Film arası kamu spotu...

Film arası kamu spotu...
Film arası kamu spotu...
5-6 yaşındaki ana kuzularının, kontrol noktalarında göre göre tekniklerini öğrendikleri ayrıntılı bomba arama usullerini oyun oynarcasına uyguluyor olmasının, babalarının bir gün geri dönmeyeceğini hissede hissede onunla helalleşip durmasının sonuna, nokta konulamaz.
Haber: ABDULLAH AĞAR / Arşivi

Irak’taki televizyon kanallarında da, pek çok ülkede olduğu gibi, halkı bilinçlendirmek adına kamu spotları yayınlanır.
Ancak bunlar biraz farklıdır!
Bir tanesi de şöyledir:
5-6 yaşlarında iki kardeş, daha evde kimse uyanmadan yataklarından kalkıp, bahçedeki arabalarına doğru koşuyorlar.
Ama önce bahçenin bir köşesine gizlenmiş eğreti bir araç altı arama aynasını gizli çocuk hazinesinden alıyorlar.
Eğreti araç altı arama aynası, oyuncaklar kırılarak yapılmış… Barbi bebeğin şemsiyesinin çubuğu, kız çocuklarının bayıldığı pembe çerçeveli tutamaklı bir ayna ve bunları birbirine bağlamak için yırtılıp ucuca eklenmiş dantelli bebek giysilerinden bir ip yumağı… Malzeme olarak kullanılan barbi bebek setinden geriye kalanlar ise, kırık ve yırtık bir şekilde oyuncakların içinde… Hatırlıyor küçük kız; “Nasıl da istemişti bunları...” İlk alındıklarında nasıl da sevinmişti.
Yaşı biraz daha büyük ağabey ise, çok daha pratik… Arabanın anahtarını kaptığı gibi, önce kapıları açmış, sonra kaputu ve bagaj kapağını…
Ve böylece hummalı bir arama başlıyor.
İki küçük çocuk, babaları ölmesin diye ve “her sabah yaptıkları gibi”, araç altı ve içi detaylı bomba araması yapıyorlar. Küçük kız, elindeki eğreti arama aynasıyla, arabanın altına bakıyor, çamurlukların içlerine, lastiklerin arkasına, yakıt deposuna, her yere!
Ağabey de motor bölmesinde, bagajda ve arabanın içinde, bulsa ne yapacağını bilmediği o meşum bombayı kovalıyor.
Kızın dizlerine ve ellerine toz ve çamur bulaşıyor, pijaması kirleniyor.
Ağabeyin yüzündeki, bir parça motor yağı lekesi…
Olsun!
Onlar; “Babamız eve geri gelecek mi?” endişesi taşıyorlar.
Onlar asıl minik yüreklerindeki o endişeyi, o endişenin kaynağını; babalarının ölme duygusunu ortadan kaldırmak istiyorlar.
Aramayı da zaten onun için ve ona göre yapıyorlar.
Sonuç:
“Araba temiz!”
Rahatlıyorlar.
Hiçbir şey olmamış gibi her şey yerli yerine konuyor, sonra büyükler kalkıyor, kahvaltı yapılıyor, baba yola koyuluyor.
Baba yola koyulmadan evvel de, her yola çıkmadan evvel yapıldığı gibi, vedalaşılıyor.
Ama sadece vedalaşılmıyor.
Helalleşiliyor!
Irak’ta insanlar, birbirlerinden ayrılırken sadece vedalaşmıyorlar, helalleşiyorlar da…
Arkasından el sallanan baba, gidiyor.
Baba sağ salim geliyor.
Ertesi sabah, daha ertesi sabah, daha daha ertesi sabah, “Babayı koruma, kollama ve kurtarma operasyonu” hep devam ediyor.
Ta ki!
Bir arama operasyonu sonrasında, helalleşilen ve arkasından el sallanan babanın, “bomba araması yapılan” arabası patlayıncaya kadar!
Baba bahçeden çıkmış, daha yüz metre gitmemişken, kıpkızıl bir ateş topuyla apaydınlık gök kapkaranlık bir karabasana dönüşüveriyor.
Patlayıveriyor baba!
Patlayıveriyor gelecek!
Sevgi, sevinç ve huzur...
Baba arabasıyla birlikte havaya uçarken, patlamanın hiddetindeki çocuklar şaşkın bir şiddet ve şarapneller içinde duvarlara savruluyor.
Sadece bedenleriyle değil ama…
Yüreklerindeki acıyla, tükenmeye belki de bir ömür boyu direnecek hayal kırıklıklarıyla ve acı bir ümitsizlikle.
Ve babasız geçecek bir hayatla.

***
Bunu bir kamu spotu olarak okumadınız umarım.
Çünkü bu bir kamu spotu değil.
Bu bir kamu gerçeği!
Ve aslında yaşanan gerçeklerden yola çıkarak, insanlığın suratında patlaması gereken acı bir tokat…
Irak’ta pek çok çocuk, eş, anne ve baba, gözlerinin önünde babalarının, annelerinin, eşlerinin ya da yavrularının pisipisine ölmesine, öldürülmesine, havaya uçurulmasına tanıklık ediyor.
Ve bu ateş, artık bizi de sarmak istiyor.

***
Kamu spotunun devamında terörün kötülüğünden, vatanın birlik ve beraberliğinden dem vurulup, nokta konuluyor.
Ancak böyle bir gerçeğin sonuna, böyle bir nokta konulamaz!
Bu film böyle bitirilemez.
Bitmez çünkü!
Asıl film bundan sonra başlayacağı için bitmez!
Henüz oyun çağındaki 5-6 yaşındaki ana kuzularının, kontrol noktalarında göre göre tekniklerini öğrendikleri ayrıntılı bomba arama usullerini oyun oynarcasına uyguluyor olmasının, babalarının bir gün geri dönmeyeceğini hissede hissede onunla helalleşip durmasının sonuna, nokta konulamaz.

***
Keşke bu gerçeği, diğer dünya halkları da görebilse…
Hissedebilse!
Keşke insanlar, beşikten mezara kadar bütün insanların, terör belasından nasıl etkilendiği, sonra nasıl şirazesinden çıktığını, önüne geçilmezse eğer, babalarını kaybetmiş o masum çocuklar gibi umutsuzluğu, çaresizliği, acıları, cehaleti, intikam duyguları, travmaları istismar edilerek ağa düşürülmüş nice insandan kurulu bir başka terör kumpasının, bir gün gelip, bir başka şekilde, nasıl Iraklıyı vurmuşsa, kendisini, ailesini ve ülkesini vurabileceğini düşünmesini, hissetmesini, empati kurabilmesini isterdim.
Bağımsız ve hür yaşamanın bedelinin ağır olduğunu, o bedel ödenmezse, hadsize haddi bildirilmezse, haklıya hakkı verilmezse, cehaletin başı kitapla ezilmezse kör gözü kalemle açılmazsa, huzurun, refahın ve güvenliğin sağlanamayacağı, ipin ucu bir kaçarsa eğer, bir daha toparlamanın ne kadar zor olduğunu, ben Irak’ta gördüm.