Kürt siyasetinde sivil-asker ilişkileri

Kürt siyasetinde sivil-asker ilişkileri
Kürt siyasetinde sivil-asker ilişkileri
Türkiye'de hali hazırda de facto da olsa devlet dışında "silahlı gücü" olan bir başka siyasi aktör olan Kürt siyasetindeki sivil-asker ilişkilerini de tartışmaya açmanın zamanı geldi sanırım. Hatta Türkiye'deki gibi tam bir demokratikleşme olmasa bile Kürt siyasetindeki sivil-asker ilişkilerinde de acil bir sivilleşme ihtiyacı var gibi.
Haber: METİN GÜRCAN / Arşivi

Geçen hafta HDP’nin önde gelen isimlerinden bir dostla sohbet etme imkanı buldum. Akademik çalışmalarımın sivil-asker ilişkileri ve güvenlik aktörlerindeki değişim konularına odaklandığını söylediğimde sohbetimiz ilginç şekilde Kürt Siyasetinde “sivil olan” (HDP ve çevresindeki sivil siyasi yapılar) ve “askeri olan” (Kandil ve çevresindeki askeri yapılar) arasındaki ilişkiye geldi. Sohbetten anladım ki aslında aynen son 10 yılda Türkiye ’deki sivil-asker ilişkilerindeki dönüşüm gibi aslında Kürt siyasetinde de bir sivil-asker ilişkisi dönüşümüne ihtiyaç var.

Demokratikleşme konusunda önemli isimlerden olan Adam Przeworski herhangi bir siyasi yapıda “sivil olan” ile “asker olan” arasındaki ilişkilerin düzenlenmesi konusu demokratikleşme için en hassas sinir uçlarından biridir” der. Yine sivil-asker ilişkileri alanında bir başka isim olan Peter Feaver bir “sivil-asker ilişkileri problematiğinden” bahseder. Aslında bu demokratikleşme önündeki en önemli paradokslardandır. Bu problematiğe göre; sivil siyasi yapı kendisini tehdit eden diğer siyasi yapılardan korunmak için bir “silahlı güç” oluşturma ihtiyacı hisseder ancak bir süre sonra tam da kendi varlığının garantörü olarak teşkil ettiği silahlı güç kendisini tehdit etmeye başlar. İşte bu problematiği dengeli şekilde yönetebilen sivil siyasi yapılar demokratikleşme yolunda somut adımlar atabilir.

Aslında Türkiye’nin son 10 yılına bakıldığında Türkiye’de sivil-asker ilişkilerinde yaşanan “sivilleşmenin” bu problematiği yenme konusunda Türkiye’nin önemli adımlar kat ettiğini gösteriyor. Ama dikkat edin “sivilleşme” dedim çünkü bana göre bu süreç askerin elindeki güç enstrümanlarının sadece sivil karar alıcılara transferi gibi yürüyor. Demokratikleşme kavramını özellikle kullanmak istemedim çünkü özellikle son birkaç yıldır yaşanan gelişmelere bakıldığında eskiden askerin kullandığı gücün sadece hükümet edenlerde toplandığını görüyoruz. Bu güç ne yazık ki “sivil olanın” diğer aktörü olan sivil topluma pek de yayılmış değil. Hal böyle olunca güvenlikle alakalı çoğu konuda ve karar süreçlerinde sivil toplumun pek de söz sahibi olamadığını görüyorum. Bu nedenle henüz Türkiye’de sivil-asker ilişkilerinde net bir demokratikleşmeden bahsetmek zor. Ama olsun yaşanan sivilleşme bile olsa umut verici.

Emekli bir asker olarak pek de haddim olmayarak oldukça “nazik” bir konuya da girmek isterim. HDP’li dostumla sohbetten sonra kafamda bir şimşek çaktı. Türkiye’de hali hazırda de facto da olsa devlet dışında “silahlı gücü” olan bir başka siyasi aktör olan Kürt siyasetindeki sivil-asker ilişkilerini de tartışmaya açmanın zamanı geldi sanırım. Hatta Türkiye’deki gibi tam bir demokratikleşme olmasa bile Kürt siyasetindeki sivil-asker ilişkilerinde de acil bir sivilleşme ihtiyacı var gibi. Sivilleşmeden kastım askeri olanın yani Kürt siyasetinin silahlı kanadını temsil eden Kandil’in özellikle karar alma süreçlerinde sivil olana yani HDP’ye daha fazla manevra alanı açması. Bu sayede Kürt siyasetinde bir sivilleşmeden söz edilebilir ve Kürt siyasetindeki karar alma süreçleri üzerindeki “askeri olan” baskısı azaltılmış olur.

Peki yıllardır Kürdistan’ın dağları kadar yüce, dereleri kadar temiz olduğundan ve “dağın mertliğinden” dem vuran Kürt siyasetinin askeri yapısı, sivil Kürt siyasetine kendilerine göre kandırılmaya ve kirletilmeye meyilli “düz ovada” ne kadar alan açabilir? Kürt siyasetinin askeri kanadı şehirde sivil kanadın yapacağı kritik müzakerelerde onlara ne kadar güveniyor? Bu soruların cevabı için pek de beklemeyeceğiz gibi çünkü önümüzdeki günlerde HDP’nin aday profillerinden seçim söylemlerine, seçimler öncesindeki kullandıkları sembollerden miting stratejilerine kadar pek çok dinamik yaklaşan genel seçimler öncesinde Kürt siyasetinin ne kadar “militer” ne kadar “sivil” olacağını gösterecek gibi. Buradan da Kürt siyasetindeki asker olanın sivil olan üzerindeki vesayetini ne kadar yumuşatacağını görmüş olacağız.

 Peki sivil Kürt siyaseti üzerindeki askeri vesayet baskısı nasıl aşabilir? Türkiye’deki siviil asker ilişkilerinde askeri vesayetin kaldırılmasında ve sivil olana yer açılmasında Avrupa Birliği (AB) süreci ve reformları, sivil siyasi elitlerin son yıllarda güç kazanması, askerlerin karıştığı dava ve soruşturma süreçleri nedeni ile asker hakkında değişen toplumsal algılar, Türkiye’nin değişen tehdit algılamaları, son on yılda güçlü tek parti hükümetlerinin iktidarda olması gibi pek çok dış faktör rol oynadı. Ama bunların ne yazık ki hiç birisi Kürt siyasetinin askeri kanadının geriletilmesinde etken faktör değil. Daha da önemlisi başta IŞID tehdidi, Suriye ve Irak’ta yaşanan gelişmeler, başta ABD olmak üzere küresel aktörlerin bölgeye bakışındaki “militerleşme” gibi nedenlerle Kürt siyasetinin silahlı kanadının etkinliği ve etkileme gücü artıyor.

Ne yazık ki Kürt siyasetinde askeri olanın geriletilmesinde ve sivil olana alan açılması konusunda güçlü dış faktörler yok, hatta dış faktörler bu sürecin aleyhinde şekilleniyor gibi.

O halde sorulması gereken soru Kürt siyaseti kendi iç dinamikleri ile bunu yapabilir mi? Anlayabildiğim kadarı ile Kürt siyasetinin içinde bu konuda pek yüksek perdeden çıkmasa da bir tartışma var. Pek çok sivil Kürt siyasetçisi hem Türkiye içindeki hem de bölgesel dinamikler nedeni ile askeri olanın tüm Türkiye’de sokakların hararetini düşürme konusunda kendileri kadar çabalamamasından şikayetçi. Ancak bu şikayetler Kürt siyasetindeki güçlü askeri vesayet nedeniyle henüz çok cılız ve fısıltılar şeklinde. Umarız yaklaşan seçimler öncesinde Kürt siyaseti belki de 200 yıldan beri ilk kez önüne çıkan bu demokratik süreçlerle “güce talip olma” fırsatını çok iyi değerlendirir. Ancak bunda da bana göre Kürt siyasetinin askeri kanadına da sivil kanadı kadar düşüyor. Ayrıca ortada kaynak yok diye üzülmeye gerek yok. Benim ilgilenenlere naçize önerim Türkiye’deki sivil-asker ilişkilerinde son 10 yılda yaşanan sivilleşmeye dair oluşan zengin literatürü okumaları ve önemli gördükleri tecrübeleri Kürt siyasetine adapte etmeleri.

Bilkent Üniversitesi- Siyaset Bilimi Bölümü