Beş bölümde otizm

Beş bölümde otizm
Beş bölümde otizm
'Yaşam boyu sürecek' müstakbel bir anomali için 'neden' sorusu çok mu lükse kaçar acaba?
Haber: SEMRA YEŞİLYURT - semrayes@gmail.com / Arşivi

1.

Kimimiz için sadece kulak aşinalığından ibaret olan bu sözcük; sonuna ‘izm’ eklenmiş haliyle bir sanat akımına ya da düşünce sistematiğine dönüşmüyor maalesef . Otobüste, parkta, kaldırımda, pazarda, durakta, markette; ez cümle insanoğlunun birbirini görmesi muhtemel her yerde karşılaşabileceği ve bir çoğumuzun sahip olduklarına birden bire şükrettiği, uzaklaşıverdiği bir ‘çocuk’, bir ‘genç’, bir ‘yetişkin‘ için kullanılan kısacık bir sözcük otizm.
Onlarla karşılaşma halinin herhangi bir yerinde ya da bitiminde, başınıza gelmediği için şükür duaları ederek uzaklaştığınız hemen her yerde; çantanızda taşıdığınız parfümle, bir uzva dönüşmüş cep telefonlarıyla, Ipad’lerle, basmak zorunda olduğunuz, neredeyse gökyüzüyle birleşen betonla, kullanılınca kesin daha bi güzel olunan makyaj malzemeleriyle, albenili ambalaj paketleriyle kaplanmış ve son yeme tarihi bilhassa belirtilmiş yiyeceklerle, kimya laboratuarlarına dönmüş mutfaklarla, aman ha çamur olmasın ehemmiyetiyle yapılmış kauçuk zeminli çocuk parklarıyla, yer’in ve gök’ün arasına sıkışmış AVM’lerle… lerle… lerle yürürken, aslında otizmin tam da içine girmiş oluyorsunuz. ..

Soralım google amcamıza, o t i z m nedir? … yaşamın ilk üç yılında ortaya çıkan…/ ömür boyu süren… /kesin kanıtlanmamakla beraber genetik olduğu düşünülen… / sosyal iletişimde gerilik… /ama henüz gen bulgusu bulunamayan…. /sınırlı ve tekrarlayan davranışlara yol açan…./ ..tam nedeni bilinmemekle birlikte….. ve benzeri yaklaşık beşyüzbin sonuç… Sonuç? Üzerine hâlâ çok sayıda bilim insanın çalıştığı, araştırmalar yapmaya devam ettiği; tanımlamaların, sebep sonuç ilişkisinin değişkenliğini koruduğu, yeni literatürlerin oluşturulmaya çalışıldığı kocaman bir kısırdöngü yumağı Otizm… Google amcanın ifşa etmek hususundaki en ketum davrandığı şey ise bu kısırdöngünün içinde, çözüm soslu neden arayan annelerin, babaların, dede ve ninelerin kardeş akraba eş dost arkadaş, yani ‘başına gelmişler’in takdirlik çabaları...

2.
Bilimden uzaklaştıkça, mucizelere daha çok inanır insan. Bilimin tatmin edici cevaplarından yoksun alanlarına hurafeler, ham hayaller, dinsel dogmalar üşüşür. Koca insanlık tarihinin güzide birikimlerine sırtını dayayıp elde edilmiş başarıların mirasını ağız tadıyla tüketen biz güncel ‘mirasyedi’ler içindeki bir azınlık ise tek kelimeyle duvara toslar. Çocuğuna Otizm teşhisi konmuş ebeveynlerin ‘ömür boyu sürer’ yargısıyla evin yolunu tuttuklarında tosladıkları duvar tam olarak budur. Nedenler nedenleri kovalar. Çözümler çözümleri… Devasa bilinmezlik deryasında kendine bir çıkış yolu arayan anne babaların bilimle hurafeler, mucize ile gerçekler, akılcılık ile delilik arasındaki o ince çizgide tıpkı otizm gibi kendini tekrar eden yaşantıları; bu koca dünyanın koca uğultusu içinde çoğu kez asla duyulmaz. Bundan ötürü nedeni de çözümü de henüz müphem olan bir farklılığın teşhisini ‘ömür boyu sürer’ püskülüyle sırtlayıp evine dönen anne babanın mucizelere inanması kadar ‘gerçekçi’ ne olabilir!

Başka bir gerçeklik ise, ailelerin Otizm’le beraber en az iki katına ulaşan empati yeteneklerine rağmen tam olarak hazmedilemeyen psikiyatri alanı ile münasebetleridir. Nasıl bir rahatlıkla, hatta elinde kahve fincanıyla, hiç tanımadığın bir aileye, ömrünün geri kalanını değiştirilemeyecek bir yaftayla geçireceğini söyleyebilir ki bir insan? Onlar ilaç yazar biz kullanırız. Onlar ilaç değiştirir biz kabul ederiz. Bol miktarlı sözüm ona ‘muayene’ ücretini belirlerler, biz öderiz. Biz otizmli çocuklarla huzurlarına çıkarız, onlar bizimle ve otizmli çocuklarımızla aralarına ilaçtan mürekkep mesafeler koyarlar. Onlar bizi ilaçlarla savuştururlar. O ilaçlar muayene zamanın gizli sopası olarak kafamıza iner ve bizler daha da alık bir halde huzurdan ayrılırız. Aklımızdaki binlerce soru, ama meram muayene süresi bittiği için kursağımızda kalır. Günün sonunda psikiyatri alanının Otizmle olan münasebetini inatla neden sadece ilaçlar üzerinden sürdürüyor oluşunu anlayamayız… “Çok mu hareketli, verelim bir ilaç /az mı uyuyor, otizmde olur böyle şeyler, verelim bir ilaç / Saldırgan, değil mi… otizmde kendine zarar verme görülebilir, verelim bir ilaç…” Öyleyse; hepimiz alalım bir ilaç ve tüm vücudumuzu mikro alanlara ayıran modern tıbbın güvenli kollarında, annelik-babalık duygularımız için usul usul mucize hayalleri kuralım.

‘Yaşam boyu sürecek’ müstakbel bir anomali için ‘neden’ sorusu çok mu lükse kaçar acaba… Olmadı daha minimal cümlelerle ilerleyelim. Mesela bir çocuğu gece boyunca ağlamaya ya da kahkahalarla sabaha kadar yatakta zıplamaya; daracık bir koridorda bıkmadan yorulmak nedir bilmeden aşağı yukarı koşmaya iten ‘neden’ nedir? Az sonra uçuverecekmiş gibi ellerini çırpmaya, dünyaya göz ucuyla bakmaya, tükürükleriyle her yere dokunmaya, hızla giden bir arabanın tekerleklerini tutmayı istemeye ne neden olabilir? Hangi neden, kendi ellerini ısırmayı, saçlarını koparmayı, kafasını duvarlara vurmayı buyur edebilir ki bir çocuğa? Üç boyutlu yazıcılardan, kalp çıktısı almayı başarmış sevgili modern tıp, ‘kol kırılır (otizm) yen (ilaç) içinde kalır’ yaklaşımından az öteye geçmeyi ne zaman başaracak?
3.
Otizm, onbinlerce yıllık insanlık tarihinin, doğayla olan imtihanının en zayıf notudur . Bu nottan memnun olmayan (yakın zamanda aramızdan ayrılan) Prof. Dr Ahmet Aydın , Dr. J. Mc Candless , Dr. Bernard Rimbland, Dr. Natasha Campbell ve daha çok sayıda bilim insanı, kompleks bir hastalık olarak gördükleri otizmi, araştırmak, veriler toplamak için, yerleşmiş paradigmalara rağmen yaklaşımlarını değiştirmişlerdir… İğneyle kuyu kazarcasına sarf edilen emeği, yapılmakta olan araştırmaları, sunulan verileri; en başta bilim dışı kabul eden bir tutum , bilimin şüphe perisine uygun mudur? Tıbbi polemik yapacak bilgi ve deneyime sahip olmadığımı bilmekteyim, işbu yazının amacı bir bakış açısının, teorinin ispatını taşımamaktadır. Ancak, araştırmaların sürdüğü, yeni bir metodolojinin oluşturulduğu otizmi yaşamak, kabullenilmiş çaresizlikle otizmi yaşamaktan daha anlamlıdır. Dr. J. Mc Candless’ın ‘ Bu çocukların bilgili ebeveynlerinden öğrendiklerim bana alçakgönüllü olmam gerektiğini defalarca göstermiştir. Siz doktorları, bu çabada onların partnerlerimiz olmasına izin vermeye çağırıyorum’ (1) sözü, otizmin birincil tanığı için sizce de anlamlı değil mi?

4.
Hastanelerde başlayan tanı sürecinin ardından , heyet raporları, rehberlik araştırma merkezleri, özel eğitim ve rehabilitasyon kurumları, oçem sınıfları, kaynaştırma raporları, otizmliler için ‘özenle’ hazırlanmış ders programları derken, yaşından daha büyük bir dosyası oluşuverir çocuğunuzun.. Belirli periyotlarla tekrarlanması zorunlu bu prosedürler, şeffaf dosyalar içinde çoğalır da çoğalır… Amaç hep öğretmektir; “bu kırmızı, bu kırmızı değil/ ..bir..iki..üüç, sen de söyle/ eller masanın üstündee/ yuvarla yuvarla toop yap/ aa..aa..aatt/ atmaa, yerine bırak/ bırakma orda, getir bana…” Aynı kabullenilmiş çaresizlik, eğitimde de çıkar karşınıza.. örgün eğitimdeki resim, müzik, oyun, spor , drama alanlarının ‘boş ders’ ‘boş uğraş’ şeklindeki algısı özel eğitimde de devam eder... Otizmli bir çocukla zıplamak, yerden taş toplamak, kaldırım köşelerinde dakikalarca araba jantlarındaki yansımaları izlemek, geri geri yürümek, bir salıncağın altına uzanmak, burnunda pinpon topuyla kafanda renkli peruklarla yemek yapmak, yadırganacak davranışlardır! Çünkü etkileşim, öğretmenin tahakkümü üzerine şekillenmiştir.. ve ‘ne’ öğretildiği, ‘nasıl’ öğretildiğinden daha önemlidir. Çünkü, çocuğun yönlendireceği bir süreç, kişinin otoritesinin sarsılması olarak algılanır.. Sanırım bu nokta, Prof. Dr. Stanly Greenspan’den bir alıntı yapmak için doğru yerdir: “Duygu ve heyecanlar düşüncenin hizmetinde olmak yerine, bizim düşüncelerimizden sorumludur. Zira onlar, bizim yaptığımız işlere yön verdiği gibi, yaşantılarımıza da bir anlam verir. Aynı şekilde, davranışlarımızı kontrol edebilmemizi mümkün kılar, yaşantımızı depo eder, yapılandırır ve problemlerimizi çözüp düşünmemize neden olur.” (2)

5.
Çok sayıda soru başlığı oluşabilir otizmle ilgili. Kuşkusuz bu sorular temelinde özverili araştırmalar yapan, projeler oluşturan eğitmenler, çoğunluğunu ‘başına gelmişler’in kurduğu dernekler, vakıflar işin en ağır yükünü çekmektedir. Peki her biten günün sonunda otizm teşhisi alan çocukların sayısı neden bu kadar artış gösterir? İhtiyacı karşılayacak çoklukta özel eğitim öğretmeni var mıdır, daha da vahimi üniversitelerde otizm birkaç kitap sayfası ve fotokopiyle çoğaltılmış ders notlarının ötesine geçebilmiş midir? Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde uygulanan programlar süre ve içerik açısından yeterli midir? Örgün eğitim programları, kaynaştırma otizmli çocukların artı özelliklerini kullanabilmede başarılı mıdır ya da istekli midir?! Otizmle birlikte zorlaşan günlük yaşam, kaç eşin boşanmasına sebep olmaktadır ? Özverili bir çabayla hazırlanan ‘otizmeylemplanı’, bol flaşlı manşetlerle duyurulmasının ardından iki yıl geçmesine rağmen neden hala yürürlüğe girmemiştir?

Bol çengelli bu sorular, otizme bakış şeklimizi gözden geçirebildiğimiz ölçüde daha nitelikli cevaplar sunacaktır. Gelişen teknolojiler sayesinde bir çok veriyi ve yaklaşımı deneyip faydalanacağımız imkanlara sahip olduğumuz aşikar. Bu sebeple birçoğumuzun, bilhassa tıp ve pedogojik yaklaşımlar konusunda bildiklerimizi tekrar gözden geçirmemiz gerekebilir.

Otizmi Şimdi Yen/Açlık Çeken Beyinler- Prestij Yay.

Özel Gereksinimli Çocuk- Özgür Yay.