PKK'nın "Z nesli" ve füzyon radikalleşmesi

PKK'nın "Z nesli" ve füzyon radikalleşmesi
PKK'nın "Z nesli" ve füzyon radikalleşmesi
Son günlerde giderek bir şiddet spiraline dönüşen çatışmalar eskiye nazaran daha 'kentli.' Kentlerdeki çatışmalarda da en önde 'füzyon radikalleşmesi' yaşayan 15-25 yaş aralığındaki PKK'lı gençler bulunuyor. 90'ların sonunda ve 2000'lerin başında doğan ve benim 'PKK'nın Z nesli' dediğim bu gençler PKK'nın sahada çatışan 3.nesli. Peki nedir PKK'nın Z nesli?
Haber: METİN GÜRCAN - metin.gurcan@bilkent.edu.tr / Arşivi

Abdullah Öcalan 1999 Şubatında yakalanıp Türkiye ’ye getirildiğinde onların büyük çoğunluğu henüz doğmamıştı. Yine onların pek çoğu 90’lı yılların yoğun çatışmalarını ve travmalarını yaşamadı ama olanları yaşayanlardan dinleyerek büyüdü. Şimdi de giderek daha kentli hale bürünen çatışmalarda en önde işte benim PKK ’nın Z nesli’ olarak adlandırdığım 15-25 yaş arasındaki bu gençler var. Kendilerinden öncekiler hiyerarşiye saygılı, örgüt disiplini içinde hareket eden, itaatkar, belirli çalışma süresinden sonra kademe atlayabileceklerine inanan bürokratik tipte, takım çalışmasına inanan, sabırlı, 90’ların büyük çatışmalarını bizzat tecrübe eden ve daha da önemlisi 1994 ve 1999’da askeri anlamda PKK’nın neredeyse bittiğini gören biraz da ‘ezik’ insanlardı.

PKK’nın Z nesli mi? Kesinlikle öncekilerden farklı bir işletim sistemleri var.

Bir akademik çalışma için telefon mülakatı yaptığım Cizre’den Çekdar Gabar(19) (Asıl adını vermek istemediği için kod adı kullanıyor) ‘Şehir merkezlerinde halkımızı koruyacak bir savunma gücü eksikliği vardı, biz YDG-H olarak bu eksikliği giderdik’ diyerek söze başlıyor ve ‘Gençlik [gençlikle YDG-H’yi kastediyor] artık daha bilinçli ve örgütlü. Devlet zulmüne karşı Kürt halkını savunacağımıza ant içerek başladık. Eskiden gençlerimiz devletten korkup kaçıyordu ama bugün askerin gözü önünde sınır tellerini yerle bir ederek Kobane direnişine yüzlerce genç gidiyor. İşte bütün bunlar bizim örgütlü olmamızın kazanımlarıdır. Devlete her dilden verecek cevabımız var, bunu herkes bilsin” mesajıyla sözlerini bitiriyor.

Çekdar’ın bu sert, kararlı ve öfke dolu girişinden sonra sohbet uzayınca Çekdar’ın lise mezunu olduğunu, ailesinin 90’lar sonunda Güleşli adı köy boşaltılınca Cizre’ye göç etmek zorunda kaldığını, ailesinin ekonomik durumunun kötü olduğunu, kendilerine ‘Öz Cizreli’ diyen Cizre yerlilerinin kendilerine ‘köylü’ dediğini ve ilçe merkezinde köyden göçenlere yönelik büyük tepki olduğunu öğreniyoruz. Çekdar’ın ailesinden son 20 yılda hayatını çatışmalarda kaybeden tam 9 kişi var. 2 yıl inşaatlarda ve tarlalarda geçici işçilik yapan Çekdar’ın şu an işi yok. Geleneksel köy kültüründen kopmuş ama tam da kentli olamamış Çekdar’ın kimliğini kente kabul ettirmek için sığındığı limansa YDG-H olarak adlandırılan PKK’nın şehirlerdeki silahlı gençlik kolları.

Şırnak’tan Ahmet B. (18)’nin de hikayesi çok benzer. Yine telefon mülakatı yaptığım Ahmet B. söze Çekdar gibi sert bir ideolojik söylemle söze başlıyor: ‘1990’larda Toros binek bir araçla üç dört Jitemci evlere gelip istedikleri kişiyi alıp yargısız infaz ediyorlardı. Devletin tekrar o günlere dönme ihtimaline karşı önlemimizi aldık. Geçmişteki gibi gelip evlerden birini alma girişimleri olursa müdahale edecek güçteyiz. Gençlik, şehir merkezlerinde halkımızı devlet terörüne karşı korumak için vardır ve olmaya devam edecektir.’

Bu girişten sonra Ahmet’in hikayesinin de Çekdar’ınkine çok benzer olduğunu görüyoruz: Köyden kent merkezine zorunlu göç, ekonomik sıkıntılar, işsizlik, hızlı kentleşmeden kaynaklanan yapısal sorunlar ve bireysel kimliğini kente ve devlete PKK gençlik kolları üzerinden kabul ettirme çabası.

Kürt meselesi üzerine yazılarıyla tanınan Şırnak’lı araştırmacı Ata Altın’a göre YDG-H çatısı altında bir araya gelen bu genç nesil (15-25 yaş arası) geçmiş nesillere nazaran çok daha radikal fikirli ve diyaloğa daha kapalı.  Çünkü Altın’a göre; bu geçmişte yaşanan faili meçhul cinayetler ile gözaltındaki işkenceler gibi kolektif hafızaya işlenmiş travmaları neredeyse her toplandıklarında konuşup tartışıyorlar, PKK kanadındaki kahramanlık hikayelerini, mitleri sürekli dinliyorlar ve intihar saldırısı gibi fedai tarzı eylemlerde bulunan PKK’lıları kendilerine ‘rol model alıyorlar. Altın sözlerine şöyle devam ediyor: ‘Bu gençlerin en büyük argümanı geçmişte YDG-H gibi bir güç olmadığı için Kürt Halkının şehirlerde zulme uğradığı. Bu nedenle gençler şehirlerde silahlanıyor. Ama bana göre en vahim tablo 90’larda PKK’lı gençlerin elinde taş varken şimdi bu gençlerin elinde şimdi RPG-7 roketatar veya Bixi makinalı tüfek gibi ağır silahlar olması.’ Altın çözümü HDP’nin siyaseten güçlenmesi ve tür silahlı radikal grupların sivil siyasetin içine çekerek eritilmesinde buluyor. Altın’ın bir korkusu da ideoloji yanında, intikam alma veya heyecan da bu gençler için önemli bir motivasyon aracı. Bu nedenle Altın kendi kendilerini topladıkları haraçlarla finanse edebilen bu gençler gelecekte mafyalaşabileceğinden endişe duyduğunu da vurguluyor. Altın, bu gençlerin her ne kadar PKK’nın Kürtlerin yoğun yaşadığı Türkiye’nin doğu ve güneydoğusundaki şehirlerde uygulamaya çalıştığı ‘öz-yönetim’ çabalarına devletin otoritesinin önce zayıflatılması sonra yıkılmasında kullanılabileceğini ancak yeni bir düzen tesisinde kullanılamayacakları görüşünde. Çünkü Altın’a göre ‘bu gençler her türlü dayatmaya karşı ve ne istemediklerini çok iyi biliyorlar. Ancak ne istedikleri konusunda da kafaları bir o kadar karışık. Bu nedenle ‘Nasıl bir siyasi modelle öz yönetim gerçekleştirilmeli?’ sorusuna bu gençlerden farklı farklı cevaplar geliyor.

Türkiye’de genç radikalleşmesi üzerine saha çalışmaları yapan ender isimlerden olan Adıyaman Üniversitesinden sosyal antropolog Yrd.Doç.Dr.Murat Şakir Ceyhan’ın da bu konudaki gözlem ve bulguları ilginç. Ceyhan, bu gençlerin radikalleşme süreçlerini anlamaya çalışırken işsizlik, parasızlık, açlık, farkındalık eksikliği, eğitimsizlik gibi sosyo-ekonomik nedenlere vurgu yapan geleneksel ‘Göreceli Yoksunluk (Relative Deprivation) modelinin eksik kaldığının altını çiziyor. Bu nedenle kendisinin ‘Füzyon radikalleşmesi’ olarak kavramlaştırdığı yeni bir modelle bu gençlerin radikalleşmesini açıklamaya çalışan Ceyhan’a göre; öncelikle bu gençler için ideoloji radikalleşmede hala ana arter ama tek açıklayıcı damar değil.  Ceyhan, bu gençlerin radikalleşmesinde ‘İdeoloji dinamikler başka dinamiklerle harmanlanıyor ve yeni melez süreçler ortaya çıkıyor’ diyor ve devam ediyor ‘Şaşırtıcı şekilde bu gençlerin hepsi küreselleşmenin en önemli dinamiği olan internet ve sosyal medyada son derece aktif bireyler. En çok da Whatsup gruplarında vakit geçiriyorlar. Örgütler bu grupları onlara ideolojik eğitim için kuruyor ama onlar karşı cins arkadaşlığı, haberleşme, futbol gibi sportif tartışmalar, dünyayı tanıma veya yeni hobiler edinme için bu grupları kullanıyor.’

PKK’nın Z Neslinin füzyon radikalleşmesinde öne çıkan diğer hususlarsa şunlar:

- Özellikle Kürt gençleri YDG-H saflarına katılırken babasının, dedesinin ve tüm ataları ile yaşadığı toprakların devlet tarafından saldırıya maruz kaldığını ve tehlikede olduğunu düşünüyor. Kendilerine bir nevi ‘bio-faşizm’ uygulandığını ifade ediyorlar. Sadece kendilerinin ve aile bireylerinin değil de ‘Irklarının ve topraklarının aşağılandığı’ düşüncesi duydukları öfkeyi ve dolayısı ile radikallik düzeylerini arttırıyor. Bu ‘kolektif aşağılanmış hissi’ ve ‘kitlesel öç alma’ duygusu aslında bu neslin radikalleşmesini öncekilerden ayıran en önemli dinamik.

- Türkiye’nin batısındaki hayat tarzını ve sunduğu imkanları internet ve sosyal medya sayesinde görüyorlar ama batıdaki rahatlığa da için için ‘ulaşılamayanın öfkesini’ taşıyorlar.

- Heyecan onlar için hem hayatın anlamı hem de  kendi kimliklerine hayatın içinde yer açma çabası. Bu nedenle silahlı çatışmalar onlara heyecan yaşayarak bireysel kimliklerini ‘ötekine’ dayatma imkanı sağlıyor. Adrenalin baskısı altındaki bu gençlerin heyecan yaşamada silahlı çatışma ile  banguee jumping  arasındaki farkı görebildikleri şüpheli.

- Bu gençler tam bir ‘Ben ben ben’ nesli. Yani bir yandan ideolojinin sert cenderesi altında ezilirken diğer yandan hayatı anlamlandırmayı ve yaşam sevincini de önemsiyor. İlginçtir Amerikalı aktör Robin Williams’ın öldüğüne üzülüyorlar ve hesap resimlerini Robin Williams’ın resmi yapıyorlar. Ayrıca ideoloji içinde pişerken bedensel zevkleri önemsiyorlar ve bunu özgürce yaşamak istiyorlar. Tam da bu nedenle edindikleri ideolojik arka planla da ters düşmemek kaydıyla her türlü farklı şeyi yapmak, tatmak ve denemek istiyorlar

- Facebookta kendilerinin ne kadar takipçisi olduğu ve kendi sayfalarında paylaştıklarına ne kadar “beğeni (like) aldıkları çerçevesinde “narsist” kimlikleri yaratıyor ve bunları sahadaki eylemleri ile geliştiriyorlar. Pek çoğu Instagram, Youtube, Twitter, WhatsApp ve Facebook’da  kendilerine grupları içinde ‘küçük şöhret’ olma ve bunu daimi bir prestije dönüştürme peşinde. Bu nedenle PKK’nın ‘fedai eylemleri’ dediği intihar saldırılarını çok önemsiyorlar. Örneğin 2 Ağustos’ta Doğubeyazıt’daki Karabulak Jandarma Karakoluna intihar saldırısı düzenleyen Murat Bütün’ün veda mesajını içeren videolar on binlerce kez tıklanarak seyredilmiş.

- İdeolojik eğitim ne kadar güçlü olursa olsun füzyon radikalleşmesinde küreselleşme ve bu olguya tepki olarak gelişen yerelleşme dinamikleri de etkili. Yani aslında füzyon radikalleşmesi ideoloji, küreselleşme ve yerelleşmenin sosyal medya ortamında harmanlanmasından ortaya çıkıyor.

- Çoğunluğu otorite yerine yatay ve gevşek ilişkilerden hoşlanıyor. Hesap vermeyi sevmiyorlar ve eylemlerini de ‘kafalarına göre’ planlıyorlar. Bu durum onlara askeri açıdan ‘kestirilemezlik’ katsa da eylem planlama ve icrasındaki bu aşırı inisiyatif endişe verici.

- Uzun konuşmalardan ve tartışmalardan çabuk bıkıyorlar. Çoğunlukla diyaloğa kapalılar.

- Kısa cümlelerle anlaşan bu neslin reklam spotları gibi düşünme becerileri gelişmiş durumda ve aynı anda birden fazla şeye konsantre olma becerileri ile yaratıcılıkları yüksek. Bu da askeri anlamda çatışmaları tempolu sürdürme, sorunlara yaratıcı çözümler bulma, çabuk ve etkin haberleşme, çabuk koordinasyon ve süratli eylem icrası anlamına geliyor. Bu özellikler de bu nesli tam bir ‘savaş makinası nesli’ yapıyor.

- Bu gençlerin füzyon radikalleşmesinde bir önemli dinamik de her birinin radikalleşmesinin ‘nev’i şahsına münhasır’ yani kendine özgü ve rastlantısal süreçlerle  gerçekleşmesi. Bu nedenle bir patern yakalamak çok zor. Bu aynı zamanda her birinin kendi içinde  bir ‘yalnız kurt’ radikalleşmesi de yaşadığı anlamına geliyor ki bu çatışmaların evrimi açısından ürpertici bir gelişme. Şu an Suriye’den gelebilecek anti-tank füzeleri veya portatif kısa menzilli hava savunma füzelerinin, veya Suriye ya da Irak’tan gelen kimyasal veya biyolojik maddelerin bu gençlerin eline geçtiğini düşünün. İşte bu tarz sofistike silah sistemleri veya kitlesel saldırı imkanı veren kimyasal/biyolojik maddeler elinde bulunduran ve bir yalnız kurt radikalleşmesi yaşayan, küçük şöhretini büyük şöhrete dönüştürme, ilk olanı yaparak tarihe adını ‘en fedai’ yazdırma amacında olan bir Z PKK’lı düşünün. İşte bu Türkiye için bir felaket senaryosudur.

Sonuç olarak; önemli ve saygı duyulan bir Kürt siyasetçisi olan ve 2012’de hayatını kaybeden Şerafettin Elçi’nin ‘Müzakere edeceğiniz son nesil biziz, bizden sonra savaşla büyümüş, öfkeli bir gençlikle karşılaşacaksınız’ sözünün ne yazık ki gerçekleşmekte olduğunu görüyoruz.  Bu durumda tarihe not düşmek açısından ‘farkındalık eksikliği’ olduğunu gördüğüm iki karar alıcı kitlesine kısa bir sözüm olacak;

-  Bunlardan ilki PKK’nın karar alıcılarına ve HDP’li sivil siyasetçilere. Bu gruptakiler PKK’nın Z nesline verdikleri (veya verdiklerini sandıkları) sıkı ideolojik eğitimin bu gençleri kontrol altında tutacağına çok güveniyor. Ancak yazıda da belirttiğim gibi asıl soru onların bu ‘ideolojik bilgi bombardımanının’ ne kadarını aldıkları ve bunu diğer dinamiklerle ‘füzyona’ sokup sokmadığı. Bizim saha araştırmalarımız bu füzyonun gerçekleştiği yönünde. Yani PKK’nın Z Nesli aslında sandığının aksine pek de PKK’nın kontrolünde değil.

-  Diğer grup ise Ankara ’daki karar alıcılarımız. Onlar da 90’larda olduğu gibi ‘korkutma, yıldırma ve sindirme’ politikaları ile PKK’nın Z neslinin mücadele azim ve kararlılıklarını kırabileceklerini düşünüyorlar. Bu da büyük bir yanılgı. Her türlü dayatmaya karşı olan bu gençler bırakın sert-askeri yaklaşımları başlarına sevgi ile okşamak için uzatılan eli bile ‘Kardeşim bana sevgini dayatamazsın. Çek elini!’ moduyla reddetmeye zaten hazır. Bu nedenle Ankara’nın önce bu nesli anlaması lazım. Ama ne yazık ki şu çatışma ortamında kimsenin kimseyi anlamaya niyeti yok.

Kısaca benden hatırlatması:  15-25 yaş arasındaki gençlerin asimetrik sosyalleşmeleri ve ideolojinin başka dinamiklerle füzyona girmesi sonucu ortaya çıkan daha sert ve şiddet yanlısı radikalleşme fırtınası Türkiye’yi bekliyor.  Ne yazık ki bu gençlerin adrenalin düzeyi ve bunun sahaya yansıması ‘HEPİMİZİN’ canını çok sıkacak cinsten.