Popülizm ve pragmatizm arasında Yunan sol hükümeti

Popülizm ve pragmatizm arasında Yunan sol hükümeti
Popülizm ve pragmatizm arasında Yunan sol hükümeti
şu anda Yunan sol hükümeti kendini çok kritik bir noktada buldu. Daha önce aylardır nasıl bir anlaşma olmalı sorusuna bir cevap vermeye çalışırken pragmatizm ve popülizm arasında gidip gelerek zaman harcadı. Ancak şu anda bir dakika bile zamanı kalmadı çünkü Avrupa kurumları referanduma ültimatomla karşılık verdiler.
Haber: VANGELİS KECHRİOTİS (*) / Arşivi

5 Temmuz’da, beş ay süren yoğun müzakere sonucu Yunan hükümeti borç veren kurumların taviz vermemelerine karşı ani bir kararla masada olan anlaşmayı referanduma götürdü. Hiç kimsenin beklemediği bir şekilde %61 oyla Yunan halkı bu anlaşmayı reddetti. Bu karar sadece Yunan hükümeti ve Tsipras’ın şahsen elini güçlendirmekle kalmadı, bütün Avrupa ’da ve Türkiye ’de de halkların ve demokrasinin kazanımlarında çok önemli bir adım olarak yerini aldı ve alkışla karşılandı. Tabii ki bu karar Avrupa Kurumlarında şok yarattı ve gelen tepkiler bir panik tablosu çizdi. Zaten referanduma giden kısa süreçte, hem Yunan hem Avrupa medyasında yoğun bir propaganda yapılarak, muhtemel bir “hayır” cevabının Yunan halkının hem Avro bölgesinden hem Avrupa Birliğinden çıkma arzusunu yansıtacağı iddia edilmişti. Referandum sonucundan sonra hem başbakan Tsipras hem “evet” oyunu destekleyen muhalefet liderleri böyle bir şeyin söz konusu olmadığı ve Avrupa Kurumlarının Yunanistan’ı Avrupa Bölgesinden çıkarmaya hakkı olmadığı konusunda mutabık kaldı. Müzakereler tekrar başladı. Tsipras Avrupa Parlamentosu’nda konuşma yaptı (keşke daha önce davet edilmiş olsaydı) ve esen bütün olumsuz havaya rağmen bu süreç yeni bir ivme kazandı. Bunlara ilaveten önemli gelişmeler oldu. Hem ana muhalefet lideri Antonis Samaras referandumdaki başarısızlığının sorumluluğunu üstüne alarak istifa etti, hem ekonomi bakanı Yianis Varoufakis müzakereleri kolaylaştırmak için görevinden ayrıldı.

Bütün bunlara rağmen şu anda Yunan sol hükümeti kendini çok kritik bir noktada buldu. Daha önce aylardır nasıl bir anlaşma olmalı sorusuna bir cevap vermeye çalışırken pragmatizm ve popülizm arasında gidip gelerek zaman harcadı. Ancak şu anda bir dakika bile zamanı kalmadı çünkü Avrupa kurumları referanduma ültimatomla karşılık verdiler ve geçtiğimiz cuma gününe kadar kapsamlı ve nihai bir tedbirler teklifi talep ettiler. Bu olmazsa Yunanistan pazartesi günü (13 Temmuz) Avro Bölgesi’nden ayrılmak zorunda kalacaktı. Yunan hükümeti buna uymak zorunda kaldı. Yeni ekonomi bakanı Tsakalotos resmi başvuruyu yaptı ama gelin görün ki bu teklif bir hafta önce referandumda reddedilmiş olan tekliften pek farklı değildi. Buna rağmen büyük çoğunlukla parlamentodan geçti. Parlamento tartışmaları ilginçti. Neredeyse bütün diğer partiler (Komünist Partisi ve Altın Şafak dışında) hiç tereddüt etmeden teklifi kabul ettiler. Ancak bu teklif SYRIZA milletvekilleri arasında büyük bir kriz yarattı. Tsipras ve kurmayları ülkeyi bu çıkmazdan kurtarmak için pragmatik davranmak gerektiği ve böyle bir teklifin kaçınılmaz olarak kabul edilmesi gerektiği konusunda kendi parti vekillerini ikna etmeye çalıştılar. Peki, eğer öyleyse bir hafta önce niye bu kadar riskli bir kararla referanduma gidildi? Üstelik referanduma götürülen teklif artık resmen masadan kaldırılmıştı. Bunu açıklamak için iki yol var. Bir, Tsipras’ın siyasi kabiliyeti. Tsipras seçimlerden bu yana bütün olumsuzluklara rağmen kuvvetli bir hegemonya kurmayı başardı. Bu süreç içerisinde halkın ihtiyaçlarına, demokrasi ve bağımsızlık ilkelerine ve çoğunluğun umutlarına cevap vererek bu referandumla bu hegemonyayı sonuna kadar güçlendirdi. Bu referandum popülist bir alet olmakla beraber şu andaki gergin ve kutuplaşmış siyasi iklim içerisinde Yunan halkını bir noktaya kadar birleştirmeyi başardı. İkinci yol, eskiden Andreas Papandreou liderliğindeki PASOK hükümetlerinde olduğu gibi bir iç SYRIZA tabanı ve bir dış SYRIZA hükümeti arasında bir denge yaratmaktır, yani partinin ülke içindeki tabanı ve ülke dışında Avrupa’daki görünümü arasında bir denge. Böyle stratejiler ancak uzun soluklu olarak başarılı olabilir ve hem pragmatizmi hem popülizmi bir araya getiren stratejilerdir. SYRIZA’nın en büyük korkusu bu hükümetin “sol bir parantez” olarak algılanıyor olmasıdır. En büyük hedefleri bu kritik dönemeci geçip normal bir iktidar dönemini kullanabilmektir. Dolayısıyla, böyle bir anlaşmadan sonra SYRIZA hükümetinin zamanı başlamış olacaktır. Bu deneyimin sonucunun ne olacağını bilemiyoruz. Pazar günü (12 Temmuz) Brüksel’deki zirve toplantısında nihai bir karar verilecek. Pazartesi gününün nasıl bir gün olacağını hep birlikte göreceğiz. Her halükarda SYRIZA’ya Yunan halkının desteği şu anda tam görünüyor. Yunan ekonomisinde Drahma ya da Avro olsun, bu desteğin kalıcı olması şu anda herkese yararlıdır.

*Boğaziçi Üniversitesi, Tarih Bölümü Öğretim Üyesi