Kibir niçin demokratik değildir?

Kibir niçin demokratik değildir?
Kibir niçin demokratik değildir?
Demokratlık kader birliği yaptığınız kişileri, dertlerini, duyarlıklarını ciddiye almak, merak etmek, önemsemek demektir; demokratlık beraber evrilme, birbirinde etkilenme kapısını aralık tutmayı gerektirdiği için kibir demokratlığa engeldir.
Haber: HAKAN ALTINAY - haltinay@brookings.edu / Arşivi

Demokrasi, toplumun yöneticileri seçerek kendi yönettiği sistemin adıdır, değil mi? Peki o zaman niçin 2015 seçiminde sadece Bahçeli, Davutoğlu, Demirtaş ve Kılıçdaroğlu aday olmuyor? Pekala bu dört lider yarışabilir ve kazanan ülkeyi yönetme ayrıcalığına sahip olabilir; demokrasi sadece yukarıdaki tanımdan ibaretse, böyle bir sisteme demokratik dememiz gerekirdi.

Diyelim ki bir kişiyi seçmek 77 milyon için yeterince derinlikli bir katılım yöntemi değil ve mutlaka 550 milletvekili seçmek elzem. Niçin milletvekilleri Ankara ’da bir çatı altında toplanıyor da mesela zamanlarının tamamını seçildikleri illerde geçirmiyorlar? Eğer demokrasi sadece size oy verenleri ya da ilinizi temsil etmek demek ise, bunu Ankara’ya gelmeden, elektronik bir oy verme sistemiyle de yapabilirsiniz.

Halbuki parlamento kelimesinin kökenin Fransızca Parlement ya da Latince Parliamentum’dan yani konuşma, müzakere etme mekanından geldiğini biliyoruz. Galiba, demokrasi sadece bizi yönetecekleri seçmemizle ilgili değil, aynı zamanda karar verenlerin nasıl bir müzakere ortamı ve muhakeme süreçlerine sahip olduklarıyla da ilgili. Bizden daha uzun süredir demokratik süreçleri işleten ve geliştiren ülkelerde önemli kararlardan önce –örneğin iki günlük- sessiz dönemlerin olduğunu görüyoruz. Bu uygulamanın altındaki varsayım karar vericilerin duydukları tezleri değerlendirmek, muhakeme etmek için zamana ihtiyaç duyacakları tespitidir. Demokrasi, sadece oy rekabeti değil, karar alma süreçleri, müzakerelerin kalitesi, koreografisi ile de ilgili bir mesele.

Başka bir deyişle akranlarınızı nasıl dinlediğiniz, akranlarınıza nasıl hitap ettiğiniz demokratlığınızla çok yakında ilgili. Örneğin “Beni eleştirmek ana muhalefet liderinin haddine değildir” diyebilen bir başbakanın –yüksek bir oranla seçilmiş bile olsa- demokrat bir mizaca sahip olduğunu iddia etmek zor. Ya da televizyonlardaki tartışma programlarının katılımcılarının büyük çoğunluğunun diğer katılımcıların ne dediklerini dinlemek, merak etmek yerine, kendi görüşlerini en erken ve en uzun şekilde anlatmak şehvetlerinin bir demokratlık göstergesi olarak yorumlamak da kolay değil. Ya da bir plaza profesyoneli olarak bu ülkeyi paylaştığınız milyonlarca insan için merkezi öneme sahip cem, hilim, zikir, ziyaret olgularını bu saate kadar merakınıza değer bulmadıysanız ya da ayda 1,500TL ile geçinen ülke ahalisinin yarısını nasıl geçindiğine kafa yormayalı yıllar olduysa, siz de pek çok şey olabilirsiniz ama demokrat değilsiniz.

Demokratlık, bizden farklı olanları anlamaya çalışmak, içtenlikle dinlemek, merakımıza değer bulmak da demektir. Bu yüzdendir ki kibirden demokrasi çıkmaz.

Böyle tanımlandığında Türkiye ’de pek demokrat yok diye düşünebilir insan ama beklenmedik birçok yerde demokrat ruh halleri var aslında. Bu hafta kalleşçe öldürülmesinin sekizinci yıldönümü olan Hrant Dink bu konunda çok öğretici dersler bıraktı arkasında. Hrant, bu ülkeyi ve dolaysıyla kaderini paylaştığı milyonlarca insanla taktik bir ilişkiden değil samimiyetten yana kullandı oyunu ve bu ülkenın insanlarıyla beraber evrilmeye hazır olduğunu gösterdi her yaptığı ile. Radikal’in sayfalarında solcu kardeşine mektup yollayan ülkücü (http://www.radikal.com.tr/yorum/bir_ulkucuden_solcu_kardesine_mektup-1149154) de ben kader ortağı olmanın gereğini cesaretle yapmaya varım diyor aslında. Benzer şekilde “Benim kutsal adlettiğin değerler bu ülkeyi yaşanmaz yaptı” diyen Hanefi Avcı da aslında demokratik bir tavır alıyor. Avcı, kendini eleştiriye ve olası zaafiyete açma pahasına, bana anlatılan dertleri ciddiye alıyorum, görüşlerimi değiştiriyorum ve bunu sizinle paylaşıyorum diyor. Ergenekon ve Balyoz’da yargılananların yakınlarının KCK davaları ile ilgilenmeye başlamaları, kendilerine benzemeyenlerin dertlerini ciddiye almayanları, merak etmeleri, bu yüzden demokrat bir tavırdır. Aynı şekilde Gezi sırasında Miraç Kandili’ne saygı gösterilmesi, o ortamda azınlık da olsalar mütedeyyin kimsenin renciden olmamasını önemsemek demokratlıktır. Trabzon’da farkında olmadan bir şehit ailesine misafir olduklarında tek mağdurun Kürtler olduğunu dillendirmiş olmanın utancını okurlarıyla paylaşan Diyarbakır Tabipler Odası eski Başkanı Necdet İpekyüz’ün (http://www.aciktoplumvakfi.org.tr/anadolu_vicdani/anadolu_vicdani.pdf) yaptığı da su katılmamış bir demokratlıktır.

Demokratlık kader birliği yaptığınız kişileri, dertlerini, duyarlıklarını ciddiye almak, merak etmek, önemsemek demektir; demokratlık beraber evrilme, birbirinde etkilenme kapısını aralık tutmayı gerektirdiği için kibir demokratlığa engeldir. Demokratlığın gereği, arada sırada da olsa size benzemeyenlerin söyledikleri, yaptıkları, hissettikleri nedeniyle görüşünüzü, tavrınızı değiştirebilmek, bu değişimi anlatabilmek demektir. Eğer görüşünüzü değiştirmiyorsanız, yine de karşınızdakini duyduğunuzu ona anlatmak, hissettirmek ve aranızdaki kaderdaşlık ve iyi niyet hukukunun devam ettiğini gösterme meselesidir. Eğer 12 yıldır yönettiğiniz bir ülkede bir kez olsun sizin gibi düşünmeyenlerden bir şey öğrendiğinizi gösterecek bir fırsat bulamadıysanız, o zaman kaç seçim kazandığınızdan bağımsız, demokrat olduğunuzu iddia edemezsiniz. Çok başarılısınızdır ama demokrat değilsinizdir. Neyse ki bu ülkede demokrasi size rağmen yaygınlaşabiliyor.

* Global Civics Academy Başkanı