Erkeklerimizi dinlemek, şefkatle

Biz Türkiye'de kadın konusunu sadece "şiddet" ekseninde konuşurken, dünya "başarı hikayelerini" paylaşıyor artık
Haber: AHU ÖZYURT/New York / Arşivi


Birleşmiş Milletler’in dünyada kadının yerini geliştirmek ve kadınların yaşadığı sıkıntıları daha iyi incelemek için kurduğu alt birimi UN Women ve UN Global Compact’in senelik toplantısı için New York’taydık geçen hafta. Özellikle dünyasının son üç yıldır yakından içinde olduğu “Kadınları Güçlendirme Prensipleri”, artık bütün dünyanın konuştuğu konu olmuş.
Türkiye ’den de Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in kalabalık bir bürokrat ekibiyle geldiği ve sunum yaptığı yan toplantıların önemli bir ortak noktası var. Biz Türkiye’de kadın konusunu sadece “şiddet” ekseninde konuşurken, dünya “başarı hikayelerini” paylaşıyor artık.
Bizde panik butonu, polis raporları, kimin kimi nasıl ve kaç kere bıçakladığı didikleniyor. Dünyada, kaç kadın yönetici tepeye yükseliyor, hangi hükümetler kadın yöneticileri teşvik ediyor konusu tartışılıyor.
Bizde kadın konusu ilgili bakana sadece hamilelik izni, kadın dayağı konuları üzerinden soruluyor. Dünyada, orta seviye yöneticilerinin yüzde kaçının tepeye tırmanmak için gerekli mücadeleyi verdiği, donanımı yakaladığı tartışılıyor. Dünyada kadın konusu bambaşka bir denize akan nehir gibi. Bizdeki ise kavruk, yatağından çıkamayan, ne kendine ne aktığı vadiye faydası olan bir bulanık bir çay gibi yazık ki.
Avustralya’da cinsiyet ayrımcılığıyla mücadele “Başkomiseri” Elizabeth Broderick, Perşembe günü Turkcell’den Koray Öztürkler’in de katıldığı bir panelde hepimizi uyandıran şu cümleyi kurdu: “Biz meselede başarılı olmak için erkeklerimizi yanımıza almamız gerektiğini gördük. Önce onlardan destekçilere ihtiyacımız vardı. Şaşırtıcı bir biçimde de Avustralya ordusu kadın-erkek eşitliği ve şiddetle mücadele konusunda en önemli savunucularımızdan oldu.”
Sonra gün boyunca diğer başarılı örneklerde hep erkeklerin ağzından “Biz daha çok istiyoruz kadınları yukarılarda” diyen cümleler işittik. Ban-ki Moon, “Beni de kullanın. Sizin arkanızdaki güç olmaya hazırım, patronları, devlet başkanlarını ikna edelim” dedi. CEO da olsalar, BM Genel Sekreteri de olsalar, kadınlardan bahsederken yüzlerin muzipce ışıldadığını, ince ince flört ettiklerini gördük kürsüden. Her yaşta her çağda kadınları güldürmekten zevk aldıklarını da.
Bu ülke, bu kültür, bu çağ erkekleri belki de biz kadınlardan daha da fazla zorluyor. Rekabet sert, hayat adil değil, başarının tanımı çok farklı. Bizler küçük kabuklarımıza, kız arkadaşlarımıza alışveriş merkezlerimize kaçabiliyoruz kafa dağıtmak için. Onlarınsa tek sığınağı futbol maçları gibi sanki.
Oysa erkekler de hikayeler anlatmak isterler. Psikanalist koltuğunda gibi değil ama, rakı masasında gibi. İlk çıktıkları kızı, lisedeki haylazlıklarını, sarhoş olup polise yakalanmalarını, parasız geçen günlerini ve evet askerlik anılarını da.
Anlattıkça iyileşir, yumuşarlar. Hayatlarının boşa gitmediğini, her şeyin saçma bir oyun olmadığını anlarlar. Günlük yaşam gailesi içinde saçlarına düşen akların, yüzlerindeki bir iki çizginin güzel anıları olduğunu fark ederler.
O derin kuytularda, huzursuz uyudukları gecelerde hep anlatmak ister erkekler. Anlattıkça onarırlar kendilerini. Güçlenirler. Derin derin gözyaşı dökerler. Yaşlanan babalarına sevgiyle bakmayı, oğullarına merhametle sarılmayı öğrenirler.
Biz dinlemeye hazırız. Anlatın bize. Bu şiddet sarmalı ancak böyle kırılır çünkü.