Ortadoğululuk, Yüzbaşı Speicher, cam çocuk Fırat ve Halime...  

Ortadoğululuk, Yüzbaşı Speicher, cam çocuk Fırat ve Halime...  
Ortadoğululuk, Yüzbaşı Speicher, cam çocuk Fırat ve Halime...  

Cam çocuk Fırat ve prenses Halime...

Entelektüeller, Türkiye'deki güç dağılımındaki dezavantajlarının aksine, basında hala öykü ve kamuoyu oluşturabiliyorlar.
Haber: DOÇ. DR. CİHAN CAMCI (*) / Arşivi

Ortadoğu’nun tarihinde insan hayatının biricikliği, mahrem anlamı, bir amaç uğruna feda edilebilecek sayılardan öteye gidemiyor. Bu coğrafyada siyaset bunu aşacak bir perspektife henüz sahip değil. Bu o kadar eski ki, sanki başka türlüsü düşünülemez gibi geliyor bize… Oysa bundan 2400 yıl kadar önce Aristoteles, insanı insan yapan şeyin araçsallaştırılamaz bir amaç olduğunu söylemişti. Her davayı, her amacı aşan, görünenin ötesinde, kendi başına ve ölçülemez bir amaç… İnsan olmanın anlamı, kendinizi adadığınız mücadelelerinizi, tüm kimliklerinizle gerçekleştirmeyi amaçladığınız hedeflerinizi aşan, hiçbir perspektif ve güç mücadelesine indirgenemeyecek, yalnızca kendi içinde değerlendirilebilecek bir boyuttur. Her birimizin hayatını kendi içinde bir öyküye, hiçbir şeye feda edilemeyecek bir özgünlüğe açan bir boyut…  

Bu boyutun Ortadoğu siyasetinde yeri olmadığını somut bir örnekle anlamak için Körfez Savaşı'nı anımsamalıyız. Modern savaşlar içinde kayıpları en orantısız savaş olan Körfez Savaşı, Ortadoğu’da insan yaşamının ne kadar ucuz olduğunu, hiçbir kendine özgü renge, biricikliğe, sivilliğe, kendi içinde bir amaç olarak değerine bu coğrafyada yer olmadığını gösteren, tarihsel bir olaydı. Irak’ın Kuveyt’i işgal ederek batıya meydan okuyuşu, yalnızca daha çok insanın ölümünü göze alabilecek oluşunun gücüne dayanıyordu. Ortadoğu’da siyasetin ufku buydu. Cornell Üniversitesinden Dr. Gideon Bolya, bu siyasi ufuksuzluk, tarihi göz ardı ettiğimizde yineleneceğini söyleyen deyimle açıklanabilir diyor[1]. Bolya’ya göre 1914’ün bir devamı olan Körfez Savaşı'nın 12. yıldönümünde Irak’ta çocuk ölümleri, dul ve yetimlerin sayısı milyonlara ulaştı. Hiç birisinin kendisine özgü öyküsünü anımsamadığımız, birçoğu henüz kendi öykülerini yazamadan sayıya dönüşmüş milyonlarca yaşam…

Yüzbaşı Speicher’ın öyküsü

Iraklı isimsiz milyonların aksine, ABD ve müttefik kayıplarının her biri belirlenmişti. 4 bine yaklaşan askeri kayıpların her birinin kendisine özgü bir öyküsü olduğu ve kamuoyunun bu öykülerin biricikliğiyle ilgilendiği biliniyordu. Bu öykülerinin en bilineni ise, Amerika’nın savaştaki ilk kaybı olan pilot Yüzbaşı Michael Scott Speicher’e ait… Pilot Yüzbaşı Michael Scott Speicher'ın F-18 savaş uçağı 17 Ocak 1991'de Irak'ta düştü.[2] Cesedi bulunamayan Speicher önce kayıp, 11 yıl sonra ise şehit ilan edildi. Ancak ölümünün duyurulmasından kısa süre önce onu gören Irak’lılar ortaya çıktı. Saddam Hüseyin'in büyük oğlu Uday da Speicher’in ellerinde olduğunu, canlı kalkan olacağını söylemişti. Speicher yeniden kayıp olarak kabul edildi. Irak resmi olarak kabul etmese de, -belki de yüzbaşı uçak düştüğünde ölmüştü- bir ABD askerinin hayatının Amerikalılar için ne kadar önemli olduğunu biliyordu. Amerikalıların canını yakabilir, modern zamanların en açık yenilgisini telafi edebilir gibi hissediyordu. O bir Amerikalıydı! Uday onu 18 sarayı arasında gezdiriyor, savaştığı şeyin zayıf noktasını, insan hayatının değerini avuçlarında tutuyordu. Müttefikleri yenemese de, onları çok değerli olan bir şeyden, genç bir insanın önündeki gelecekten ve hayallerinden mahrum edebilir, onlara Ortadoğulularla savaşmanın bedelini gösterebilirdi. Belki de, bir süreliğine aşağılanmışlığının nedenini kendisine meydan okuyamayacak hale getiren bir sosyopat için tanrıyı oynamanın doyumu da söz konusuydu. Ama konumuz bu değil…

Konumuz, Aristoteles’ten beri insan hayatının ölçülemez, az ya da çok olamayacak biricikliği, her insanın kendi içinde bir amaç olan özgün öyküsü… İlginç bir şekilde, Amerikalı yüzbaşının öyküsü bir dizi senaryosuna dönüştü. Eşi Joanne 2 küçük çocuğuyla - Michael ile Megan- yalnız kaldığında, Speicher'in en yakın arkadaşı Buddy Harris yanındaydı. Harris ve Joanne 1993’te evlendiler ve 2 kızları oldu. Yüzbaşının yaşıyor olma olasılığı onlar Jacksonville’de 4 çocukla yaşarlarken ortaya çıktı. Bu Shakespeare karakterlerini andıran hayalet basının çok ilgisini çekti ve öykülerini dramatikleştirdi. Joanne’nin avukatı onun Michael’i hala sevdiğini ve geri dönüşü için her şeyi yapacağını bile duyurmak zorunda kaldı. Speicher’ın öyküsü, 2009 yılında kalıntılarının bulunmasına kadar ABD kamuoyunun ilgisini çekmeyi sürdürdü.

Entelektüeller, cam gibi kırılgan Fırat ve Prenses Halime

Yüzbaşı Speicher’in dramatik öyküsünün aksine, PKK’nin dağa götürdüğü iki okul arkadaşı bizde hemen hiç ilgi çekmedi. PKK’ye kalıtımda yüzde 17 ile birinci sıradaki Diyarbakır doğumlu Fırat Eren çalışkanlığıyla ve sessizliğiyle tanınan bir çocuktu. 15 yaşındaydı. Tunceli fen lisesini kazandı ve okula başladı. Ama bir dönem sonra ailesinin gücü onu orada okutmaya yetmedi. Diyarbakır’a, yanlarına getirdiler Fırat’ı. Annesi Filiz Eren, Fırat’ın kemiklerinde sorunu olduğunu, en küçük bir darbede kemiklerinin cam gibi kırılıverdiğini, gen mühendisi olmayı çok istediğini, bunun için çok çalıştığını söylüyor. PKK tarafından dağa götürüldükten sonra ailesi ona bir daha ulaşamadı. Fırat’la birlikte dağa götürülen bir de sınıf arkadaşı vardı; Halime. Halime, Diyarbakır’ın Hani ilçesine bağlı Soylu (Zengleni) Köyü’nden. 4 çocuğun en küçüğü. Ailesi okusun diye ev işi yaptırmıyor, gözünün içine bakıyordu. Zarafeti ve kendisine özgü inceliğiyle hem evin, hem de köyün prensesi olarak görülen Halime’nin hayali savcı olmaktı. Bunun için derslerini çok ciddiye alıyor, çalışıyordu. Ama hayalleri artık hiç kazanılamayacak, tarafı olup olmayacağını seçecek kadar büyümesine izin verilmeden katıldığı bir savaşın sıcağında eriyecek. Ailesi kendi çabalarıyla dönmesi için uğraştı; yalvardı. Halime’yi geri getireceklerini söylediler. Siz elbiselerini getirin, hazırlanın dediler ama olmadı… Halime’den bir haber yok. Büyük olasılıkla, Fırat’la birlikte kendisi doğmadan çok önce başlamış ve kazanılamayacak bir savaşın istatistiğine dönüşmek üzere… PKK’lı erkekler dağda ortalama 6,9 yıl hayatta kalıyorlar[3]. Kadınlar erkeklerden biraz daha fazla, 9,2 yıl yaşıyorlar. PKK’lilerin ölüm yaşı ortalama 26,3. PKK kazanılamayacak bir savaşı sürdürüyor ve gerilla savaşları arasındaki en orantısız kayıpları kabul edilebilir buluyor. Savaşa gitmeden önce biraz daha eğitim alacak olan Fırat ve Halime’nin ortalama 11 yılları var. Ölümü beklerken öldürmeye çalışacakları 11 yıl… 

Basında ilgi çekmedi hikâyeleri… Entelektüeller, Türkiye’deki güç dağılımındaki dezavantajlarının aksine, basında hala öykü ve kamuoyu oluşturabiliyorlar. Entelektüellerin daha çok solcu olanları, temizliğe, saflığa, siyasetin insan hayatını araçsallaştıran hesaplarının ötesinde bir kurtuluş teorisine, bir cennet ütopyasına inanmak isterler. Onlar, her kötülüğün anası olduğunu düşündükleri devlete karşı, -devlet de bunu düşündürecek hemen her şeyi yapıyor gerçekten- akıllarının altlarında bir yerlerde gerilla savaşının romantik pathosuna hayrandırlar. PKK’yi, devlete karşı hiç erişemedikleri silahlı bir güçle özdeşleştirip, akıllarının altındaki o çocuksu yerde haklı bulmaya çalışıyor, elindeki çocuk ve sivil kanının ne kadar çok olduğunu görmemeye çalışıyorlar. Devletin demokrasiye direnen Ortadoğulu ataletini ve felç olmuş sekter yapısını, insan hayatını kolayca göz ardı edilebilir bir enstrüman olarak gören PKK ile aşınıp zayıflayacağına inanmak istiyorlar. Bu nedenle olsa gerek, Fırat ve Halime onların da ilgisini çekmiyor.

Tarihsel gelişimin anlamı

Tarih, insanın değerinin uğruna kendisini adayacağı bir inanç için araç olmamasına doğru anlamlı bir şey değil midir? Golya’nın göz ardı etiğimizde yinelendiğini söylediği tarih, Ortadoğu’da insan hayatının ucuzluğunu aşamıyor. Siyaset de sanki başka türlüsü olanaksızmış gibi anlaşılıyor. İnsanların hayatları yaşanmamış birer öykü olarak kayboluyor. Oysa siyaset son analizde tarihi değiştirmek, onun insan hayatının biricikliğini göz ardı eden örüntüsünü aşmak için bir araçtır. Bir araç olarak göremeyeceğimiz ve tüm araçların kendisi için anlamlı olduğunu düşünebileceğimiz şey için tarihi başka türlü akmaya zorlayabileceğimiz bir araç… Siyaset, Ortadoğu’da da tüm araçların, davaların, güç mücadelelerinin ötesinde, kendi içinde bir amaç hayal ederek yapılan bir şey olmalı. Mahrem farklılıklarımızı, kendimize özgü renklerimizi ve öykülerimizi oluşturup hayata geçirebilmek, insan hayatının ölçülemez, kendi içinde bir amaç olan değerini oluşturup sürdürebilmek için... Fırat ve Halime’nin, hiçbir davaya adanamayacak, bir sayıya indirgenemeyecek yaşamlarının öykülerini oluşturabilecekleri şanslarının olması için…

*Akdeniz Üniversitesi Felsefe Bölümü  


[1] “Hitory ignored yields history repeated”. http://www.informationclearinghouse.info/article41378.htm
[2] http://arsiv.sabah.com.tr/2003/03/23/s0406.html
[3] http://www.gazetevatan.com/kim-bu-pkk-lilar--389105-gundem/