Hukuk mu, hukuk mu?

Hukukun sadece yukarıdan, egemenden kaynaklanmadığını, hukukun aynı zamanda her an, her birimiz tarafında üretilen ve yeniden üretilen bir olgu olduğunu unuttuğumuzda ne oluyor? Ortak hukukumuz ve bizi birbirimiz bağlayan bağlar zayıflıyor...2015 Türkiyesi oluyor!
Haber: HAKAN ALTINAY / Arşivi

Hukukun ne olduğunu hepimiz biliriz, değil mi? Hayatın birçok alanını düzenleyen yazılı, yaptırımları olan bağlayıcı kurallar kümesi. Bu sezgisel tanım gerçekten de egemen pozitif hukuk anlayışıyla örtüşür. Bu anlayışa göre hukuku tanıyabilmemiz için onun metnini ve yaptırımlarının kaynağını kolayca bilmemiz, bulmamız gerekir. Yani, hukuk yukarından gelen, tek egemenden kaynaklanan bir olgudur.

Lakin kulağımızı biraz dikkatli verip başka sesleri, tınıları dinlersek başka hukuk tanımları olduğunu da görürüz. Hukuk bazen tepeden gelmez ama aşağıda oluşturulur. Mesela “Benim Ahmet ile hukukum var” dediğimde de aslında ben bir hukuktan ama başka bir hukuktan bahis açıyorum: Bizim Ahmet ile zaman içinde oluşmuş belli bir şekilde hareket etme pratiğimiz var ve bu bizde karşılıklı bazı beklentiler oluşturuyor; ben Ahmet’ten razıyım, umarım o da benden razıdır.

Türkçe’de hukukun böyle çift anlamı olduğu için önemli bir idrak imkanına sahibiz. İngilizce’de bu iki farklı ama ilişkili olgu aynı kelimede bulanamıyor; ilki için law, ikincisi için de rapport demek gerekiyor ama ilkinin ikincisi olmadan oluşmayacağı farkındalığı dil üzerinde oluşmuyor. Sosyal bilimler de uzun süre bu meseleleri dert etmedi ama şimdilerde bu soruları sormaya başladı: “Normlar nasıl oluşuyor?” artık önemli, araştırılan bir konu.  

Hukukun birinci, pozitivist tanımı baskın olan, genel kabul gören tanım. İkincisi daha kadim, daha örtük bir anlayış. İdeal bir dünyada bu iki anlayış da yan yana, tatlı bir etkileşim içinde var olabilir. Bu olmazsa ne olur? Pozitif hukuku görmezden gelmemiz ne kadar fantastik bir senaryoysa, hukukun ikinci tanımını unutmamız o kadar muhtemel bir senaryo. Peki hukukun sadece yukarıdan, egemenden kaynaklanmadığını, hukukun aynı zamanda her an, her birimiz tarafında üretilen ve yeniden üretilen bir olgu olduğunu unuttuğumuzda ne oluyor? Ortak hukukumuz ve bizi birbirimiz bağlayan bağlar zayıflıyor...2015 Türkiyesi oluyor!

Ceylanpınar ve Cizre

Herkesin malumu, Okan Acar ve Feyyaz Yumuşak 22 Temmuz’da Ceylanpınar’da evlerinde uyurken öldürüldüler. Okan Acar ve Feyyaz Yumuşak keyiflerinden Ceylanpınar’da değillerdi...Bizim adımıza hareket eden devlet onlara Ceylanpınar’da görev vermişti. Her cinayetin aydınlatılması ve katillerin cezalandırılması şüphesiz ki çok önemli. Genel öneminin ötesinde, bizlerin onlara verdiği görevi yerine getirmeye çalışırken ve uykularında öldürülmüş olmaları, Okan Acar ve Feyyaz Yumuşak’ın katillerin bulunmasını ve cezalandırılması ayrıca elzem kılıyor.

11 Eylül ’de ise Mehmet Erdoğan Cizre’de öldürüldü. Mehmet Erdoğan, 74 yaşında idi, hurda toplayarak günde 10TL kazanıyordu. Elinde ekmeği olduğu halde cenazesi saaatlerce vurulduğu yerde kaldı. Mehmet Erdoğan’ı kimin öldürdüğüne dair bir soruşturma kağıt üzerinde herhalde yürüyecektir ama böyle çok sayıdaki soruşturma gibi sürüncemede kalması kimseyi şaşırtmayacak. Tam da bu yüzden 74 yaşında emekli değil hala emekçi olan Mehmet Erdoğan’ın katillerinin bulunmasını ve cezalandırılmasını ısrarla talep etmek de elzemdir.

Çok sayıda tanıdığım Mehmet Erdoğan ve ona benzeyen dramları paylaşıp, o nehir yatağı etrafında bir vicdan oluşmasını talep ediyor. Başka tanıdıklar ise Okan Acar, Feyyaz Yumuşak ve benzerleri üzerinde başka bir duyarlılık talep ediyor. Kimse kusura bakmasın bu acıların birisini görüp, öbürünü görmemenin, azımsamanın hoşgörülebilecek hiçbir yanı yok. Okan Acar, Feyyaz Yumuşak, Mehmet Erdoğan ve diğer kayıplarımızın tüm katillerinin ve onlara emir verenlerin belirlenmesini, cezalandırılmasını talep etmeyen, bütün bu rezil cinayetleri kınamayan duruşlar ortak hukumuzu tahrip ediyor. Seçici vicdan ve barış çağrıları sahici bir vicdan falan oluşturmuyor, tersine kader birliği yapmış insanlar olarak  yıllar içinde damıtarak oluşturduğumuz hukukumuzu, vicdan manzumemizi kezzaba yatırıyor.

Ortak bir hukuk yaratmak, hukumuzu güçlendirmek hepimizin işi. Siyasetçilerin bazıları gerçekten aklın almayacağı rezillikte işler yapabiliyor ama bu ana sorumluluğu onlara tahvil etmek için yeterli neden olamaz. Eğer biz kaderine hükmetme iddiasında bir toplum isek ortak hukukumuzu –gerekirse siyasetiçilerin rezilliklerine rağmen- yaratmak, bunda ısrar etmek bizim asli sorumluluğumuz. Bunu birbirimize borçluyuz. Eğer biz Okan Acar, Feyyaz Yumuşak, Mehmet Erdoğan’in katillerinin bulunmasını ısrarla talep edersek ve eğer biz ortak hukumuzu üzerine titrersek, birbirimizden razı gerçek bir toplum olduğumuzu göreceğiz. Bunu yapabilecek birikimimiz de, reflekslerimiz de var.