Kıyamete yolculuk

Kıyamete yolculuk
Kıyamete yolculuk
Yürütme istemediği halde göz göre göre bir Rus uçağının düşürülmesi olacak iş değil. Umarım Musul bağlantılı bir başka olmayacak işle daha karşılaşmayız.
Haber: ÖMER ERSUN (*) / Arşivi

Bölgemiz çok tehlikeli bir sarmala girmiş bulunuyor. Freni boşalıp, yokuş aşağı hızlanan bir kamyon gibiyiz. Bu inişten büyük yara almadan çıkabilir, silahlı çatışmaları bertaraf ederek kurtulabilirsek, bu müthiş bir sürpriz olur. Bu üç cümleyi, Dışişlerinde en uzun süre (tam 4 yıl) Siyaset Planlama Başkanlığı yapmış bir diplomat eskisi sıfatıyla, her kelimesini tartarak, üzüntüyle ve endişe içinde yazıyorum. Kısacası kıyamete yolculuğun başladığını görüyor, biliyorum. Şöförümüz maharetli bile olsa bu yolun viraj ve tümseklerinde direksiyon hakimiyetini koruması fevkâlade güçtür. Açıklayayım.

Bir krizin tarafları en alt düzeyde bile olsa belli bir rasyonalite ve öngörülebilirliğe sahipse teorik olarak işin içinden çıkma ümidini koruyabilirsiniz. Bu krizin taraflarından biri ve en önemli oyuncusu şimdi Rusya. Lütfen bu oyuncuyu değerlendirirken önce Gürcistan sonra Ukrayna'da yaptıklarını hatırlayınız. Benim, "çok dikkatli olmamız şarttır" dışında bir şey söylememe gerek var mı? Boğazlardan füze göstererek geçme şizofrenisi size bazı şeyleri anlatmıyor mu? Bağdat'daki kuş mu, deve mi olduğu belirsiz yönetim de Musul'la ilgili olarak cibilliyetini gösterdi. Bu coğrafyada bir çılgınlar curcunası yaşanıyor. Yardım için yaklaşırken bile elimizin yaralanabileceğini  hesaba katmamız gerekiyor. Bu yüzden dengesizler çarşısı ahalisinin muhtemel davranışlarına kafa yormaktan ziyade ben öncelikle kendi işimize bakalım derim; zira, o ahalinin bireylerinden her şey beklenir.

Giderek savaş şartlarının  yerleşmeye başladığı, barut fıçısına dönüşen bir coğrafyada her şeyden önce kısır iç politika çekişmelerinin dış siyaseti ve güvenlik politikalarını etkilememesi şarttır, çünkü fatura hepimize çıkar. Ayrıca, yürütme henüz yasal çözüme bağlanmamış ciddî bir sorunla karşı karşıya: Erdoğan'ın deyimiyle "iki başlı". Bu nedenle  parlamento olana bitene seyirci kalamaz. Kendi görev ve sorumluluk sınırları içinde yürütmeye yardımcı olmalıdır. Geçmişimizde bunun örnekleri var.

Rus uçağını Suriye'nin varsayımıyla düşürmemiz başımıza büyük bela sardı ve bir yanlışlık yaptığımız en yüksek ağızdan ifade edildi. Eksik ve kusurlarımıza rağmen Batılı bir demokrasi olma iddiasındayız. Şimdi bu tip yanlışlara tekrar düşmemek için nasıl olduğunu hiç araştırmayacak mıyız? Bakınız suçlu arayalım demiyorum. Günümüzün çok hassas şartlarında örneğin Musul'da böyle yanlışları tekrarlamamak için önümüzü görmeye çalışalım diyorum.

Yaşanmış örneklerden birini özetleyeceğim. Bosna savaşı sırasında çok eleştiriliyorduk. Parlamentoda Sayın Baki Tuğ Başkanlığındaki bir kurula bilgi (yani hesap) vermemiz istendi. Ayrıntılı bir sunum yaptığım halde kurulu pek tatmin edemedim, eleştiriler devam etti. Çok sıkıştıran Sayın Oğuzhan Asiltürk'ü hala hatırlıyorum. Bunalınca anî bir kararla gizli oturum istedim. Komisyon odası boşaltıldı. Devletimizin en yüce kurumu olan parlamentodan Dışişlerinin bir şey gizlemesinin söz konusu olmadığını, ancak vereceğim çok gizli bilgilerin dışarı sızması durumunda beni yakabileceklerini belirttikten sonra bu konuda kimsenin duymadığı Malezya'ya kadar uzanan gizli seyahatleri, Arap kardeşlerimize yazdığımız resmî mektupları, alamadığımız cevapları, tutulmayan sözleri, İngilizlerden İran'lılara baş aktörlerin yaptıkları gizli işleri  anlattım, sorularını kıvırtmadan yanıtladım. Hayretle dinlediler; bu deneyden bende kalan en güzel anı söylediklerimden hiç bir şeyin dışarı sızmaması oldu.

Bugün bilgi edinme ve danışma amaçlı benzeri bir komisyon kurulsa ve tercihen kapalı bir oturumda bürokratlardan bilgi alsa, yürütmeye büyük destek sağlamış olur. Erdoğan ya da Başbakan yoğun işleri arasında bürokratik, teknik detaylarla uğraşamaz. Örneğin MİT Genkur'dan alınıp kendisine verilen İskenderun'daki Elektrik Sistemleri Dinleme Birliğini (GES) bu kriz ortamında niye çalıştırmadı? Çalıştırıp hava trafiğini denetlese belki bu kadar zarara girmeyecektik. Rus uçakları bölgeye geldikten sonra Genkur angajman kurallarını yeni tehlikeli duruma uydurmak için neler yaptı veya yapamadı? Neden? Daha böyle çok soru var. Dışardan bakıldığında bu işlerde art niyet, entrika aramak maalesef ilk akla gelen oluyor. Oysa, bizim ülkemizde gerçek hayatta çok daha basit teknik nedenler, bürokratik aksaklıklar beklenmedik sonuçlara yol açabiliyor. Parlamentonun yardımıyla bunlar keşfedilirse hata oranı azalır.

Bu Rus uçağının düşürülmesi olayından sonra Erdoğan'a yürekten bağlı olan yakın çevresi, liderlerini  gerçekten seviyorlar ise, onun da yararına bazı gerçekleri kendisine söylemekten çekinmemeliler. Hukuk düzeni içinde "fiilî durum" uzun ömürlü olamaz. Yürütme iki başlı  yürümez. Kendisi de zâten bunu açıkça söylüyor. Oysa, Rus uçağının vurulması öncesinde  Putin'le sınır ihlallerini görüşen Erdoğan, "vur" emrini veren ise Davutoğlu. Erdoğan "Rus uçağı olduğunu bilseydik, farklı olurdu" diyor. Olayın temelinde bir koordinasyonsuzluk olduğu apaçık. Kara mizah, bu işin günahının emri verenin değil sorumsuz konumdaki Erdoğan'ın sırtına yüklenmesi ve ailesini bile içeren suçlamalara maruz bırakılması. Erdoğan'ın bu deneyden gerekli dersleri çıkarıp, hiç değilse kriz döneminde dış politikayı tek ele yani Hükümete bırakarak biraz geri plana çekilmesi hem ülke, hem de kendisi açısından ne kadar yararlı olurdu.

Yürütme istemediği halde göz göre göre bir Rus uçağının düşürülmesi olacak iş değil. Umarım Musul bağlantılı bir başka olmayacak işle daha karşılaşmayız. Devlet görevlisi olarak Bosna Savaşını, Azeri-Ermeni savaşını içinden gördüm, dehşeti yaşadım. Bu yazıyı bana yazdıran savaş korkusu.

*Emekli Büyükelçi