Eğer Köy Enstitüleri yaşasa ya da yaşatılabilseydi

Eğer Köy Enstitüleri yaşasa ya da yaşatılabilseydi
Eğer Köy Enstitüleri yaşasa ya da yaşatılabilseydi
O halde Köy Enstitüleri niçin kapatıldı. Bir kurumu niçin kapatırsınız? Genellikle de başarısız oldukları için değil mi? Ama bu kapanma aksine başarısız oldukları için değil, başarılı oldukları için gerçekleşti.
Haber: Prof. Dr. Süleyman ÇELENK *  / Arşivi

Bu ülkenin yıllardır kanayan yarasıdır Köy Enstitüleri. Çünkü Köy Enstitüleri Anadolu Bozkırı’nda yoksul düşmüş ülkemizin özgün bir sosyo-ekonomik topyekun kalkınma projesiydi. Olmadı olamadı. Proje aydınlanma devriminin başlangıcında, ülke aydınının kursağında kaldı. Ülkemiz gerikalmışlık çıkmazında debelendikçe, her kalkınma hamlesi başarısızlıkla sonuçlandıkça, dünyada eşi ve benzeri olmayan bu özgün uygulama aydınlarımız tarafından bıkmadan yorulmadan halkımıza anlatılacaktır.

Bu yazının amacı; bir fikir jimnastiği içinde, bu özgün cumhuriyet uygulaması eğer başarılı olabilse idi bugün yaşadığımız derin sosyal-ekonomik, kültürel ve siyasal sorunlarımızdan hangilerini yaşamaz, ya da hangilerini hangi boyutlarda yaşarız, ya da bu sorunları hangi düzeyde çözüme kavuşturabilirdik sorularına yanıt aramaktır.

Eğer Köy Enstitüleri uygulaması hedefine ulaşabilseydi;

1.Ülkemizin Bu gün Bir İlköğretim Sorunu Olmazdı.

Bir yazarımızın deyimiyle “Türk aydınlanmasının omurgası eğitim devrimidir.” O neden

Le de, cumhuriyet önderleri eğitime,  özellikle de eğitimin ve toplumsal değişmenin öncü gücü öğretmen eğitimine özel bir önem veriyorlardı.

Bunun için de işe, eğitimin temelinden yani ilköğretimden, ilköğretim yoluyla da köyden ve köylünün eğitiminden başlamak istiyorlardı. Çünkü büyük toplum kitlesinin  %80’inin yaşadığı köyün ve köylünün eğitilmesi gerkliydi.  Cumhuriyetin gelişip güçlenerek yaşayabilmesi, yeni ve dinamik cumhuriyet kuşaklarının yetiştirilmesine ve aydınlatılmasına bağlıydı.

Köy Enstitüleri yoluyla, devletten kuruş çıkmadan enstitü öğrencilerinin gittikleri köy okullarını halktan alacakları imece usulü destekle kendilerinin kurması amaçlanıyordu. Bu amaçla öğretmen adayları, genel kültür ve eğitim derslerinin dışında, kerpiç, tuğla, kiremit, duvar işçiliği, demircilik, marangozluk vb. yapı kurma inşaat yapma derslerini uygulamalı olarak alıyorlardı. Köy enstitüsü öğrencileri okudukları kendi enstitü binalarını kendi olanakları ile kendileri  inşa ediyorlar, böylece yapı tekniği bakımından ustalaşıyorlardı.

Köy enstitüleri kapatılmadan önce köylere giden ilk mezun Köy Enstitülü öğretmenler, köylerde çok başarılı bir biçimde, köy halkıyla işbirliği yaparak kendi ilköğretim okullarının inşaatlarını kendi katkıları ve köy olanaklarıyla yapmışlar, ilköğretim sorunlarını çözmede başarılı örnekler de vermişlerdi.

Köy enstitüleri uygulamasıyla, çok pratik bir şekilde çözüme kavuşma sürecine girmiş olan ilköğretim sorunlarımız, Köy Enstitülerinin kapatılmasıyla yıllarca sürüncemede kaldı. Halen de çözülmüş sayılmaz. Cumhuriyet kurulduğunda %5 olan okuma yazma oranımız henüz yeni yeni %90’lara ulaşabildi. Köy enstitüleri kurulurken en fazla on, bilemediniz onbeş yılda ülkede okur yazarlık oranının yüzde yüze ulaşması hedefleniyordu. Eğer bu kuruluşlar geliştirilerek yaşayabilseydi, bu sorunun öngörülen sürede kökten çözümü asla hayal değildi, çünkü Köy Enstitüsü çıkışlı öğretmenler, halka yönelik okuma-yazma öğretimi seferberliğini başlatmışlardı bile.

2.Ülkemizin Dengesiz Gelişme Ve Kalkınma Sorunu Olmazdı.

Aşağıdaki harita, köy enstitülerinin kuruluşunda, ülke bütünlüğünün nasıl da korunup güzetildiğini göstermesi bakımından önemlidir. Coğrafyamız üzerindeki dengeler gözetilerek açılan enstitüler birer eğitim kampüsüne dönüştürülebilir, yeni açılacak diğer eğitim birimleri ve üniversiteler bu merkezlerde açılabilir eğitimdeki bölgesel dengesizlikler önlenebilirdi.

Dahası da var, sanayi hamleleri enstitülerin kurulduğu merkezler çevresinde geliştirilebilir, bunun sonucu olarak da bu çevrelerde sağlıklı yerleşkeler oluşturulabilir ve ülkemizdeki çarpık kentleşme sorunu kökten çözümlenebilirdi. Tüm çoğrafyamızın dengeli bir şekilde kalkınma olanağına kavuşmasıyla da, ülke böylesine bir bölünme tehlikesiyle karşı karşıya kalmayabilirdi.

3.Cumhuriyetin özlediği kültürel devrim hayata geçerdi.

Köy Enstitüleri programında, kültürel etkinlikleri öncelik veren uygulamalı bir eğitim vardı.  “Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür.”  diyordu Mustafa Kemal Atatürk.  Ancak unutmamak gerekir ki, Cumhuriyetimizin kültür politikası, eleyici değil birleştirici, her etnik yapı ve kökenden gelen insanı cins, din, dil, ırk ayırımı gözetmeksizin birleştiren hümanist bir kültür anlayışıydı.

Bu amaçla ülkede, ulusal kültürden evrensel kültüre gelişen bir kültürel doku ağının temelleri atılıyordu. Enstitülerdeki  genel kültür derslerinin oranı %50’yi buluyordu. Başlıca genel  kültür dersleri şunlardı: Türkçe, Tarih, Yurttaşlık Bilgisi, Matematik, Fizik, Kimya, Sağlık Bilgisi, Yabancı Dil, El Yazısı, Resim-iş, Beden Eğitimi, Müzik, Milli Oyunlar, Askerlik, Ev Yönetimi, Çocuk Bakımı, Öğretmenlik Bilgisi, Toplum Bilim, İş Eğitimi, Eğitim Tarihi, Öğretim Metodu, Zirai İşletme Ekonomisi ve Kooperatifçilik vb.

Aynı zamanda, Köy enstitüsü programlarında öğretmen adayı öğrenciler için titizlikle uygulanan serbest okuma saatleri vardı. Bu amaçla her öğrencinin yılda en az 24 kitap okuması öngörülüyordu. MEB yaklaşık 500 aşkın dünya klasiğinin çevirisini yaptırarak, Türk okurları için kütüphanelere göndermişti. Enstitü öğrencileri harıl harıl bu eserleri yutarcasına okuyorlardı. Köy Enstitüleri bu kurumsal özelliği nedeniyle hem ulusal hem de evrensel kültüre hizmet edecek pek çok değerli aydınlar ve yazarlar yetiştirmeyi başarmıştı. Talip Apaydın, Fakir Baykurt, Mahmut Makal bu örneklerden sadece birkaçıydı.  Bu örneklerde gösteriyor ki, yazının başlığında da vurgulandığı gibi, bu kuruluşlar  yaşasa, ya da yaşatılabilseydi, bu gün ülkenin Nobel ödüllü yazarı bir değil, belki de parmakla sayılamayacak kadar çok olabilirdi.

Eğer, ulusal sentez temeli üzerinden evrensel kültürle buluşmuş bir cumhuriyet kültürü sentezine ulaşabilme konusunda Köy Enstitüleri uygulaması sürdürülebilseydi, bir başka yazarımızın anlatımıyla “Varoşlar bu gün cemaatlere teslim edilmezdi.” Evet, doksan yıllık cumhuriyet uygulamasının sonucunda bu gerçekle karşılaşmış olmak, gerçekten de acı verici ve ürkütücüdür.

 

 

4.Ülke Kalkınması Milli Kaynaklar Temeli Üzerinde Gerçekleşip Biçimlenirdi.

 

1924 yılında Atatürk’ün çağrılısı olarak Türkiye’ye gelen ve Milli Eğitim sistemimizi inceleyen ünlü Amerika’lı eğitimci ve Filozof John Dewey, Milli Eğitim Sistemimizi yaklaşık dört ay süre ile  köy, kasaba, kent incelemiş “Türk Maarifi Hakkında” başlıklı bir rapor sunmuştu.  Bu raporunda Dewey özetle şu ifadeleri kullanıyordu:

“Öyle görünüyor ki yeni kurulmakta olan Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük hedeflerinden birisi de sanayileşmektir. Ancak ülkenizin yakın gelecekte ön görülen sanayileşme  hamlelerini başarıyla gerçekleştirecek bir gelir kaynağına sahip değildir. Bu kaynağı ancak tarımınızı geliştirerek sağlayabilirsiniz. Bunun için de köylülerinizin ve çitçilerinizin eğitilmesi gerekir. Bunu da köylerinize göndereceğiniz öğretmenler eliyle yapabilirsiniz. Öğretmen okullarınızda yetiştirdiğiniz öğretmen adayları hepsi de şehir kökenli. Bu gençleri köylere göndererek bu amacı gerçekleştiremezsiniz. Çünkü bu gençler köylerde çalışmak istemiyorlar. Köye göndereceğiniz öğretmenleri başarılı köy çocukları arasından seçip, onları modern tarım, halk sağlığı, marangozluk vb. zanaat alanlarında köy halkına öncülük yapacak şekilde eğitiniz.”

Bu ifadelerden de anlaşılacağı gibi, eğer Köy Enstitüleri varlığını sürdürebilse idi, ülkemiz bu günkü gibi borç sarmalında kalkınma çabası yerine milli kaynaklar temeli üzerinde gelişp güçlenebilecekti.

Köy Enstitüleri ders programları incelendiğinde Dewey’in bu önerilerinin Köy Enstitüleri Programında hayata geçtiği görülüyordu. Köy Enstitüleri eğitim programında, Tarla ziraatı, Bahçe Ziraatı, Fidancılık, Meyvecilik ve Sebzecilik, Sanayi Bitkileri Ziraatı, Zeoteknik, Kümes Hayvanları Bilgisi, Arıcılık, İpek Böcekçiliği, Balıkçılık ve Su ürünleri Bilgisi gibi uygulamalı tarım dersleri yer almaktaydı.

Modern eğitim programcılığı anlayışının bir gereği ve eğitim programlarının çevre koşullarına uyarlama anlayışını bir ürünü olan “çerçeve program” uygulama yaklaşımı ülkemizde ilk kez Köy Enstitüleri Programı ile hayata geçmişti. Örneğin programdaki balıkçılık ve Su ürünleri ile ilgili ders ağırlıklı olarak Karadeniz Bölgesinde ki  enstitülerde uygulanırken, İpekböcekçiliği dersi, Bursa yöresine öğretmen yetiştirecek enstitülerde uygulama alanı buluyordu.

Köy Enstitüleri programında, uygulamalı teknik dersler de vardı. Köy demirciliği (nalbantcılık, motorculuk), Köy dülgerliği (marangozluk), Köy yapıcılığı (tuğlacılık, kiremitçilik, taşçılık, kireççilik, duvarcılık, sıvacılık, betonculuk), kız öğrenciler için ev ve el sanatları (biçki-dikiş-nakış, örücülük, dokumacılık) vb. beceri dersleri vardı.

Köy Enstitüleri programları bu yaklaşımıyla, dünyadaki benzerlerine az rastlanabilecek olan “eğitim üretim içindir”  ve  “iş için işbaşında eğitim” anlayışının uygulamalı bir örneğiydi.

 

5.Ülkemizin Demokratikleşme ve Cumhuriyetimizin Temel Değerlerinde Bir Sorun Yaşanmazdı.

 

Yukarıda sözü edilen Dewey’in “Türk Maarifi Hakkında” ki raporunda özenle vurgulanan bir başka konu da cumhuriyetin demokratikleşme sürecine yönelik vurgulamasıydı. Bu noktada Dewey özetle şöyle diyordu. “Ülkeniz binlerce yıldan beri, otokratik tek adam yönetimleriyle, kısaca mutlak monarşi ile yönetile gelmiştir. Şimdi ise cumhuriyet yönetimine geçiyorsunuz. Cumhuriyet yurttaşının davranışları, monarşi ile yönetilen yurttaşların davranışlarından farklı bir şekilde,  demokratik değerlere uygun olmalıdır. Bunun için de demokrasiyi okullarınızda bir yaşam biçimi haline getirerek, geleceğin demokratik cumhuriyet yurttaşlarını okullarınızda eğitiniz.”

Köy enstitüleri çağdaş demokratik bir toplum, özgür ve özerk yurttaşlar yetiştirme çabalarının bir uygulama alanıydı. Bilindiği, ilköğretim okullarımızda kurulan sosyal ve eğitsel öğrenci kolları vardı, halen de var. Bu öğrenci kollarının Dewey’in yukarıdaki önerileri doğrultusunda hayata geçtiğini belirtmek te yarar var. Bu amaçla enstitülerde demokrasi bir yaşam biçimine dönüşmüştü.  Enstitü öğrencileri okul yönetimine çeşitli yollarla katılırlar ve gerektiğinde de yöneticilerini ve öğretmenlerini rahatlıkla eleştirebilirlerdi.

O nedenle de enstitüler yaşasa, ya da yaşatılabilseydi, demokrasi kültürümüz Anadolu topraklarında daha da bir güzel yeşerir ve de boy verirdi.

 

6.Eğitim Sistemimiz Ezbercilikten Gerçekten de Kurtulurdu.

 

Köy Enstitülerinin eğitim ilkesi, “iş için  iş başında yaparak yaşayarak öğrenme” ilkesine dayalı bir eğitim ilkesi idi.  Bu yaklaşımın  Amerikalı temsilcisi John Dewey idi. Dewey’e göre okul bireyleri hayata hazırlayan kuruluş olmaktan daha çok, hayatın kendisi olmalıydı. Geniş  tarım alamlarının içinde kurulan Köy enstitüleri tam da Dewey’in bu yaklaşımına uyuyordu. İleride köyün tarımda modernizasyona giderek köydeki üretim gücünü etkileyecek öğretmenler, uygulamalı bir biçimde iş için işbaşında eğitilerek geleceğe hazırlanıyorlardı.

Bu yaklaşıma benzer bir yaklaşımda, ünlü Alman Eğitimci Kershesteiner’di.  Kershesteiner de üretken, ulasal benliği gelişmiş yurttaşların yetiştirilmesinden söz ediyordu. Bu anlayışın Türkiye’deki temsilcisi ise Tonguç, bilimsel bilgi ve tavır kazanmış, toplumsal bilinci yüksek üretken ve ürettiğinin hesabını sorun yurttaşların eğitiminin gereğinden sözediyordu.

Öyle görünüyordu ki, Köy Enstitüleri bu görüşlerin toplam sentezinin bir ürünü olarak hayata geçirilmişti. Bilimsel bilgiler, gözleyerek, araştırıp-inceleyip , neden-sonuç ilişkileri kurulup deneyerk ve deney sonuçlarını da değerlendirip uygulayarak hayata geçirilebilirdi.

Bu amaçla Köy Enstitülerinde, birlikte yönetim, işbaşında birlikte başarma, eleştirel düşünme, grup çalışmaları, üzgüveni yüksek karma eğitim, sorun çözme yeteneği gelişmiş, cumhuriyet için fedakarlık yapabilme gücü kazanmış öğretmenleri yetiştirmek enstitülerin ana hedefleriydi. Bu hedefler enstitülerde bilgini nakil yoluyla öğrenciye aktarılması esasını benimseyen ezbeci eğitimi retdeden bir anlayışın benimsenmesi anlamına geliyordu.

Köy Enstitüleri kapatıldı. O gün bu gündür, ezberci eğitimden çocuklarımızın kurtarılması gerektiğinden söz edip duruyoruz. 1040’lı yıllarda bu sorunu çözmüş  bir ülke olan Türkiye nihayet etti edemedi, o günden bu yana ezberci eğitimin batağında çırpınıp durmaktadır. İşte o nedenle Köy Enstitüleri özlemle anlatılıyor ve anlatılmaya da devam edecek gibi görünüyor.

 

6.Köylü Milletin Gerçekten de Efendisi Olurdu.

 

Köy toplam nüfusun %80’nini oluşturuyordu. Dewey’in de raporunda vurguladığı gibi ülkede tarım dışında üretim yapan ve kaynak sağlayan hemen hemen hiçbir gelir kapısı yoktu. Köy enstitüleri hareketi yoluyla köy aydınlanması sağlanacak, tarımsal üretim artırılacak bu yolla da cumhuriyetin özlediği büyük sanayi hamlesine gerçekleşecekti. Bu nedenle de aydınlanmanın toplumun en ücra köşesine kadar yayılması amaçlanıyordu.

Enstitülerde tarım derslerinin yanında, kooperatifçilik dersleri de okutuluyordu. Görünen oydu ki üretici köylü üretecek ve alın teri ve el emeği ürünü olan üretimini de aracıya ve tefeciye kaptırmadan kendisi pazarlayabilecekti. Yani vurgulamak gerekirse, köylü nüfus kendisi üretecek, kendi üretiminin de efendisi olacaktı. Oysa köylerin gerçek efendileri vardı, onlarda feodal yapının ağalarıydı, buna nasıl evet derlerdi? Nitekim de demediler.

 

SONUÇ

 

O halde Köy Enstitüleri niçin kapatıldı. Bir kurumu niçin kapatırsınız? Genellikle de başarısız oldukları için değil mi? Ama bu kapanma aksine başarısız oldukları için değil, başarılı oldukları için gerçekleşti. Enstitülerin kapanmasında öncü rol oynayan ve Türkiye’nin en büyük ağalarında da biri olan Kinyas Kartal, yıllar sonra Köy Enstitülerinin neden kapatıldığına ilişkin soruya şu açıklamayı getirmişti:

“Köy Enstitüleri kesinlikle komünist uygulama değildi. Doğuda en yüksek eğitim gören insan benim. Köy Enstitüleri, bizim devlet üzerindeki gücümüzü kaldırmaya yönelikti. Bunu içimize sindiremedik. Benim Van yöresinde 258 köyüm var. Bunlar devletten çok bana bağlıdırlar. Ben ne dersem onu yaparlar. Ama köylere öğretmenler gidince benim gücümden başka güçler olduğunu öğrendiler. DP ile pazarlığa girdik, kapattık.”

Köy enstitülerinin kuruluşuna öncülük eden eğitimcilerden Rauf İnan da bu satırlarının yazarına, “Köy Enstitülerini ABD kapattırdı diyorlar. Bu düşünce tamamen yanlıştır. Amerika enstitülerin varlığından rahatsız değildi. Köy enstitülerini kapatan güç feodal ağalardır. Onlar sahip oldukları köylerin halkı üzerinde başka bir otorite görmeye tahammül edemediler, o nedenle de ağaların parlamentodaki üstünlüklerinin sonucu olarak enstitüler kapatıldı.” şeklindeki sözleriyle Kinyas Kartalı doğrulamıştı.

Köy Enstitüleri kapatılmakla, yeni cumhuriyet kuşaklarını yetiştirecek kaynak kurutuldu. Böylece Türk aydınlanmasının, yurdun tüm kılcal damarlarına yayılması engellenmiş oldu. Sonrasında olanları zaten biliyor, konuşuyor, yazıyor ve yaşıyoruz. Bir yazarımıza göre, “Köy Enstitüleri kapatılmakla Türkiye ne kaybetti? Bunun yanıtı, tartışılmayacak kadar açık. Bunun yanıtı boşalan köylerde, cemaatlere teslim edilen varoşlarda. Bunun yanıtı, mahalle baskısının ve cemaatlerin gücünün hangi boyutlara ulaştığını gösteren araştırmalardadır.”

Burada özenle yanıtı aranması gereken soru ise şudur. Köy Enstitüleri uygulamasına dönülmelimidir? Bu sorunun bu yazar açısından yanıtı hayırdır. Çünkü, o dönemde, toplumumuzun %80’i köylerde yaşıyordu. Şimdi ise ağırlıklı nüfusumuz kentlerde. Peki bu Köy Enstitülerini anlatma çabası neden?

Biz eğitimciler, eğitim programlarının geliştirilmesinde ihtiyaç analizinden söz ederiz. Yani eğitim programları geliştirilirken toplumsal gereksinimler araştırmalarla belirlenerek, bu ihtiyaçları karşılayacak şekilde eğitim programlarının geliştirilmesinin gerekliliği üzerinde durulmasından söz ederiz.

Köy Enstitüleri bu ihtiyaç analizi ile tam da örtüşen bir yapılanmaydı. Bu kuruluşlar kaza kurşununa kurban gitti. O gün bugündür el yordamıyla, her siyasinin görüş ve kanaatleriyle öğretmen yetiştirmeye başladık. O halde söylenmesi gereken son söz şudur: Doksan yıldan bu yana gelişen ve değişen toplumun yeni gereksinmeleri belirlenerek, Köy Enstitüleri uygulamalarından da yararlanarak ülkenin ihtiyacı olan yeni öğretme yetiştirme modeli ortaya konulabilir.

* Girne Amerikan Üniversitesi Eğitim Fakültesi