IŞİD ve PKK

IŞİD ve PKK
IŞİD ve PKK
AKP hükümetinin IŞİD'e karşı aktif mücadeleye katılma kararı almasında -ABD'den gelen baskıların yanı sıra - PYD-PKK cephesinin güçlenmesinin önüne geçmek hedefinin önemli bir rol oynamış olduğunu düşünüyorum.
Haber: OSMAN KAVALA / Arşivi

Cengiz Çandar'ın Radikal'de 25 Temmuz'da yayınlanan yazısında işaret ettiği gibi, PKK 'ya yönelik askeri operasyonlar hükümetin IŞİD'e karşı mücadeleyi başlatan yeni dönem politikasının önemli bir bileşkesi olacak gibi gözüküyor. Hükümet yetkilileri bu irtibatı her iki örgütün Türkiye'ye karşı terör faaliyetlerinde bulunmaları üzerinden kuruyorlar. DHKP-C'yi de ekleyip, her üç örgütün Türkiye'ye karşı fiili bir ittifak içinde olduklarını ima ediyorlar. Birbirlerinden çok farklı yapıları, amaçları ve stratejileri olan bu örgütlerin üçüne yönelik operasyonların aynı anda yürütülmesi güvenlik politikaları gerekleriyle açıklanabilir bir olguya benzemiyor. Bu eş zamanlı hamle daha çok siyasi bir propaganda stratejisine hizmet etmek için düşünülmüş gibi gözüküyor.

Bir süreden beri yürütülen İmralı görüşmeleri süreci, kamuoyu desteği almasına rağmen, karşılıklı güven arttırıcı adımlara yol açmadı, tersine süreç hükümet ve PKK arasındaki güvensizliğini arttırdı. İki taraf da karşıdakinin silaha sarılacağı ihtimali temelinde çatışmalara hazırlık için tedbir almaya odaklandı. Hükümetin Kobani'ye karşı tavrı Kürtler için, Kürt siyasi hareketinin protesto eylemleri de hükümet için kırılma noktaları teşkil etti. Öcalan tarafından çeşitli zananlarda dile getirilen müzakerelerin başlamasındaki gecikmeyi telafi etmek için düzenlenen Dolmabahçe toplantısı Erdoğan tarafından mahkum edilince, süreç fiilen kesildi. Çözüm sürecinin tıkandığı noktada, PKK'nın bazı eylemler yapacağı aslında öngörülmeyen bir gelişme değildi. Diyarbakır'daki bombalı katliam ve faille ilgili emniyetin ağır ihmali, Kürt siyasi hareketi üzerinde derin bir etki yarattı. Hükümetin son seçimlerde sürece karşı çıkan MHP 'ye oy kaybetmiş olması da sürecin ilerlememesinde bir faktör olabilir. Nitekim, PKK'ya karşı düzenlenen askeri operasyonlara MHP'den Sözcü gazetesi yazarlarına uzanan AKP muhalifi geniş bir kesimin destek verdiğini görüyoruz. Bu durumun erken seçim ihtimalini elde tutan AKP için avantajlı bir ortam sağlayacağı söylenebilir. Ancak, ben IŞİD'le eş zamanda PKK'ya karşı operasyon düzenleme stratejisinin sadece Türkiye'deki gelişmelerden kaynaklandığını düşünmüyorum. Kandil'den gelen ciddi bir saldırı olmamasına rağmen, hükümeti Kandil'i bombalamaya iten saiklerin ağırlıkla Suriye'deki gelişmeler olduğunu düşünüyorum.

AKP hükümetinin IŞİD'le mücadelede ABD koalisyonuna aktif katılım şartı Esad iktidarına karşı alınacak tavır konusuna düğümleniyordu, hükümet, Esad'ı devirme önceliğinin koalisyon tarafından da benimsenmesini talep ediyordu. Koalisyonun eş zamanlı olarak Esad'ı devirme mücadelesine destek vermesi, AKP hükümetinin Sünni bir siyasi harekete karşı ABD ile işbirliği yapmasını meşrulaştırmış olacaktı. Ancak, bu strateji ABD'nin IŞİD'le mücadele önceliklerine uygun düşmediği için yol alınamadı ve zaman hükümetin aleyhine işledi: Koalisyon güçleri ile IŞİD'e karşı savaşan PYD arasında siyasi ve askeri alanda işbirliği başladı, PYD Batı kamuoyu ve hükümetleri nezdinde sekter olmayan güvenilir bir siyasi hareket olarak kabul gördü, hakimiyet alanını genişletti, askeri ve siyasi gücünü arttırdı. Dahası, IŞİD'le mücadelesinden dolayı PKK'nın terörist imajı Batı'da sorgulanmaya başlandı. Hükümet yetkilileri, IŞİD'e karşı uygulanan "bana dokunmayan bin yaşasın" politikasının sonucunda bölgede yeni oyuncuların, ilişkilerin ortaya çıktığını, Kürtlerin siyasi gücü ve beklentilerinin arttığını, bu durumun uygulanan İmralı politikası ve Barzani ilişkisi ile Kürt siyasi hareketini kontrol etme imkanını daralttığını fark ettiler. AKP hükümetinin IŞİD'e karşı aktif mücadeleye katılma kararı almasında -ABD'den gelen baskıların yanı sıra - PYD-PKK cephesinin güçlenmesinin önüne geçmek hedefinin önemli bir rol oynamış olduğunu düşünüyorum. Bu şekilde hem sınırın öbür tarafında yapılanmalara müdahalenin kapısı aralanmış olur hem de koalisyon güçlerine "artık biz varız PKK terör örgütü ile ilişkisi olan PYD'ye ihtiyacınız kalmayacak" mesajı verilebilir. IŞİD'in talimatıyla yapılan Suruç katliamı yeni politikanın başlangıcı için uygun bir vesile oldu. Ancak, IŞİD'in ülkemizde Kürt siyasi hareketine yönelik öç alma eylemlerinin Türk hükümetinin koalisyona katılmak için ihtiyaç duyduğu gerekçeleri sağlaması söz konusu değildir.Esad'ı devirme amaçlı aktif mücadele perspektifinin koalisyonun gündeminden uzaklaştığı bir ortamda, İslamcı kesimlerin desteğinin zayıflamaması ve radikal kesimlerden gelecek tepkilerin önünün alınabilmesi için PKK'ya yönelik askeri operasyonlar elverişli olacaktır. PYD-PKK ittifakı tarafından yenilgiye uğratılmış IŞİD'e sempati besleyen kesim için Kandil'in bombalanması denge sağlayıcı, teskin edici bir işlev görür. Bu şekilde IŞİD'in "Türk devleti PKK'ya yardım ediyor" propagandası etkisizleştirilir, IŞİD'le mücadeleden dolayı ortaya çıkacak İslamcı tepkiler nötralize edilebilir.

Hem Müslüman toplumlar hem de Batı için gittikçe daha tehlikeli bir konuma gelen, siyaset ve din anlayışının olumlu bir değişme göstermesi beklenmeyen IŞİD ile zaten yapılması gereken reformlara bağlı olarak silahlı mücadeleden vazgeçmeyi ciddi olarak değerlendiren, rasyonel siyaset yapma kapasitesine sahip PKK'nın terör örgütleri olarak eşitlenmesi, Kürt sorununa barışçıl bir çözüm bulma yolunu tıkayacaktır. Bu propaganda Kürt siyasetinde ortaya çıkan şiddetin kökenlerinin anlaşılması ve şiddetin sonlandırılmasına yönündeki çabalara darbe vurur, Türkiye'nin batısında gelişen iyimser algılamalar ve beklentileri geriletir. Cengiz Çandar'ın da sorduğu gibi, bu politikanın sadece Kandil'e operasyonlarla sınırlı kalabilmesi mümkün müdür? PKK ile savaş, HDP karşıtı söylemi de beraberinde getirecek, besleyecektir. İmralı görüşmeleriyle yüksek beklenti yaratıldıktan sonra başlayacak çatışmacı siyasetin Kürtlerin Türklerle ve devletle bağlarını tamiri zor biçimde zedeleyeceğini öngörebiliriz.

PKK cephesine baktığımızda ise hükümetin yeni politikasına karşı etkili olabilecek bir hazırlık yapıldığını şimdilik göremiyoruz. Suruç katliamı öncesinde KCK kalekol ve baraj yapımlarına karşı mücadele edileceğini açıkladı ve çatışmalar yaşandı. Ancak, Suruç katliamına misilleme gerekçesiyle iki polisin öldürülmesi, eylemin PKK'ye bağlı HPG tarafından üstlenilmesi hükümetin IŞİD-PKK eşitleme politikasına, kırsal alandaki çatışmalardan çok daha uygun bir malzeme sağladı. Lojmanlarında uyuyan iki polisin öldürülmesinin IŞİD eylemlerine benzemesi, benzetilmesi kaçınılmazdır. Özellikle sivil yaşam alanlarında silahlı saldırılar ve intikam amaçlı misilleme eylemlerinin, "teröristleri eşitleme" söylemi ve propagandasında kullanılacağını öngörebiliyoruz. Bu tür eylemliliğin PKK'nın son dönemde Batı hükümetleri ve kamuoyu nezdinde kazanmış olduğu itibarı erozyona uğratacağını da söyleyebiliriz. Kürt siyasi hareketinin önünde Rojawa'daki kazanımları eşitlikçi, demokratik sosyal ve siyasi bir düzene dönüştürmek ve Ortadoğu'daki gelişmeleri olumlu yönde etkileyecek güç ve meşruiyet kazanmak hedefleri varken; HDP'nin seçimlerdeki başarısının, Türkiye'de siyasi güçler dengesini değiştirecek imkanlar ortaya çıkarmışken, bu nesnel kazanımlara ve hedeflere zarar verecek bir eylem zinciri içine girmesi -ya da sürüklenmesi- PKK'yı Türkiye'de ve Ortadoğu'da rasyonel davranan bir siyasi aktör olma imkanlarından yoksun bırakacaktır. HDP yöneticilerinin önümüze çıkan bu tabloyu PKK liderleriyle derinlemesine değerlendirmeleri kanaatimce önem kazanmaktadır. Ancak, tabii, bu mesele sadece HDP'nin sorunu da değildir. CHP 'nin, AKP içinde sorumlu siyasetçilerin, Türkiye'de ve dünyadaki demokratik güçlerin, IŞİD ve PKK'yı eşitleyen siyasi stratejinin yaratacağı tehlikelere karşı tavır almalarını önemli buluyor, bu politikanın değişmesi için girişimlerde bulunulmasının barış ve demokrasimiz için elzem olduğunu düşünüyorum.