Barışmasını bilmeyenler savaşırsa...

Barışmasını bilmeyenler savaşırsa...
Barışmasını bilmeyenler savaşırsa...
El yükseltme oyunu (escalation game) ya da tuzak oyunu nu (entrapment game) bilir misiniz? Aslında gündelik hayatımızda çok karşılaşırız. Bir de bu oyunun pek çok ikili anlaşmazlıkta ve daha da önemlisi toplumsal olarak kutuplaşma yaşadığımız her konuda izi vardır.
Haber: KEMAL KILIÇ (*) / Arşivi

Üniversite’de verdiğim derslerden bir tanesi Karar Analizi dersidir. Bu dersin bir haftası, ihaleler ve oyun kuramı temelli kimi karar problemlerine ayrılmıştır. Benim (sanırım öğrenci arkadaşların da) en keyif aldığı haftalardan bir tanesi bu konuların tartışıldığı haftadır. Tartışılan konulardan bir tanesi el yükseltme oyunu (escalation game) ya da tuzak oyunu (entrapment game) adıyla bilinen bir ihale yöntemidir.

Elime 10 TL’yi alarak, onu açık arttırma yöntemiyle satacağımı, ama bu satışın İngiliz usulü olarak adlandırılan ve yaygın bilinen açık arttırma yönteminden biraz faklı kuralları olacağını ifade ederim öncelikle. İngiliz usulü açık arttırmada katılımcılar yüksek sesle ve önceden belirlenmiş bir miktarı, en son verilmiş olan teklifin üzerine ekleyerek kendi tekliflerini yaparlar. Adım adım arttırılan ihale, artık yeni bir teklif gelmediğinde sona erer ve en son teklifi (yani en yüksek teklifi) yapan kişi ihaleyi kazanır ve yaptığı teklifi ödeyerek ihalede sunulan şeyin sahibi olur. El yükseltme oyununda ise kural farklıdır. Gene en yüksek teklifi veren kişi ihaleyi kazanır ve sunulan şeyi alır, ama ödemeyi sadece ihaleyi kazanan kişi değil, ondan bir önceki teklifi yapan kişi de yapar (yani en yüksek ikinci teklifi yapan kişi).

Açılış teklifinin 1 TL, artış adımlarının da 1 TL olacağını belirtip, elimdeki 10 TL’ye 1 TL verecek olan kimse olup olmadığını sorarım sınıfa. Çok sayıda teklif anında gelir. İlk teklifi yaptığını düşündüğüm kişiyi işaret edip ardından “Yok mu arttıran?” diye sorarım. Gene çok sayıda kişi 2 TL’lik teklifi yapar. 3 TL, 4 TL, 5 TL aynı hızla artar. Genelde 6 TL’ye geldiğinde öğrenciler arasında bir uyanış anı yaşanır. Teklif yapıldığı anda benim artık kara geçeceğimi fark ederler o sırada. Çünkü 6 TL’ye ihale kapanırsa, ben 10 TL’min karşılığında 6 TL (en yüksek teklif) + 5 TL (ikinci yüksek teklif), yani 11 TL alarak 1 TL kazanacağım, en yüksek teklifi yapacak olan (yani 6 TL’lik teklifi) kişi, 4 TL kazanacak (alacağı 10 TL – bana vereceği 6 TL=4 TL), en yüksek ikinci teklifi yapan ise hiçbir şey almadan bana vereceği 5 TL’yi kaybedecektir.

Çok sayıdaki deneyimle sabittir ki, 4 TL kazanma güdüsü hızla uyanış anını bastırır birilerinde ve 6 TL teklifi gelir. Ama 7 TL’ye yükseltmek için tereddüt daha da belirginleşir. Eğer yeni bir teklif gelmezse bir önceki 5 TL teklifini yapana 7 TL’ye yükseltmek isteyip istemediğini sorarım. Elbette 5 TL kayıp yerine 3 TL kazanmak (alacağı 10 TL – vereceği 7 TL=3 TL) “rasyonel” karardır ve 7 TL’ye yükseltiverir. Artık o andan sonra sınıfta benim için sadece bu 7 TL’ye yükselten kişi ve bir önceki 6 TL’lik teklifi yapan kişi kalır. 6 TL’lik teklifi yapana dönerim ve 8 TL’ye yükseltmek isteyip istemediğini sorarım. O da “rasyonel” karar verir ve 8 TL’ye çıkarır. Bir ona bir öbürüne dönerek her seferinde “rasyonel” olarak elimdeki 10 TL’ye, 11 TL, 12 TL, 13 TL… gibi, değerinden çok daha yüksek tekliflerin verilmesini ( zaman , öğrenci arkadaşların bütçesi ve tabii insafım ne kadar müsaade ederse) sınıfça izleriz. Bu ihalenin sonunda tek kazanan ben olurum, söz konusu iki arkadaş da seri halinde verdikleri tamamı “rasyonel” kararları neticesinde kaybederler.

Sanırım neden el yükseltme ya da tuzak oyunu olarak adlandırıldığını anlamışsınızdır. Bu oyunu oynamadaki amacımız sadece eğlenmek ve kendime ek bir kazanç temin etmek değildir. Aslında farkında olmasak da çok kereler gündelik hayatımızda karşımıza çıkan bir oyundur bu oyun. En bariz örneği silahlanma yarışında karşımıza çıkar. Bir ülkeye gidip ucuzundan bir uçak filosu satarsınız, ardından komşu (ve genellikle düşman) ülkeye giderek gene ucuzundan uçaksavar satarsınız. Satış gerçekleşir gerçekleşmez ilk ülkeye artık elindeki uçakların atıl olduğunu, uçaksavarlara karşı füzeyle donanması gerektiğini belirtip füze satarsınız. Sonra komşuya döner ve uçaksavarların yetersiz kalacağını belirtip,
havadan karaya füzeye duyulan ihtiyaca ikna edersiniz. Böylece sürer gider bu satış. Kazanan silah şirketleri olur, kaybeden ise iki komşu ülkenin vergi veren halkları olur. 

Başka nerede karşımıza çıkar bu oyun?

Pek çok ikili anlaşmazlıkta ve daha da önemlisi toplumsal olarak kutuplaşma yaşadığımız her konuda izi vardır. Ülkede, elbette “rasyonel” bir kararla, koca bir toplumun anadilini yasaklarsınız. Buna karşı mücadele iddiasıyla kurulan bir örgüt ise gene “rasyonel” bir kararla bir köye bir gün baskın yapar, çolukçocuk demeden insanları katleder. Köylüleri toplar meydanda dışkı yedirirsiniz. Ertesi gün bir köy daha basılır. Cezaevlerinde işkenceye yol vererek cevaplarsınız bu baskını. Karakol basılır, vatani görevini yerine getirenler kurşuna dizilir. İnsanların gözlerinin içine baka baka, devlet gücünü arkasına alan birileri, sokak ortasında insan öldürmeye başlar. İstasyonda bomba patlatılır. Dağ-taş düz edilecek bir harekat yaparsınız. Öğretmen, imam v.s. demeden sivil-asker canlar üç kuruşluk bir mermiyle kurban edilir… 

Kaybeden huzurlu bir şekilde, refah içerisinde, dostluk çerçevesinde yaşamak isteyenler olur. Kazanan ise sadece üçüncü taraflar olur. Ülkemizdeki Sağ-Sol, Sünni-Alevi, Laik-Dindar, Ak Parti – Cemaat v.s. çatışmalarını hep bu model çerçevesinde değerlendirmek mümkündür. Kimisinde el yükseltme oyununda tezgahı kuran üçüncü taraflar vardır, kimisinde ise yoktur, süreç kendiliğinden, doğal olarak ve “rasyonel” kararlar neticesinde gelişmektedir. 

Aslında aynı coğrafyada, çok muhtemel aynı genetik havuzdan oluşan, aynı kültürü paylaşan, aynı tarihi yaşayan çatışmaların tarafları, kendi onurlu, cesur ve aklın gereği olan mücadelelerinin, karşı tarafı elbette bir gün ikna edeceğini, o da olmazsa mutlaka sindireceğini düşünürken, karşı tarafın da aynen kendileri gibi düşünen onurlu, cesur ve akılcı insanlardan oluştuğu gerçeğini nedense göz ardı ederler.

10 TL için rasyonel bir şekilde 25 TL teklifi yaptıklarını elbette içleri acıyarak da olsa görürler ama ok yaydan çıkmıştır bir kere…

Tuzak oyununda kazanmanın tek yolu (tezgahı kuranlar haricinde elbette) oyuna girmemektir. Girildiğinde yapılacak tek şey karşı tarafa güvenerek ve güven vererek, en yakın zamanda oyunu bırakmaktır. Buradaki kritik nokta “güven” meselesidir. Yapılan yanlışlar açık yüreklilikle, hem daha sonraki kuşaklar aynı hataları yapmasınlar diye hem de “Yapılanları madem hata olarak görmüyorsunuz aynı durumda aynı şeyi gene mi yapacaksınız?” sorularını bertaraf edip güven tesis edebilme adına, her iki tarafça da kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Yoksa el yükseltme devam edecek, zarar her iki taraf açısından da daha da büyüyecektir.

Bu işi yapabilecek cesaret ve ferasette karar vericileri olan toplumlar huzurlu bir şekilde, refah içerisinde ve dostluk çerçevesinde yaşarlar. Diğer toplumlara, yani barışmasını bilmeden el yükseltme savaşına giren toplumlara biz kısaca Türkiye diyoruz. 

*Sabancı Üniversitesi Endüstri Mühendisliğinden öğretim üyesi