scorecardresearch.com

Özgürlük cephesinde yeni bir şey yok

Başbakan'ın toplumun yüzde 50'sinin desteğini alması, ne Başbakan'a ne de onu destekleyen seçmenlere kendilerine uymayan bir yaşam tarzına müdahale hakkı verir. Bu oran yüzde 50 değil, yüzde 99.9 bile olsa anlam ifade etmez. Çünkü gerçek bir demokraside yüzde 0.1'in bile hakları korunur
Haber: M. EMİR RÜZGAR* / Arşivi


Hiçbir sosyal örgüt, açıkça tanımlanmış hedefleri olmadan başarıya ulaşamaz. Cumhuriyet’imizin en genel hedefi, “muasır medeniyetler seviyesine ulaşma”dır. Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra yapılan bütün devrim, düzenleme ve uygulamalar, bu genel hedefe ulaşma yönünde girişimlerdi. Fakat maalesef bu çağdaşlaşma isteği ve girişimi, zamanla şekilci çağdaşlığa büründü. Hakim gücün tanımladığı yaşam, giyim vb. şekillerine uyan herkes, fikirleri veya anlayışı ne olursa olsun, çağdaş kabul edildi. Devletin çizdiği portrelere azıcık uymayan veya dairenin dışına azıcık taşan herkes, potansiyel gerici olarak görüldü.
Şekilci çağdaşlık ölçütlerine uymayan ve toplumun büyük bir kesimini oluşturan insanlar, yıllar boyunca ikincileştirildi, küstürüldü. Çağdaşlaşma adına bu insanların yaşam ve özgürlük alanları kısıtlandı. 2002 yılında sadece bu ikincileştirilen insanlara değil, toplumun her kesimine daha fazla özgürlük sağlama ve demokrasiyi ilerletme vaatleriyle AKP , yani Başbakan Erdoğan iktidara geldi (Erdoğan’ın baskın kişiliği ve tutumundan ötürü yazının geri kalanında AKP yerine Erdoğan demek daha doğru olacaktır). O günden bu güne aradan geçen 11 yıl, ülkemizde özgürlük ve demokrasideki ilerleme açısından incelenmesi gereken yıllar olarak Türk Siyasi Tarihi’ndeki yerini aldı.

Muhalefet dikkate alınmadı


Başbakan Erdoğan’ın 11 yıl boyunca gözle görülür şekilde sağladığı en büyük değişim, paradigma değişimidir. Erdoğan öncesi dönemde çağdaşlık ölçütlerine uymadıkları için küstürülen insanlar yerine, bugün Erdoğan’ın koyduğu ölçütlere uymadıkları için ikincileştirilmek bir yana, yok sayılan insanlar geldi. Yani ülkemizde mevcut durumda, selef paradigma gitti, yerine halef paradigma geldi. Ve maalesef bu değişim, ülkemizde demokrasi ve özgürlüğü ilerletmedi. Özgürlük ve demokrasi gerçekte ilerlemiş olsaydı yapılan düzenlemeler ve yeniliklerde insanların yaşam, giyim, düşünce vb. tarzları muktedirin tarzına tamamen zıt olsa bile muktedirce güvence altına alınırdı. Oysa durumun bunun tam tersi olduğunun birçok kanıtı, Erdoğan’ın 11 yıllık iktidarında mevcut.
Demokratik açılım çerçevesinde sivil toplum örgütlerinin kadın temsilcileriyle görüşen Başbakan, “Kadın erkek eşitliğine inanmıyorum. Onun için fırsat eşitliği demeyi tercih ediyorum. Kadın ve erkek farklıdır, birbirinin mütemmimidir” demişti. İlerlemiş bir demokrasi ve genişlemiş bir özgürlük alanında fizyolojik farklılıklara rağmen kadın, erkeğe eşit insandır.
Uludere’de 34 kişinin ölümü ile sonuçlanan olay için siyasi zemin kaybetmeden savunma ihtimali kalmayınca Başbakan, kürtaj meselesini ortaya atarak muhteşem gündem değiştirme yeteneğini sergiledi ve Uludere olayı gündemdeki yerini kaybetti. Hem de Başbakan paradigmasına uymayan bir meseleyi daha halletmiş oldu.
Eğitim sistemi 4+4+4 şeklinde yeniden yapılandırılırken bilimsel veriler, uzman kişi ve -üniversiteler başta olmak üzere- kuruluşların çekinceleri ve yoğun muhalefet dikkate alınmadı. Durumu protesto etmeye çalışanlara, kolluk güçleri, ileri bir demokrasi ve geniş özgürlük alanına uymayacak şekilde müdahale etti.

Cadı avı başlatılıyor

Gezi olayları, önce yaklaşık 300 kişilik küçük bir grubun şiddet içermeyen demokratik protesto hakkını kullanmasıyla başlamışken polisin ileri bir demokrasi ve geniş özgürlük alanına uyamayacak derecede sert müdahalesi ve Başbakan’ın “çapulcular” gibi sert söylem ve tutumları ile toplumsal muhalefetin sokaklara döküldüğü kitlesel eylemlere dönüştü. Tencere-tava çalanları yargıya verin denilerek toplumsal mutabakat zedelendi, insanlar birbirlerine cepheleştirildi.
Son olarak, “muhafazakâr demokrat yapı”ya uymadığı gerekçesiyle aynı evde kızlı-erkekli kalan öğrenciler konusu gündeme geldi. Bu durum, doğrudan bireysel yaşam alanına müdahaledir. Aynı evde kalan insanlar, 18 yaşını geçmiş reşit bireylerdir. Aileleri müşteki oluyor diye, bu insanların evlerine karışılamaz. Öğrenciler hangi evde, kiminle ve nasıl kalacaklarına baskın paradigmanın ahlâkına uygun şekilde karar veremedikleri için ailelerin şikayetiyle müdahaleyi hak ediyorlarsa, neden bu öğrencilere seçme hakkı veriliyor? Aileler bu mevzudan sonra örneğin kızların etek boyundan şikayetçi olurlarsa kızların etek boylarına dair de yasal bir düzenleme olacak mı? Aileler çocuklarının bu tür yaşam tarzını tercih etmelerini istemiyorlarsa, çocuklarını küçük yaştan itibaren istedikleri kültürlerde yetiştirirler, 18 yaşından sonra da bireyler nasıl bir yaşam tercih edeceklerini kendileri seçerler. Buna, ne aile ne de Erdoğan müdahale edebilir. Başbakan’ın toplumun yüzde 50’sinin desteğini alması, ne Başbakan’a ne de onu destekleyen seçmenlere kendilerine uymayan bir yaşam tarzına müdahale hakkı verir. Bu oran yüzde 50 değil, yüzde 99.9 bile olsa anlam ifade etmez. Çünkü gerçek bir demokraside yüzde 0.1’in bile hakları korunur. Ayrıca, kızlı-erkekli kalanları polise şikâyet edin demek, şehirlerde cadı avları başlatmak, -Gezi olaylarına olduğu gibi- toplumsal mutabakatı zedelemek ve halkı cepheleştirmektir. Bu durum, muhafazakâr kesimin saflarını daraltıp oy kazanma amacıyla yapılmışsa en az bireysel özgürlük alanına müdahale kadar acıdır.

Gerçek demokrasi olsaydı

Örnekleri artırmak mümkün ancak özetle, ülkemizde maalesef demokrasi ve özgürlüğün ilerlediği yok, sadece bir paradigmanın yerini yenisinin alması ve yeni paradigmanın giderek artan şekilde daha sert şekilde kendi yapısına uymayan insanları biçimlendirme, biçimlenmeyini yok sayma çabasının ilerlemesi, devlet tarafından küstürülen insanların yerini, yenilerinin alması var. Türkiye bugün gerçek demokrasi ve özgürlük ülkesi olsaydı hükümet kendi ahlâk anlayışını ve yaşam ölçütlerini devletin normları hâline getirmeye çalışmaz, bunları halka empoze etmezdi. Yaşananlar veya yaşatılmak istenenler de bu olmadığına göre, Türkiye’de özgürlük ve demokrasi cephesinde yeni bir şey yok!

* Ankara Üni., Eğitim Bilimleri Fak., araştırma gör.


http://www.radikal.com.tr/116105811610580

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yazılmamış.