Rus uçağını neden vurduk?

Rus uçağını neden vurduk?
Rus uçağını neden vurduk?
Devlet adamları arasında kişisel yakınlıklar fevkâlade önemli ve ülkelerin çıkarınadır. Pek çok sorun yanlış anlamalara imkân vermeden suhuletle çözülebilir. Yalnız Putin-Erdoğan ilişkisi uçak olayı öncesinde de anlaşılır gibi değil.
Haber: ÖMER ERSUN (*) / Arşivi

Putin "sırtımızdan bıçaklandık" deyince önce pek anlam verememiştim. Bir kaç gün sonra Erdoğan açıklayınca olayı kavradım. Meğer daha önceleri Putin'le bir araya geldiklerinde Erdoğan Rus uçaklarının ihlallerinden şikayet ederse Putin "misafir addedin" gibi şakalar yapar ve herhalde gülüşürlermiş.

Anlaşılan Putin aralarında kişisel dostluk olduğunu varsaydığı Erdoğan'dan kendisine karşı selâmsız sabahsız böyle düşmanca bir hamleyi hiç beklemediği için şok geçirmiş ve bu tepkiyi göstermiş. Kısacası "Sende mi Brütüs" ruh hali; yakın saydığınız kişinin size ihanet ettiğini düşünürseniz, tepkiniz olağandan daha sert olur. Erdoğan daha sonra şahsını karalayan eleştirilere karşı Putin'in kendisi hakkında önceki "mertlik" gibi olumlu değerlendirmelerine de değindiği için iki lider arasında uçak olayından önce dostça bir yakınlaşmanın bulunduğu belli.

Devlet adamları arasında kişisel yakınlıklar fevkâlade önemli ve ülkelerin çıkarınadır. Pek çok sorun yanlış anlamalara imkân vermeden suhuletle çözülebilir. Yalnız Putin-Erdoğan ilişkisi uçak olayı öncesinde de anlaşılır gibi değil. Hayretler içinde iki liderin ifadelerine bakarak çözümlemeye çalıştım. Dostça ilişkiler, güler yüzlü görüşmeler iyi de, ciddî devlet meseleleri şakaya gelmez. Şikayetinize muhatabınız "misafir addedin" gibi gayrı ciddî bir yanıt veriyor, kısacası işi şakayla geçiştirmek istiyorsa, hattâ nüktesini beğendiğinizi de vurgulayıp hemen sonra münasip bir lisânla yani kırıcı ya da sert olmadan işin ciddiyetini izah edebilirsiniz.

Diyelim ki, fırsat olmadı ve bu yapılamadı. Böyle görüşmelerde mutlaka bir diplomat hazır bulunur ve hazırladığı zabıtta karşı tarafın önemli bir şikayeti gayrı ciddî bir yaklaşımla geçiştirmeye çalıştığını vurgulayarak tehlikeye dikkat çeker. Zira, "misafir addedin" demek "bu iş devam eder"le eş anlamlıdır. Nitekim, Rus uçağı düşürülmeden önceki günlerde ülkemizde sınırı kim ihlal ederse vurulacağı yönünde epey tantana yapıldı. İki gün önce bizzat Başbakan kesin ifadelerle bu uyarıyı yaptı. "Ruslar bu uyarıyı dikkate alsaydı" diyebilirsiniz. Yanlış.

Askerin elinden elektronik ön ihbar imkânını alıp MİT'e vermişsiniz, yani asker siyasî otoritenin "vur" emrini uygularsa ihlal yapabilecek uçağın milliyetini tespit edemeden körleme atış yapacak. En yüksek düzeyde şikayet konusu yaptığımıza göre bu uçağın Suriye değil de Rus uçağı olması ihtimali de mevcut. Muhtemel sonuçları itibariyle bu çok ciddî bir ihtimal ve Erdoğan şakalaşacak kadar yakınlaştığı Putin'e bir telefon edip "Suriye uçaklarının arasına seninkileri sokma, istemeden düşürebiliriz, maalesef buna şu.. şu.. nedenlerle mecbur olduğumuz için artık dâvetsiz misafirlikten vazgeçmeni rica ediyorum" demeliydi.

"İki gün önce Başbakanımız söylemiş ya!" demeyin. Putin'in yerinde olsam, direkt Erdoğan'dan uyarı gelmeden ben de dikkate almam. Türkiye'de icranın "fiilen" başı Erdoğan. Yasal Başbakanın Erdoğan'ın izni olmadan parmağını kıpırdatması mümkün mü? Rusya'nın özel şartlarında devletini yöneten Putin gibi birini siz buna inandırabilir misiniz? Yani bu kadar önemli bir kararın Erdoğan'ın doğrudan onayı alınmadan uygulamaya konulmasına.

Putin'in inanması zor ama ben inandım. Sonradan gelen işaretlerden Rusların da benim düşünceme giderek yaklaştıklarını sanıyorum. Gelenin Rus uçağı olduğunu bile bile "vur emri" verdiğini düşünmek Erdoğan'ın zekâsına hakaret olur. Ancak, Ruslar da bu sonuca varsalar bile açık nedenlerle tepkileri yumuşamayacaktır ki, bu ayrı bir konu. Peki bu belâ başımıza nasıl sarıldı? diyorsanız...  

Devletimizi biraz tanıdığımı sanıyorum. Hava Kuvvetleri Komutanımız "Eskişehir sordu, emri ben verdim" dedi. Doğru söylediğini düşünüyorum. Bakın ben bir Büyükelçiyim, Komutanın yerinde olsa idim kesinlikle önce Başbakan'la konuşurdum. Gelenin Suriye değil de Rus uçağı olması hâlinde başımızın büyük derde gireceğini izah ederdim. İki gün önceki sözlü emrinde bu ihtimale rağmen ısrarlı ise, istifamı kabul buyurmasını rica ederdim. Ayrıca, Hava Kuvvetlerinin benden sonra da ancak yazılı açık emirle harekete geçebileceğini hatırlatırdım.

Geçmişte çok gizli ve hassas güvenlik sorunlarının içinde yer aldım. Yukardaki tipik senaryonun benzerleri istifaya filan hiç gerek kalmadan benim de başımdan geçti. Günümüzde Hava Kuvvetlerimizin başında sözgelimi Sayın Torumtay  olsaydı söylediklerim aynen gerçekleşirdi. Yalnız mevcut Komutana da haksızlık etmemek gerekir. Bizim askerimiz normal şartlarda devletine ve kurallara çok bağlıdır. İlke olarak emir sorgulanmaz, tartışılmaz. Hava Kuvvetlerinin üst kademesini tarümar ederseniz o şartlarda göreve gelen komutan bu genel kurala uyabilir. Siyasî otorite, yasal olarak icranın başı olan Başbakan sözlü de olsa açık tâlimat vermişse, asker uygular ve sonucunun ne olacağını "siyaset düşünsün" der. 

Günümüzde karşılaştığımız talihsizlik Orgeneral düzeyinde çok ihtiyaç olan Torumtay kalibresinin siyaset tarafından söndürülmüş olmasıdır.  Gazi, Liman Von Sanders'e pabuç bıraksa Çanakkale destanı yazılır mıydı?

* Emekli büyükelçi