Ne olacak bu CHP'nin hali?

Türkiye'nin büyük siyasal partileri aralarında uzlaşmaz çelişkiler varmış gibi gözükmesine rağmen bir kartel oluşturmuştur. Türkiye'nin sorunu CHP dahil büyük partilerin bu kartelin bir bileşeni olmasıdır.
Haber: YUNUS EMRE * / Arşivi

CHP ’nin 18. Olağanüstü Kurultayı 5-6 Eylül 2014 tarihlerinde toplanacak. CHP 1989 yerel seçimlerinde SHP’nin zaferinden bugüne kadar hiçbir seçimi kazanamadı. Çok partili dönem boyunca 1957 ve 1977 seçimleri dışında da CHP oyları yüzde kırkı aşamadı. Peki Türkiye’nin bu en eski partisi neden girdiği bütün seçimleri kaybediyor? CHP nasıl kazanabilir? Bu sorular herkesin gündeminde. Ne olacak bu CHP’nin hali?

İlk olarak CHP’nin sorunlarıyla başlayalım. CHP’nin iki ana sorunu var. Bu sorunları aşmadan CHP’nin bir sıçrama yapmasını mümkün görmüyoruz. İlk sorun örgütsel yapıyla ikinci sorun ise ideolojik doğrultuyla ilgili. Bu iki soruna daha yakından bakalım.
CHP’nin örgütsel sorunu partinin işleyişinde, aday tespitlerinde ve politikaların oluşumunda tabanın etkisinin çok sınırlı neredeyse yok düzeyinde olmasıdır. Siyasal partiler meclis gruplarından ibaret değildir. Merkez ve yerel yöneticileri, üyeleri, partiyle üye ilişkisi bulunmasa da aktif katılım gösterebilen seçmen/taraftar grupları partilerin önemli bileşenleridir. CHP’nin örgütsel sorunu bütün gücün bu gruplardan sadece birinde yani merkezde toplanmasıdır.

CHP tabanının bu denli etkisiz oluşu partinin sivil toplum alanından gitgide kopmasını ve devlet alanına yaklaşmasını beraberinde getirmiştir. CHP de diğer partiler gibi adaylarını partinin emektar üyeleri arasından değil özel sektör ya da kamu sektörünün üst düzey yöneticileri arasından seçmektedir. CHP de diğer partiler gibi üyelerinin katkılarıyla değil hazine yardımıyla siyasal çalışmalarını finanse etmektedir. Bütün bu özellikler CHP nasıl bir parti sorusunu gündeme getirmektedir. CHP kitle partisi olmayı çok uzun süre önce terk etmişti. Herkesi kucaklayan parti olmaktan da gitgide uzaklaşmaktadır. CHP’nin mevcut örgütsel yapısını açıklayabilecek kavramın Katz ve Mair’in 1995’de ortaya attıkları “kartel parti” olduğu görüşündeyim.

Kartel partiyi Türkiye bağlamında ele alırsak ülkemiz hakkında birkaç not düşmemiz gerekiyor. Türkiye’nin büyük siyasal partileri aralarında uzlaşmaz çelişkiler varmış gibi gözükmesine rağmen bir kartel oluşturmuştur. Türkiye’nin sorunu CHP dahil büyük partilerin bu kartelin bir bileşeni olmasıdır. Görünür düzeyde partiler birbirinden çok farklı ve rekabet halinde gözükürken arka planda temel ekonomik tercihlerde büyük bir farklılaşma yoktur. Bakanlar, partiler değişir ama programlar birbirine çok benzemektedir.
Yukarıdaki bölümlerde partilerin örgütleri yanında ulusal ve yerel düzeyde meclis temsilcileri, merkez yöneticileri ve partiyle üye ilişkisi bulunmasa da aktif katılım gösterebilen seçmen/taraftar grupları bulunur demiştik. Kartel partinin tipik bir özelliği yerel ve ulusal düzeyde ortaya çıkan bir takım imtiyazların sadece parti merkezi tarafından paylaşılmasıdır. Türkiye’de ve CHP örneğinde olan da tam olarak budur. CHP tabanı bu imtiyazların paylaşılması sürecinden dışlanmaktadır.

CHP’nin oylarının çok yüksek olduğu Kadıköy, Beşiktaş, Konak, Çankaya gibi ilçeleri örnek alalım. CHP’nin belediye başkan adayının kim olacağı, genel seçimlerde bu bölgelerden kimlerin milletvekili seçileceği, bu bölgelerde belediye hizmetlerinin nasıl görüleceği, CHP’nin nasıl bir doğrultu izlemesi gerektiği gibi konularda bu ilçelerde CHP tabanını oluşturan insanların en ufak bir söz hakkı yoktur. Bu yerel yönetimlere CHP’nin sahip olması nedeniyle ortaya çıkan imtiyazlardan da CHP tabanı değil parti merkezinde bulunan klikler faydalanmaktadır. Parti içinde görünür rekabetin de gerçek sebebi bu imtiyazların bu klikler arasında nasıl paylaşılacağı sorunudur.
Dost acı söyler. CHP’nin örgütsel bakımdan durumu bu kadar nettir. CHP’nin bir kartel parti gibi davranması kendi tabanını mobilize etmesini imkansız kılmaktadır. Bu nedenle CHP bırakın toplumun bütün alanlarına nüfuz etmeyi sandıklara bile sahip çıkamamaktadır. CHP’nin en önemli örgütsel sorunu budur. Bu durum CHP için örgütsel bakımdan yenilenmeyi büyük bir zorunluluk olarak gündeme getirmektedir. CHP babadan kalma usullere geri dönmelidir. CHP’nin gerçekleştireceği tüzük değişikliği CHP’yi daha çok sivil toplum alanına çekmelidir. Bunun da yolu parti tabanının gerek politika oluşumunda gerekse de aday tespitinde rolünün genişletilmesidir.
CHP’nin ikinci temel sorunu ise ideolojik plandadır. Siyasal parti sadece örgütünden ve temsilcilerinden ibaret bir kurum değildir. Partileri var eden bir diğer unsur da taşıyıcısı oldukları ve toplumda kökleşmesini sağladıkları siyasi fikirlerdir. CHP bu amaçla samimiyetle çalışan birçok kişinin bütün uğraşlarına rağmen Türkiye’nin ihtiyacı olan sosyal demokrat bir kitle partisi haline gelemedi. Çok partili yaşama geçildikten sonra CHP hemen her dönem yenilenme ve değişim arayışında oldu. Bu arayışlar kimi dönemlerde CHP’yi sosyal demokrasiye yakınlaştırdı kimi dönemlerde ise uzaklaştırdı. 12 Eylül sonrası dönemde SHP bu alanda önemli ve olumlu bir deneyimdi. Ancak SHP-CHP birleşmesinin ardından CHP hızla yükselen Kürt hareketi ve siyasal İslam karşısında Türk milliyetçiliği ve yaşam tarzı temelinde bir kimlik siyasetine saplandı. Bu temelde eski devletçi ve bürokratik kökenlerine sıkı sıkıya sarıldı. Oysaki 2000’li yıllar CHP’nin sosyal demokrasiye yönelimi için iki çok önemli fırsat sundu. CHP bu fırsatları cömertçe harcadı.

Bunlardan ilki 2000-2001 krizinin arkasından gelen dönemdi. 2000’lerin ilk yarısı küresel güney ülkelerinde - özellikle Latin Amerika’da- sol hareketler için çok avantajlı bir dönemdi. Finansal krizlerin yarattığı toplumsal tepkiler solun yükselişinin yolunu açtı. İktidara gelen sol partiler için tüketim malları patlaması ve bollaşan döviz avantajlı bir konjonktür yarattı. Ama bütün bu dönem boyunca CHP kriz sonrası koşulları değerlendiren sol bir vurgu yerine devletçi ve bürokratik kökenlerine yöneldi. Bu durumun doğal sonucu olarak da oyları varlıklı ve eğitimli kesimlerle sınırlı kaldı. Yaşam tarzı CHP’yi tanımlamak için anahtar kavram haline geldi. Ekonomi ve toplum unutuldu. Birinci fırsat böyle kaçtı.

İkinci fırsat ise 2008-2009 finansal krizinin arkasından yakalandı. Hem krizin yarattığı toplumsal dinamikler hem de Kemal Kılıçdaroğlu’nun 2010’da genel başkanlığa seçilmesi CHP’nin sosyal demokrasiye yönelmesi beklentisini arttırdı. Kılıçdaroğlu göreve başladığı dönemde kimlik siyasetleri vurgusunu azalttı ve ekonomik sorunları merkeze alan yeni bir söylemle ortaya çıktı. Ancak 2010 referandum ve 2011 genel seçim yenilgileri Kılıçdaroğlu’nun söyleminde keskin bir değişikliğe neden oldu. Bu CHP’nin sosyal demokrasiye yönelmesi için kaçırılan ikinci fırsat oldu. Çünkü bu aşamadan sonra Kılıçdaroğlu da kimlik siyasetlerine yöneldi. Ancak bu yönelim tam ters bir doğrultuda gerçekleşti. Bu yeni yönelim AKP döneminde toplumun daha da muhafazakarlaştığı varsayımına dayanıyordu. Öyleyse CHP de muhafazakarlara dönük yeni bir kimlik siyaseti izlemeliydi. Böylece toplumun muhafazakarlaşmasını tehdit olarak gören eski CHP’den “muhafazakarlık pek güzel biz de muhafazakar olabiliriz” diyen yeni CHP’ye geçildi. 2014 yerel seçimleri ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde gerçekleştirilen tercihler tam da bu yeni yönelişe işaret ediyordu. Bu yeni söylemin CHP içindeki temsilcileri dünyada ve Türkiye’de sol ve sağ ayrımının anlamını kaybettiği ezberini tekrarlıyor. Bu kişilere göre CHP solda durarak seçmen desteğini arttıramaz ve AKP ile ancak sağ yönelimli bir parti mücadele edebilir. Özetle 2008-2009 krizi sonrası CHP hem sosyal demokrasi yönelimi bakımından ikinci bir fırsatı kaçırdı hem de sağa yönelim yeni bir kimlik siyaseti olarak güçlendi. CHP’nin ideolojik doğrultu sorunu tam gaz devam ediyor.

Peki bu şartlarda gidilen kurultayda bu yazıda vurguladığımız iki önemli sorunda bir değişim olur mu? Yerel parti birimlerinin, bu birimlerdeki üye ve yöneticilerin, bu seçim çevresinde yaşayan partinin aktif destekçisi konumundaki seçmenlerin CHP’nin politikalarının oluşumunda, adaylarının tespitinde ya da genel olarak işleyiş üzerinde söz hakkı olur mu? CHP sosyal demokrasiye yönelir mi? Bu sorunlar bugünden yarına oluşmadı bu nedenle de bugünden yarına çözümü mümkün değil. CHP’nin ihtiyacı sabır ve kararlılıkla yürütülecek bir değişim ve yenilenme projesi. Ancak Kurultay’da bu sorunların tartışılacağını bile sanmıyorum. CHP’yi sağa demirleme stratejisinin başarısızlığa mahkum olduğu CHP tabanına anlatılmalı. Çözüm CHP’nin sosyal demokrasiye yönelmesinde. CHP’nin bey takımına yaslanarak gidebileceği bir yer yok. Ayak takımı ise kimsesizlerin kimsesi olacak bir partiyi bekliyor.

* İstanbul Kültür Üniversitesi / Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi… CHP Gençlik Kolları Eski Genel Başkanı

Twitter: @yunusemre