Hepimiz Zehra'yız

Zehra'nın özgürlük sorunu mu, Sırrı Süreyya'nın adaylığı mı daha elzem?
Haber: GÜLSEN YÜKSEL / Arşivi


Zehra’dan bir yaş büyük… Şiddetle büyümeyi arzulayan kızım, her şekilde ‘büyümek’ istiyor. Hangi kitaba saldıracağını bilememek de bunun içinde, ilk öpücüğün hayalini kurmak da. Potemkin Zırhlısı’ndan Sait Faik’e kadar uzanan ‘kendini yetiştirme’ arzusu, akranlarıyla çıktığı ilk Pazar alışverişinden daha değerli değil. Okul arkadaşlarıyla İstiklal’de Orhan Pamuk’un ‘Masumiyet Müzesi’nin ardından Salt İstanbul ’la bir tur bienal attırmak, o yaş grubu için yetişkinler dünyasına uzanan heyecan dolu bir adım. Peki, bütün bunların ardından Tünel’e uzanıp ilk birayı yudumlamak, 16 yaşında bir kız çocuğu için ne kadar kötü olabilir?
Yaşı küçük çocuklara bira verdiği için önce hışmıma uğrayan (neredeyse basmaya hazırlandığım) birahanelere her anne gibi verip veriştirsem de, kızımla oturup konuşmayı daha anlamlı buluyorum. “Size nasıl bira satarlar”ın ardından, “evet, içebilirsin” diyorum. Sonra olur a duymaz anlamaz diye, üstüne basa basa, tane tane, açık açık sıralıyorum: “Ama en küçüğünden al, ‘yudum yudum iç’, ‘içmek bitirmek zorunda değilsin’, ‘ yanında bir şey ye, daha az etki eder’, ‘orada meyve suyu da satılıyordur, meyve suyu da içebilirsin, arkadaşlarıma mahcup olurum diye düşünme’, ‘kimse fark etmez bile ne içtiğini’, ‘daha küçüksün’, ‘yeni okudum, kızlar fiziksel olarak alkole daha dayanıksız’”. O bira üzerine promosyon olarak verdikleri tekilayı da içip geldiğinde, “Bu yaşıma geldim, ben bile tekila içmedim daha!” söylenmeleri... Verdiğim harçlıktan anlıyorum. “Bir bira bu kadar etmez” diyorum. “Anneciğim, sahte içki vermesinler diye pahalı bir yere gittik” diyor. Bu kadar ürkek içiyorlar ilk biralarını, cızz ediyor içim… Korkuyorlar ama içmek, tatmak istiyorlar işte. Korka korka yaptıklarımız değil mi ki bugün en çok dönmek istediğimiz anlar...

Karar senin

Öyleyse, kızımla 17’sine adım atarken ilk içkisini başbaşa yudumlamak en güzeli. Hiçbir zaman bitiremediğim birayı ona biraz da ‘onay’ vermek ‘büyüdün, görüyorum’ demek için yudumlamak, sanırım ‘o yaşta evlenebileceklerini düşünen anlayıştan’ daha kötü değil… Öyle ya, lisede evlenme izni çıkan (ki gayet makul) çocuklarımızın öpüşmeleri, soğuk bir bira yudumlamaları neden bu denli ürkütücü olsun? Geçmişte, babaların gizli sigara içen oğullarına sigara ikram ettiğini ne çabuk unuttuk! Şeffaflık, açıklık… Hülya Avşar’ın da yaptığı sanırım bu. “Bilgim dahilindedir” diyor. Belki anlatamıyor. Ama “Evet, kızımın yaptıklarından haberim var”, tüm özgürlükler içinde kızına ‘sen seç’ diyor sadece. Bunu da elaleme duyururken kızına söz veriyor herkesin önünde. ‘Doğru’ olanı seç… Ya da ‘istediğini seç’, ‘ karar senin’. Ergenlerin, ebeveynleriyle aynı fikirde olsalar bile yalnız başlarına karar alma güdülerini, ‘ben’ olma, ‘birey’ olma sancılarını, magazincilerden de, babadan da önce öğrenmiş Hülya Avşar. Ergen ‘ben’ diyor da, başka bir şey demiyor. ‘Ben karar verdim’. ‘Bilen benim’ demek istiyor her fırsatta. Ebeveynle yarışında, onu geçmek, özgürlüğün kararını kendisi vermek istiyor. Zamanın ruhu bu… Ergenin ruhu da…

Kimi söylüyor, kimi...

“Senin özgürlük sorunun yok” diye üstüne basarak cümle kurduğum, bu şekilde yetiştirdiğim kızım, yine de üç-beş beyaz yalanla karşıma çıkmıyor değil. Evet, her şeyi paylaşmak, yetişkinliğe adım atarken bir başlarına olmak ergenlerin gelişimiyle koşut. Kimi ebeveynine söylüyor, kimi söylemiyor, kimi ebeveyn izin veriyor, kimi ‘Nuh diyor peygamber’ demiyor. Ama tümü de ‘evlat’ yetiştirme gailesinde. İslami kesimin kaygılı anneleri erkek çocuklarının jöle sürmesini psikolog masasına yatırırken, 68 kuşağının esintisiyle büyüyen anne babalar ilk öpüşmenin, ilk flörtün heyecanından çocuklarını mahrum bırakmak istemiyorlar elbette. Liberallere gelince onlar her daim ‘en öndeler’. Hülya Avşar nerede duruyor peki? Epey kafa yorduğu kesin. İlk içki, ilk sigara, ilk dans, ilk öpüşme… Kim içmedi ki… Hele ilk dans, ilk öpüşme… Öyleyse hepimiz Zehra’yız…

Kaya'nın marifeti
Evet, Sırrı Süreyya aday olsa da göğsümüzü gere gere sandık başına gitsek diye düşünürken, Zehra’nın özgürlük meselesi daha elzem geldi. Çocuklarımızın nasıl yetiştirileceği Sırrı’nın adaylığından daha mühim bugün. Paramparça etmediğimiz bir Zehra kalmıştı. Kimi magazincilerin konu yokluğundan, sabahın köründe, biz uykularımızdan henüz uyanmamışken ‘velayeti alınsın’ demeye kadar vardırdıkları Zehra’nın vah haline! ‘Zehracım kaç, kurtul’ mu, ne demeli bilemedim.
Ya ‘velayeti alınsın’ diyen magazincilere çanak tutan Kaya Çilingiroğlu’nun her seferinde verdiği ‘erkek’si baba tavrı, az buz mide bulandırıcı değil! En azından ‘Ben yaptım, sen yapma Zehram’ dese daha samimi bulacak Zehra da onu.
Evet, Sırrı Süreyya Önder biraz beklesin, ondan önce Zehra’ya arka çıkmak lazım. En azından o gün bugündür. Bugün ‘kurtlara yem olmamak için’ hepimiz Zehra’yız.