scorecardresearch.com

İkinci açılım üzerine notlar

08/03/2013 02:00
Şu anda yapılması gereken milliyetçiliğin yeniden tanımlanmasından ziyade hükümetin halka bu süreç ve sonuçlarından neden korkmaması gerektiğini daha güçlü bir şekilde anlatmak
Haber: RASİM ÖZGÜR DÖNMEZ* / Arşivi


Kürt açılımında kritik bir noktaya gelindiği bu dönemlerde Türk milliyetçiliğinin tanımlanması, Türklük sorunu, Karadeniz insanın açılıma karşı gelmesi ve İmralı görüşmelerinin halka sızdırılması gibi önemli haberleri her gün okuyoruz. Aslında bu haberler , açılım sürecinin mecrası bağlamında çok doğal ama dikkat edilmediği takdirde ülkeyi tehlikeli bir sürece sokacak yapıya sahip olaylar ve sorunlar. Ancak bu doğal tartışmaların ve İmralı görüşmelerinin basına sızdırılması, BDP ’lilerin Sinop’ta saldırıya uğramaları gibi süreci sabote etmeye yönelik tüm bu olayların açılımdaki bazı hatalardan ve yanlış anlaşılmalardan kaynaklandığını düşünüyorum.
Açılımın toplumsal bir talepten daha ziyade değişen yerel, bölgesel ve küresel politik duruma hükümetin ve Öcalan nezdinde PKK ’nın yeni konum arama çabaları bağlamında aldıkları bir karar olduğu, gözle görülür bir gerçek. Hatta sızan İmralı görüşmeleri bunu bize kanıtlıyor. Bu yüzden bu süreç, halkların taleplerinden ziyade elitlerin talebi gibi görülen bir imaj çiziyor. Bu ise ikinci açılımla ilgili bazı sorunlu noktaları işaret ediyor.
Birinci açılımla yeni açılım arasında yöntem anlamında ciddi farklılıklar var. Birinci açılımda her ne kadar elitler arasında müzakere başarılı olmamış olsa da, açılımın ve barışın gerekliliğini sadece elitler düzeyinde değil tabanın benimsemesi anlamında önemli adımlar sağlamıştı. Başbakanın sanatçılar ve aydınlarla yemekli toplantıları gibi popüler kültür ve kamusal tartışmalar aracılığıyla, açılım sürecini topluma benimsetilmesi, halk nezdinde bunun zorunluluktan doğan bir durum değil, bir gereklilik olduğuna dair başarılı bir algı yarattı. Ancak Habur olayında olduğu gibi, sürecin yanlış yönetilmesi açılımın bitmesine neden olmuştu.
İkinci açılımda ise açılıma başlamadan önce hükümetin çok iyi çalıştığı görülüyor. Hükümet, Öcalan ve BDP aracılığıyla PKK’nın askeri kanadı HPG’yi kontrol etmeye çalışırken, süreci sekteye uğratmak isteyen aktörleri ise Başbakan karizmasıyla kontrol altına almaya çaba gösteriyor. Bu süreci ise, MİT gizli bir şekilde hataya yer vermeyecek şekilde yönetmeye gayret ediyor. Ancak bu süreçte bazı sorunlar kendini gösteriyor. Bunlardan ilki, sürecin gerekliliğini ilk süreçteki gibi halka benimsetmeye çalışacak yeterli kamusal tartışmalar yapılmaması ve bu süreçte popüler kültürün yeterince kullanılmaması. Başbakanın hükümet yönetimindeki tek adamlık özelliğinden dolayı, “o istediği için oluyor” gibi yanlış bir imaj veriliyor. Bunun ilk süreçteki Habur korkusundan kaynaklandığı kesin ama toplumda bu barışın neden olması gerektiğine yönelik algı yaratılmıyor. Bu yüzden Karadeniz veya İç Anadolu’daki sıradan bir vatandaşın aklına neden şimdi veya bizim dışımızdaki hangi güç istedi de oluyor gibi sorular rahatlıkla geliyor. Bu sorularla aklı karışmış bir kitlenin Sinop’ta nasıl provoke edileceğini izledik.
İkinci süreçteki ikinci sorun ise Türk milliyetçiliğinin yeniden tanımlanma girişimleri. Bu tanımlanma girişimleri bu süreç için her ne kadar doğal da olsa, şu anda yapılması gereken milliyetçiliğin yeniden tanımlanmasından ziyade hükümetin halka bu süreç ve sonuçlarından neden korkmaması gerektiğini daha güçlü bir şekilde anlatmak. Bu süreçte açılımın getirileri üzerine kamusal tartışmalara daha fazla alan açılması ise olmazsa olmaz. Buradaki sorun gibi gözüken ama şu an için olması gereken durum, devletin ve hükümetin MİT aracılığıyla PKK ile görüşmeleri sürdürmesi. Her ne kadar bu, şu an için olması gereken bir durum ise halk ve muhalefet partileri açısından devlet terör örgütüyle görüşür mü sorusunu akıllara doğal olarak getiriyor. Bu zaman aralığında yapılması gereken, MİT’in adının medyada çok zikredilmemesi ve hızlı ve etkin kat edilecek bir ilerlemenin ardından sürecin CHP ’nin belirttiği akil adamlar komisyonuna bırakılması. Bu, imaj açısından hükümeti ve açılımı koruyacaktır. Öte yandan da açılımı bir elit mutabakatı olmaktan halk katmanlarına indirecek bir süreci beraberinde getirecektir.
Sonuç olarak, ikinci açılım bu haliyle Kürt sorununu çözmekten ziyade PKK’yı dağdan indirme süreci izlenimi veriyor. Bu ise Türkiye’yi Erdoğan’ın iktidarı sonrası Tito Yugoslavya’sına benzer etnik bir çatışmanın potansiyelini taşıyan bir belirsizliğe sürükleyebilir.

* Doç Dr., Abant İzzet Baysal Üni.

http://www.radikal.com.tr/112434111243410

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yazılmamış.