçe düşüyor ve 12 sınırına yaklaşıyor. Yani bankaların kredi verme yetenekleri azalıyor. Dolayısıyla, kredi vermekten vazgeçilmeyecekse, ivmeyi yukarıya doğru çevirmenin yolu özkaynakları ve özellikle de çekirdek sermayeyi artırmaktan geçiyor.

Öte yandan, özkaynağı büyüten esas unsur işletme kârıdır. Finansal kurumlar kâr ettikçe, bunun önemli bir kısmını özkaynağa ekler ve büyümeye devam ederler. Ancak bunu yaparken de, özkaynak kârlılığına ve bunun alternatif getiri araçları karşısındaki durumuna bakarlar. Yani, bankacılık yapacağım diye birçok finansal risk almak yerine, parayı örneğin devlet tahviline yatırdıklarında sıfıra yakın riskle ne kadar getiri elde edeceklerini görmek isterler.

TBB kaynaklarından alınan aşağıdaki grafik, bankaların ortalama özkaynak karlılığı ile 2 yıllık tahvil getirisini yüzdesel olarak karşılaştırıyor. Grafik çok açık bir şekilde özkaynak karlılığının azalmakta olduğuna ve alternatif getiri araçlarıyla arasındaki lehte farkın daraldığına işaret ediyor.

Yukarıdaki mukayeseyi, sadece devlet tahvili ile değil, örneğin Borsa İstanbul 100 endeksindeki firmaların performansı gibi, nispeten daha yüksek risk ve kâr olasılığı barındıran örneklerle de yapmak mümkün elbette. Ancak tablo yine değişmiyor.

Sonuç olarak, mevzuatın getirdiği “risk ağırlıkları”, “karşılıklar” gibi sınırlayıcı mekanizmalarda sektör lehine değişiklik talepleri bir tarafa; finansal kurumların yüksek ve kaliteli yeni sermayeye ihtiyaç duydukları açık bir şekilde anlaşılıyor. Ancak bunun da ötesinde, düşük kârlılığa bağlı büyüyememe riski, tatsız bir gerçeklik olarak sadece sektörü değil, kollarını açmış hepimizi bekliyor.

 


    ETİKETLER:

    Borsa

    ,

    Türkiye

    ,

    İstanbul

    ,

    Bugün

    ,

    Kredi

    ,

    sektör

    ,

    Tahvil