Oral Çalışlar sendromu ya da kim istifa etmeli?

Oral Çalışlar sendromu ya da kim istifa etmeli?
Oral Çalışlar sendromu ya da kim istifa etmeli?
Oral Çalışlar ifade ettiğimi iddia ettiği tiradı söylediğimi nasıl iddia edebilir? 1) Benden dinlemiştir. 2) TV kaydını izleyip dinlemiştir. Peki hangisini yapıyor? Hiçbirini.
Haber: KORAY ÇALIŞKAN / Arşivi

Çalışlar geçen pazartesi günü Radikal’de bir yazı yazdı ve benden bahsederek, “Temelsiz konuşan, kışkırtıcı ve popüler dil kullanarak toplumun bir kesiminde ilgi gören insanlarla nasıl bir ilişki içinde olacağız?” diye bir soru sordu.

Önce kim temelsiz konuşuyor bir bakalım: Seçimden önce davetli olduğum bir TV programında seçimin olası sonuçlarını Nazlı Ilıcak ve Altan Öymen’le tartıştık. Bir noktada “AKP %47 alacak diyenler” olduğu konuşuldu.

Adil Gür’ün tahmininden bahsedildiğini herkes elbette anladı. Ben isim vermedim. Bazılarının %58’le Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçileceğini tahmin ettiklerini ve o zaman da yanıldıklarını anlattım. Nitekim Adil Gür, 2 Şubat 2015’te CNNTürk Tarafsız Bölge’de çıktığımız bir yayında hatasını, oya katılımın araştırmayla tahmin edilemeyeceği söyleyerek açıklamıştı, ki bu da yanlıştır.

Son genel seçime dair açıklanan abartılı tahminin siyasi bir yatırım olduğunu, metodolojik olarak bu sonuca varılmış olmasını mümkün görmediğimi nedenleriyle söyledim. Sonra da dedim ki: “Ben araştırmacıyım. Yok böyle bir imkan. Hadi çıksın benle televizyona çıkarsa bırakalım, ben akademisyenliği bırakayım...” Adil Gür’den bahsetmedim, ama onu kastettiğim açıktı. Benimle bir programa çıkmadı. Bana bir cevap da vermedi. Burada mesele AK Parti’nin yüzde kaç oy alacağı değildi, hiç olmadı.

Adil Gür seçimden iki üç gün sonra halkın büyük bir oranda başkanlık rejimine karşı olduğunu söyledi, dört beş gün sonra da fikrini ( ya da araştırmasını) değiştirip halkın büyük bir kesiminin başkanlık rejimine destek olacağını açıkladı. Neyse, anladınız...

Esas mesele bu değil. Benim canlı yayında ne dediğimi dinleyen herkes, Adil Gür’ü, bu garip tahminlerini konuşmak için, tartışmaya davet ettiğimi, ama bunu kabul etmeyeceğini söylediğimi ve protestomun buna dair olduğunu anladı. AK troller ve havuz medyasının dibi dışında lafı yanlış anlayan, tepkiler ısmarlayan, okuduğunu, dinlediğini anlamayan olmadı. Oral Çalışlar dışında...

Beni temelsiz konuşmakla itham eden Oral Bey’in yaptığı gazeteciliğe bir bakalım şimdi: Köşesinde söylediğimi iddia ettiğim cümleleri, istediği an kopyalarını internette bulabileceği bir kayıttan dinlememiş. Dinlese zaten böyle yazamazdı. Söylediğimi iddia ettiği alıntıyı Ak Trollerin kendi kendilerine köpürttükleri kampanyanın da referans verdiği haber10 isimli siteden ya da ondan kes yapıştır yapan başka bir siteden almış. Dün Radikal’de söylediğimi iddia ettiği cümleler kelimesi kelimesine bütün uydurma iddialarıyla bu sitede. Zaten site de benim TV’de söylemediğimi, Facebook sayfamda yazdığımı söylüyor, ki bu da yalan.

Oral Çalışlar ifade ettiğimi iddia ettiği tiradı söylediğimi nasıl iddia edebilir? 1) Benden dinlemiştir. 2) TV kaydını izleyip dinlemiştir. Peki hangisini yapıyor? Hiçbirini. Yani haberi değil, dedikodusunu yazıyor, hatta başkasının senaryosunu kendi dinlemiş gibi okuyucuya naklediyor. Sonra beni temelsiz konuşmakla itham ediyor. Bunun adı gazeteciliğin etik asgari minimumunu ayaklar altına almaktır.

Ancak tartışmamız gereken esas mesele başka. Oral Çalışlar iktidara yakın durduğu için bir yerlerde önemseniyor. Analitik dikkatten uzak, muradını tahlil, teşbihi hakikat sanarak yazıyor. Önemsensin diye yarı yaşındaki insanların kişiliklerine saldıran yazılar döşeniyor, dalga geçiyor, timsah gözyaşlarıyla bir de ifade özgürlüğü falan diyebiliyor. Yandaşlar cemiyeti dışında kendisini ciddiye alana rastlamadım. Esas mesele temsil ettiği sendromla nasıl başa çıkılacağı.

Sendrom şu: demokratmış gibi görünüp, kokmaz bulaşmaz streç film analizini otoriterliğin kılıfı olarak satmak. Bu arada CHP’nin yanında duran benim gibi sosyal demokratlara yalan yanlış beyanlarla ders vermek, uyduruk dışlanmışlıklarla güya yalnız hissettirmek, resmen aşağılamak. Ayağından zemin kayıp kendine güveni sarsıldığında, hemen hapishane günlerinden, Hrant Dink’le dostluğundan, mağduriyetten bahsetmek... Meselemiz kendisi değil, temsil ettiği, muhalifi, farklıyı aşağılama, onu anormal bir yalnız meczup gibi gösterme arzusu...

Ben yalnız hissetmiyorum. Siyasi toplumun aktif bir üyesiyim. Sendikam, siyasi partim, çalıştığım meslek örgütlerim var. Yandaş değil, önce insan olan dostlarım var. Ve bunların arasında Oral Çalışlar sendromuna kapılmış kişiler yok. Ve bunların arasında onlar olmayacak. Ben kartlarını gizleyen biri değilim. Hiç olmadım. Nerede durduğumu söyledim. Söylemeye devam edeceğim.


Fark zenginliktir, yalan fukaralık, yalanı ahlak dersleri vermek için yaymak ise maskaralık.