Orhan Veli'yi kim öldürdü?

13 Nisan, edebiyatımızın önemli isimlerinden 'Bir Garip Orhan Veli' nin 100. doğum yıldönümüydü
Haber: FERHAT ÖZEN* / Arşivi


Büyük şairin doğumunun 100 yılında, ölümünden 64 yıl sonra benim de sorduğum soruya bakın! Biliyorum, kaderci ve mistik bir inancın içinde, hiç sorgulamadan büyüyen ve ‘haşhaşı fazla kaçıranlar’ın toplumunda böyle bir soru, ancak kılçık atmak için, gıcıklık olsun diye sorulmuş kabul edilir. Sevimsiz görünmeyi göze alarak soracağım; çünkü onun ölümünden, açtıkları çukurun çevresinde yeterli önlemi almayan zamanın Anakara belediyesinin de (Kim olduğunu bilmiyorum, bilmem gerekmez de) ihmalinin büyük olduğunu düşünüyorum. Kadermiş gibi üstümüze yapışmış ‘ihmalin uyuşukluğu’ndan söz ediyorum.

Kızkardeşi ne diyor?


Sadede gelelim: Orhan Veli Kanık’ın kız kardeşi, 90 yaşındaki Füruzan Yolyapan’la görüşmüştük. Abisinin ölümüyle ilgili belleğinde kalanları, gözleri dolarak ve ağlamaklı olarak anlatıyordu: “… lisesinde öğretmendim. Dediler ki seni Sabahattin Eyüboğlu çağırıyor. Dersten sonra giderim, dedim. Yok, hemen gitmen gerekiyor, önemliymiş, dediler. Gittim. Sabahattin Eyüboğlu üzgün görünüyordu. Aileniz, radyodan duymadan önce, senin öğrenmeni, uygun bir dille de ailene önce yine senin açıklamanın uygun olacağını düşündüm, dedi. Neyi açıklamamı, neden söz ediyorsunuz, abime bir şey mi oldu, dedim. Orhan’ı sabaha karşı kaybettik, der demez başım dönmeye başladı. Eyüboğlu metin olmamı gibi şeyler söyledi.”
Devamında da şöyle anlatıyor: “Eve geldiğimde, gazeteciler evden çıkıyordu. Annem, bunlar neden gelip gidiyorlar, Orhan’a ne olmuş ki diye soruyor. Olur mu hiç öyle şey! Başsağlığı ne demek diye söylenmeye başladı. Yok öyle şey, deli mi bunlar. Kalkın oynayalım, dedi, oynamaya başladı. Annem aklını yitirmişti. Orhan’ı yitirdiğini kabul edemiyordu.”

Otopsi şiiri


Edebiyatımızın en büyük şairlerinden, şiiri sokağa çıkaran şair olarak kabul edilen Orhan Veli’nin, alkol komasından öldüğü bilgisine kuşkuyla yaklaşanlar hep oldu. Kızkardeşi de bilinenden farklı bir şey söylemiyor. “Ölümünden dört gün önce Ankara ’da belediyenin kazdığı bir çukura düştüğünü biliyoruz, ölümünün bununla bir ilgisi olamaz mı?” diye soruyorum. “Yok” diyor: “Doktorlar alkol koması dediler ve ona göre bir tedavi uyguladılar.” “Ne uyguladılar?” diye soruyorum. “Sıcak banyo yaptırdılar” diyor. Doğru bir uygulama mı, bilmiyoruz. Orhan Veli’nin Beykoz’dan arkadaşı Halim Şefik’in Otopsi şiiri aklıma geliyor.
“Morgda açılınca kafatası
Doktor beyler beyin gördüler
İndirince ten kafesine neşteri
Doktor beyler yürek gördüler
Yürekte ne gördüler dersiniz
Yürekte memleket gördüler
Dünya gördüler
Bir de dost gördüler
Ama bu işte doktor beyler
Doğrusu geç kaldılar. Çok geç kaldılar”
Bu şiire gönderme yaparak, “Doktor Beyler bu işte çok yanılmış olmasınlar” diyorum. “Elimizde kanıt olmadan bir şey söyleyemeyiz” diyor, Füruzan Hanım. Ancak yine bilimsel bir kuşkuculukla, “Ankara’da düştüğü zaman başını çarpmış olabileceği hiç düşünülmedi mi acaba?” diye soruyorum: “Bu konuşuldu mu hiç ailede?”
“Yok hayır”, diyerek, kesin bir dille yanıtlarken şu bilgiyi veriyor : “Abim Ankara’dan geldiği günün ertesi, o gece nasıl düştüğünü bize anlattı. Pantolonun paçasını kıvırıp çekerek, dizindeki sıyrıkları gösterdi. O da önemsemedi bunu.”

İhmalin uyuşukluğu

 

Füruzan Yolyapan’ın, o düşme sırasında, abisinin başını çarptığını bilmediği anlaşılıyor. İhtimal, doktorların da bu düşme olayını dikkate almadığı… Çünkü edebiyat tarihi yazıcılarımızdan kimine göre, düşme sırasında başını da çarpmıştı. Orhan Veli konusunda önemli bir çalışması olan Bilge Ercilesun, bu olayı şöyle anlatıyor: “10 Kasım’da 1950 gecesi, birkaç günlüğüne geldiği Ankara’da bir kaza geçirdi. Karanlık bir sokakta yürürken Belediye’nin kazdığı bir çukura düştü ve başından yaralandı. İki gün sonra İstanbul ’a geldi. Ağrı ve sızılarından şikayet ediyordu. 14 Kasım Salı günü, bir arkadaşının evinde öğle yemeği yerken fenalık geçirdi ve hastaneye kaldırıldı. Alkol zehirlenmesi teşhisi kondu ve tedavi edildi. Halbuki düşme dolayısıyla beynindeki damarlardan biri çatlamış ve beyin kanaması olmuştu. Saat 20’de komaya giren Orhan Veli, bütün gayretlere rağmen kurtarılamayarak, 14 Kasım Salı gecesi, saat 23.20’de Cerrahpaşa Hastanesi’nde vefat etti.” Orhan Veli’nin 64 yıldır sorgulanmayan ölümündeki ‘gariplik’ zaten burada başlıyor bence. Orhan Veli’nin alkolden öldüğünün, bir bilgiden öte bir inanç olması, birilerinin işine gelip hoşuna mı gidiyor diye, sorgulamaya devam ediyorum. Alman şair Lasse Söderberg’in, onun ölümünden sonra yazdığı, Orhan Veli’yi Düşünüyorum adlı şiirinde dile getirdiği gibi, ‘ihmalin uyuşukluğu’ndan kurtulmak istiyorum.
“Yurdumda kar meydanlarda ölür
Ve ihmalin uyuşukluğu kaplar içimi.
...
Her gece bir gündüzün içine akar,
Her mahzun pencere bir çığlık fırlatır
Kapanırken karanlığın göğsüne.
An olur upuzak ülkeler özlenir
An olur zamanın anaforu şehvetle içilir.
Ama bugün seni düşünüyorum, ey hayatın katlettiği şair!
Ey neşesi kuzey manzaralarım arasında esen Orhan Veli”
Ölümünden 64 yıl sonra bu neden önemlidir diye soran çıkar mı, çıkar. Bu ülkede uyuşuk, mistik ihmalden ne değerler yitiriyoruz, ne değerler! Onun ölümünden, yaşayanlara bir ders çıkarmadan, üzerinden kaç yıl geçerse geçsin, benim gibi bu dersi soracak işgüzarlar hep çıkacak.
Hatta başka biri de Orhan Veli’den sonra, 64 yılda kaç kişi belediye çukuruna düşerek öldü diye bir araştırma yaparsa, Orhan Veli’nin başına gelen belediye ihmallerinin önüne neden geçemediğimiz, bu arada benim de Orhan Veli’nin ölümündeki ‘garipliğe’ neden ısrarla dikkat çekmeye çalıştığım anlaşılabilir.

*  Eğitimci, Okuma Araştırmacısı