Kabul etmediğimiz "Yeni Türkiye"!

Kabul etmediğimiz "Yeni Türkiye"!
Kabul etmediğimiz "Yeni Türkiye"!
Bu fotoğraf, İstanbul'da Şişli'de bir otoparkta çekildi. Fotoğrafı çeken, şimdi yurtdışında yaşayan, bir Yahudi arkadaşım tatil için çocukluğunun semtine geldiğinde bu manzara ile karşılaşmış. Bu duvar yazı, nefret ve ayrımcılığa sessiz kaldığımız sürece işin nerelere varabileceğini özetlemiyor mu?
Haber: MOİS GABAY / Arşivi

Şu fotoğrafa dikkatlice bakın. Ne görüyorsunuz? Tahmin ettiğiniz gibi muhafazakâr bir semtte değil, İstanbul ’un göbeği Şişli’de bir otoparkın girişinde çekildi. Resmi bana ulaştıran yurtdışında yaşayan genç bir Yahudi dostum. Yaz tatilini geçirmek için geldiği İstanbul’unun çocukluk semtinde fark edemediğimiz onca değişimin yanında “al işte bir de bu var” dercesine giderayak yolladı. İşte bizlere bir süredir dayatılan yapay düşmanların beyinlerimizde yarattığı nefretin fotoğrafı. Bir yanda “gamalı haç” ile Nazi sempatizanlığı diğer yanda “Kürt” vatandaşlarımıza alenen küfür eden duvar yazısı. Nefret ve ayrımcılığa sessiz kaldığımız sürece bugün Yahudi, yarın Kürt öbür gün Ermeni, maksat birilerini yaşanan olumsuz tablonun suçlusu görmek olsun, bu düşmanlık artarak devam edecek.

Kamp Armen’in yıkılmaması ve tapunun iade edilmesi için kampta 100 gündür nöbet tutan gönüllülere düzenlenen saldırıyı kınayan bir açıklama duydunuz mu yetkililerden? Peki ya Hitler’e “az bile yapmış” diyebilen Yıldız Tilbe’ye özür dilemesi için toplumsal bir baskı? Nefret söyleminin, ayrımcılığın bini bin para. İnsanlar birbirine karşı kışkırtılıyor, düşmanlaştırılıyor. “Her şehide karşı bir HDP vekili” isteyen profesör mü dersin yoksa “ PKK Yahudilerin Kürtleri İmha Projesi” diye yazabilen sözde gazeteci mi? İçine çekildiğimiz pislik her tarafımıza bulaşmış. Çıkın biraz sokaklara, konuşun farklı mahallelerin delikanlılarıyla bakın size neler söylüyor?  “Yok, hepimiz Ermeni’yiz, yok ağaçtı diye yürüyenler bir şehit için yürümedi” diyeni de var, Suriyeli sığınmacıları elinde olsa mahallesinden kovmaya hazır olanı da.  İşte böylesi bir ortamda bizim göremediklerimizi yurtdışında yaşamayı seçen vatandaşlarımız daha iyi yorumlayabiliyor. Mesele sadece yeni yollar, bahçeler, koskoca binalar inşa etmekle bitmiyor, bize dayatılan yeni Türkiye , Taksim’in göbeğinden içini kusuyor. Hani şu aralar düzenlemesi yapılan meydana hiç çıktınız mı gece vakti? İstiklal Caddesi’nin simgesel markalarından hangisi direnebildi bu yeni düzene? Kendimize ait ne değer varsa, toplumsal hatıralarımız, kimliğimiz yok ediliyor. Peki, kimin umurunda? İşte bu fotoğraf nefretin ne boyuta geldiğini gösteriyor. Seçilen düşmanlar kitlelere yuhalatılıyor. Hangimiz güvenle yürüyebiliyoruz sokakta bu aralar? Her an bir yerde olay kopacak korkusu, hortlatılan terör ve her gün duyduğumuz ölümlere “bizim mahallede” olmadığı için şükredebiliyoruz sadece. Ateş düştüğü yeri yakmaya devam ediyor. Söyleyin bana, bu ülkeden başka bir ülkede yaşama alternatifi olan kim dönmek ister bu tabloda? Peki, kim çocuğunu büyütmek ister bu korku coğrafyasında?  Sırf bu fotoğraf bile anlatmaya yetmiyor mu nereye çekildiğimizi göstermeye?     

Ne zaman normalleşeceğiz? Ne zaman birileri yaşananların ahlak yönünü düşünüp bu işte bir yanlışlık olduğunun farkına varacak? Kendi mahallemizdeki duvar yazısını sorgulayarak başlayabiliriz ya da şarkılarını o çok sevdiğimiz Yıldız Tilbe’ye “sen ne zaman bu kadar ırkçı oldun?” diye sorarak, ne dersiniz?  Çünkü “Sorgulanmayan bir yaşam, yaşamaya değmez.” Sokrates kadar onurlu olabilecek kimler var içimizde?