İrlandalı turistin bize öğrettikleri...

İrlandalı turistin bize öğrettikleri...
İrlandalı turistin bize öğrettikleri...
Hani şu izlediğiniz İrlandalı turist var ya, az bile yapmış anlayacağınız. Bize asıl tokadı İrlandalı değil, uzun bir süredir kendimiz attık zaten. Haykırasım var başta Turizm Bakanlığı, Türsab, Türob, Türeb tüm yetkililere. Ama neye yarar ki? Turizmi de bizden öğrenecek değiller ki? Hadi o zaman Yallah 2016!
Haber: MOİS GABAY / Arşivi

Her şey mekânlarımızın tek tek el değiştirmesiyle başladı. Tarihi yarımadada turistlere Sema gösterili, Mehteranlı, dansözlü, çalgılı Türk gecesi hazırlayan adı sanı bilindik bir gazinoydu. Malum partinin yetkililerinin gazinonun mal sahibi otele yaptıkları ziyaretten sonra her şey değişti. “Biz size o kadar iş veriyoruz, ayıp değil mi böyle dansöz filan” diyerek tepki gösterdiler. Mekân sahibi de mecburi kiracısını çıkarmak zorunda kaldı. Sonra sıra geldi Galata Kulesine. İstanbul ’un simgelerinden bu kulenin çatı katları yaklaşık 20 senedir turistik eğlencelerin de baş aktörüydü. Folklor gösterileri, dansöz derken gecenin şovmeni Hasanaki ile misafirler birçok dilden şarkılarla dostluk içinde bitirirlerdi eğlenceyi. Bir sabah acentelere ulaşan bir yazı ile bu kez kuledeki programların da sona erdiğini öğrendik. Tesellimiz, en azından elimizde Marmaray çalışmalarından yara almadan kurtulabilen kapı gibi Gar Müzikholümüz kalmıştı müşterilerimize sunabileceğimiz.

Sadece kendilerinden olan mekânları kabul etmeleri bununla da yetmedi tabii ki… Yaşı tutanlar iyi bilirler, bizler ise Fransızca İstanbul’u anlatan kitaplardan tanıdık Çelik Gülersoy’u…. Turing’in efsane başkanı, İstanbul sevdalısı Gülersoy yaklaşık on bine yakın eserle oluşturduğu İstanbul Kitaplığı’nda tarihini ve yaşadığı şehrin değerini bilen bir gençlik hedeflemişti. Sultanahmet’in 19. Yüzyıl mimarisi ile inşa edilmiş konaklarından oluşan Soğuk Çeşme Sokağı da kütüphanesi gibi onun eseriydi. Yine bir sabah konağın 49 yıllığına kiraya verildiğini öğrendik. Malta Köşkü, Hidivr Kasrından sonra Gülersoy’un bir mirası daha el değiştirmekteydi. Sektördeki herkes bu ani değişimleri konuşadursun, bu kez arkasında hükümet desteği olduğunu dedikodularda öğrendiğimiz bir holding çıktı karşımıza. Yıllar yılı ailesinden aldığı miras ve belli bir turizm etiği ile servis vermeye çalışanlar ilk darbeyi yedi bu dönemde. Tarihi yarımadada bir beş yıldızlı otel, sayısız araç ve lokantanın, Kapadokya’da da hatırı sayılır bir servetin sahibi malum holding piyasadaki tüm acentelerin misafir portföylerini üçe beşe bakmayıp toplamaktaydı. Kimi çareyi şirketini o holdinge ortak yapmakta buldu, direnenler ise en büyük müşterilerini kaybettiler. Bir düşünsenize 500 Euro’ya mal edilen bir haftalık Anadolu turu paketini rakibiniz hem beş yıldız otelle hem de 350 Euro’ya verebiliyorsa size söz düşer mi? Kimsenin aklına bu holding bu kadar çabuk nasıl büyüdü, ya da bu fiyatları nasıl verebiliyor gelmedi. Olan düşen fiyatlara, dolu boş odalar verip sonra fiyatını yukarılara çekmeye çalışan kimi otellere ve akıntıya kürek çeken acentelere oldu. Turizm iyi gidiyordu ya, şimdi ise sıra şu otopark işinden biraz rant sağlamaya gelmişti. Sultanahmet’e giriş çıkışta ayakbastı ödemeye başladı tur otobüsleri, sanki otopark fiyatları yeterince fahiş değilmiş gibi. Havalimanı- şehir arasında kullandığımız servis otobüsleri de değişti bu dönemde. Saatinde kalkmayan, yolculuk esnasında istediği yerde dur-kalk yapıp, arkadaşı ile muhabbet edebilen daha az kurumsal arkadaşlar üstlendi bu işi de. Peki ya oteller? O konuya hiç girmeyelim. Biraz oturma alanı, sözde bir pastane, ufak bir spor merkezi de yaratan ama turizmle ilgisi olmayan o kadar işletmeye yıldızlar dağıtıldı ki, şu yorum siteleri olmasa siz görmeyin müşterinin halini… 

Hey gidi canım İstanbul. Bin Kocadan Arta Kalmış Bakire Bir Dul. Sıra gelmişti şehrimizi restore etmeye. Yaz yaz bitmez. Ataköy sahilini yok eden binalar mı, tarihi surlarımız mı, orijinali ile alakası kalmamış tarihi eserler mi nereden başlasam bilemedim. Merak edenlere bu başka bir yazının konusu olsun. Tarihi Camilerimiz ayaklandırılırken, şehrin Bizans mirası ise yok sayıldı nedense. Bir zamanlar Büyükada’mız vardı, azınlıkların tek tek terk etmediği sokaklarda Yorgoların, Moizlerin misket oynadığı… Peki ya biz? Hiçbir ülkenin turistini sevemedik. Avrupalı cimri bahşiş bırakmaz, Arap desen odayı çok kirletir, Amerikalı-Japon’u servisi beğenmez, herkes bizlere uysun istedik. Sağ olsun bir tek Arap kardeşlerimiz vazgeçmedi gelmekten, keyifle doldurdular Talimhane’yi, AVM’lerimizi. E tabii bunun da bir bedeli olacaktı muhakkak. Talimhane küçük Arabistan, Beyoğlu ise akşamları Tahrir Meydanı’na benzedi. Hani şu izlediğiniz İrlandalı turist var ya, az bile yapmış anlayacağınız. Bize asıl tokadı İrlandalı değil, uzun bir süredir kendimiz attık zaten. Gidin gezin tek tek tesisleri, ara eleman sıkıntısı yaşamayan, herkesin müdür olmaya meraklı olmadığı tek bir yer kaldı mı İstanbul’da? Haykırasım var başta Turizm Bakanlığı, Türsab, Türob, Türeb tüm yetkililere. Ama neye yarar ki? Turizmi de bizden öğrenecek değiller ki? Hadi o zaman Yallah 2016!