Mezopotamya'nın kadim talihsizleri

Suriye'de yaklaşık bir buçuk yıldır çatışmalar sürerken sorun sadece Sünni-Şii veya Kürtler ekseninde dillendiriliyor, fakat bölgenin kadim halkı Hıristiyanların durumu hakkında pek bir gündem oluşmuyor veya bilinçlice oluşturulmuyor
Haber: MEHMET ALACA / Arşivi

Suriye’de bir Anadolu mozaiği gibi olan dini yapı Sünni, Nusayri, İsmaili ve Dürzi olarak ayrılan Müslümanların yanı sıra Rum Ortodoks, Ermeni Ortodoks, Gregoryen, Katolik, Rum Katolik, Süryani Ortodoks, Süryani Katolik, Maruni, Keldani ve Protestan olmak üzere çeşitli Hıristiyan mezheplerini de barındırıyor. Laik karakterine ve baskıcı özelliğine rağmen Baas rejimi gayrimüslimler için dolaylı da olsa bir koruma görevi görüyordu. Fakat aynı şeyi Müslümanlar için söylemek pek mümkün değil. Ülkedeki mevcut durum içerisinde yaşayan etnik ve dini azınlıkların geçmişte olduğu gibi, bugün de Suriye’nin geleceğini tayin etmede önemli aktör oldukları kesin.


2011 öncesi düzenlenen barışçıl demokrasi mücadelesi Hıristiyanlar tarafından, özellikle Dürzi ve Süryaniler tarafından desteklendi. Ancak sürecin silahlı bir isyana dönüşmesi ve beraberinde ortaya çıkan aşırı İslamcı eğilimlerden rahatsız olan bu halklar, tarafsız kalmaya çalışıyor. Onlar için Esad rejimi yeni gelecek yapıya nazaran ehveni şer. Süryaniler için bu depolitizasyonun geri planında “yine mi sürgün edileceğiz” kaygısı yatıyor. Zira son yüzyıl içinde anavatanları olan Anadolu topraklarından defalarca sürüldürüler.

Kadim halkın anavatanı ve acılar
Süryaniler, MS 34’te Hıristiyanlığı seçmiş dünyanın en eski Hıristiyan topluluğu. Mardin, Midyat, İdil namı diğer Tur Abdin bölgesi onların anavatanı ve aynı zamanda kutsal toprakları. Süryani adının kaynağı hakkında çeşitli iddialar olsa da Yunanlıların bölgeye hakim olan Asurluların ülkesi anlamında bu coğrafyaya verdikleri Surya’dan geldiği biliniyor.


“Doğu ve Batı Süryanileri” tabirine birçok eserde rastlamak mümkün. “Doğu Süryanileri” tabiri ile kökenleri “Urfa (Edessa) Kilisesi”ne dayanan ve Asur soyundan gelen Nasturiler, “Batı Süryanileri” tabiri ile de tarihi “Antakya Kilisesi”ne dayanan ve Arami soyundan gelen Süryaniler kastediliyor. Süryani kilisesi, Bizans’ın Doğu’da Süryaniler tarafından kurulan kiliselere kendi görüşlerini empoze etmeye çalışmasından ötürü (MS 451) İstanbul Kilisesi’yle ilişkilerini kesti. (Süryaniler, Dünü ve Bugünü, Hatice İbiş, Orsam)


Süryani Ortodoks (Kadim) Kilisesi’nin patriklik makamı, Mardin’de 493’te inşa edilen Deyrul Zafaran’dı. 1160 yılından beri Mardin’de bulunmasına rağmen cumhuriyetin kurulmasıyla beraber 1932’de Şam’a, Süryani Katoliklerinin –Vatikan’a bağlıdırlar- patriklik merkezi ise 1920’lerde Mardin’den Beyrut’a taşınmak zorunda kaldı.


Dünyada bugün Süryani nüfusu 20 milyon civarında. Anadolu’da Ermenilerden sonraki en büyük azınlıktırlar ve yaklaşık 20 bin nüfusa sahiptirler. Bunlar daha çok İstanbul, Mardin, Diyarbakır ve İzmir’de yaşıyorlar, ata topraklarında sadece 5 bin kişi kaldı. Suriye’deki nüfus ise yaklaşık 235 bin civarında. Bunların 170 binini Süryani Ortodokslar, 65 binini ise Süryani Katolikler oluşturur. Süryanilerin Suriye’de özel dini mahkemeleri, evlilik, veraset konularında, bağlı bulundukları kilisenin çatısı altında özel yargı sistemleri vardır ve Türkiye Süryanileri de, Şam’da bulunan “Antakya Süryani Patrikliği”ne bağlıdır.

Osmanlı döneminde, Mezopotamya ve Anadolu’da kimlikler bir başka kimlik içerisinde yok olmadı, ‘mozaik yapı’ korundu. Gerçi 1800’lerde Bedirxan bey komutasında Nasturi ve Hıristiyanlara Mardin, Cizre ve Hakkari bölgesinde Osmanlının da desteğiyle büyük bir katliam uygulandığını ve yaklaşık 10 bin Hıristiyan Nasturi’nin öldürüldüğünü unutmamak gerek. Osmanlı’nın bir imparatorluk olması hasebiyle bahsettiğimiz ‘heterojen’ yapı tektipleşmezken, Kemalist ulus-devlet homojenliği esas aldığı için tarihimizdeki bütün kültürel/dinsel zenginliği hakkıyla takdir edemedi ve tersine bir asimilasyon politikasına tabi tutmayı tercih etti.


Birinci Dünya Savaşı ve özellikle 1915 olaylarında onbinlerce Süryani cinayetlere kurban gitti ve yerlerinden yurtlarından edildi. Herkes 1915’i Ermeniler üzerinden tartışsa da Hıristiyan kimliklerinden dolayı bölgede mağduriyetin ve suskunluğun birleştiği en mazlum halk Süryanilerdir. Bu süreçte birçok Süryani anavatanlarını bırakıp Ortadoğu ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerine gitti ve kilise merkezleri cumhuriyetin ilk yıllarında doğduğu toprakları terk etti. Pek çok Süryani’nin öldürüldüğü ‘Seyfo’ olarak anılan sürecin derin etkileri, günümüzde de devam ediyor. Bundan dolayı ki, Süryaniler kendi toplumundan olmayanlara karşı mesafeli ve kaygılıdır.

1915 olaylarında sürgüne maruz kalan Süryaniler, Lozan’da elde ettikleri hakları da kullanamadı ve I. Dünya Savaşı’ndan sonra Kürt aşiretlerinin çok ciddi baskılara maruz kaldı. Birçok olumsuz örnek olsa da genel itibarıyla Kürt hareketinin gelişimiyle beraber Süryanilerin daha rahat bir ortama kavuştuğu söylenebilir. Ayrıca halen BDP milletvekili Erol Dora, Süryanidir. Fakat PKK hareketi sonucu boşaltılan köyler ve katledilen köylülerin birçoğunun toprağına korucular tarafından el konuldu. Bu sebeplerden ötürü “demokratik açılım” çerçevesinde geri dönüşlerde ciddi sıkıntılar yaşanıyord ve geri dönen Süryanilerin topraklarını alabilmek için üç katı para ödemek zorunda kaldıkları ifade ediliyor. Defalarca yerinden edilen Süryanilerin mağduriyetini en fazla Kürtlerin anlaması beklenirken, aksine ortada pek olumlu bir tablo yok.


Yaşanan bütün acılar yetmezmiş gibi son zamanlarda Mardin’deki Süryani Kilisesi Mor Gabriel’in arazisine el konuldu. Süryanilerin ‘Kabe’si sayılan Mor Gabriel’e bu muamelenin reva görülmesi ne hukuka ne de adalete yaraşır. Bütün dini merkezlere özen göstermesi gereken devletin bir semavi din merkezinin topraklarına el koyması anlaşılır bir tavır değil. Uzun süre boyunca camilere yapılan baskılardan farkı nedir bu durumun? Kanımca hiç. Yoksa bu kısır döngü hep böyle mi devam edecek? Herkes birbirinin kutsalına dil uzatıp onu gasp etmeye mi çalışacak? Bu davranışla yıllardır eleştirilegelen ‘Kemalist ulusalcılık’tan ayrılabilineceğine mi inanılıyor? Zaten kendi anavatanlarında her türlü baskıya maruz kalmış az sayıdaki Süryaniyi de mi göçe zorluyoruz?


Yeri geldiğinde ‘dinlerarası diyalog’, ‘kültür mozaiği’ gibi kulağa hoş gelen cümleler söylemekten imtina etmezken bir halkın neden anavatanlarından edildiği sorgulanmıyor ve geri gelip gelmemeleri kimsenin umurunda olmuyor. Bugünlerde sürüldükleri yerden bir daha sürülmeye ramak kalmışken…



Yine mi bir sürgün?
Suriye’deki mevcut durumda aşırı İslami gurupların gösteri ve eylemlerinin odağında kalan Hıristiyanların en büyük endişesi, Esad sonrası dönemde söz konusu aşırı İslami unsurların yönetimde ağırlık elde etmesi. Zira Ortadoğu’da ve Suriye’de Hıristiyanlara yönelik baskı politikalarının artarak devam etmesi, Süryani-Asuri-Arami-Keldani halklarının imha politikaların hedefi haline getirdiği demografik anlamda ciddi değişiklikler yaşanıyor. Bilakis Birinci ve İkinci Körfez Savaşı’nda ayrıca Lübnan iç savaşında pek çok Süryani’nin ABD, Avustralya ve Avrupa ülkelerine göç etmek zorunda kaldıkları da gözönüne alındığında Süryanileri tekrar neyin beklediğini kestirmek hiç de güç değil.


Bölgede defalarca yaşananların Arap Baharı ile birlikte Suriye’de tekrarlanması, Süryaniler için korkunç bir sonun başlangıcı olacaktır. Baas rejiminin de Süryanilere yönelik tehdit ve baskılarını sürekli arttırdığı ve Suriye’de toplumsal yapının ciddi tahrifata uğradığı bu dönemde binlerce Süryani’nin ülkeden kaçmak zorunda kaldığı gözlemleniyor.


Rejimle sorunlar yaşanmasına karşın, Baas sonrası döneme ilişkin de ciddi kaygı ve endişelerin olduğunu da belirtmek gerek. Süryaniler Suriye’de Baas rejiminin dışında aşırı İslamcı grupların eylemlerine maruz kalarak zarar görüyor. Mesela Humus yakınlarında yaşayan Hıristiyan bölgesi, bazı grupların hedefi haline geldi, bölge sakinlerinin bazıları keskin nişancılar tarafından öldürüldü. Gelecekte El Kaide, Selefiler, Müslüman Kardeşler gibi yapıların hakimiyeti Süryanilerin sonu olarak değerlendiriliyor. Savaşan iki yapı arasında kalan Süryaniler için durum tam bir çıkmaz.


Uzun lafın kısası, Süryaniler nereye gidecek? Kendi anavatanlarından defalarca sürülen bu halk dünyanın çeşitli ülkelerine dağılarak farkında olmadan kültürel bir “jenosid”e maruz kalacaklar ve zamanla yok olup gidecekler. Peki Süryaniler bunu hak edecek ne yaptı?