Şile Ocaklı Ada Kalesi'nin restorasyonu ve düşündürdükleri  

Şile Ocaklı Ada Kalesi'nin restorasyonu ve düşündürdükleri  
Şile Ocaklı Ada Kalesi'nin restorasyonu ve düşündürdükleri  
ile Ocaklı Ada Kalesi restorasyonunda izlediğimiz gibi ortaya çıkan sonuç, kalenin tarihi kimliğinin eskilik değerlerini ortadan kaldırdığı için kamuoyunda geniş tepki çektiği ve infial uyandırdığı izlenmektedir.
Haber: NEZİH BAŞGELEN / Arşivi

Ülkemizdeki Taşınmaz Kültür Varlıklarının korunması ve gelecek nesillere doğru biçimde aktarılması açısından bugüne kadar yapılan ve halen sürdürülen restorasyon projelerinde  ortaya konan sonuçlar açısından ciddi sıkıntılar yaşandığını görülmektedir. En son Şile Ocaklı Ada Kalesi restorasyonunda izlediğimiz gibi ortaya çıkan sonuç, kalenin  tarihi kimliğinin eskilik değerlerini ortadan kaldırdığı için kamuoyunda geniş  tepki çektiği ve infial uyandırdığı izlenmektedir. Yerel Belediyenin  yöresindeki bu simgesel tarihi değerin korunması  ve gelecek kuşaklara aktarılabilmesi için başlattığı  bu girişim   İstanbul 6 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından onaylı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesinde Bimtaş Boğaziçi İnşaat Müşavirlik A.Ş. tarafından uzmanların katkısıyla hazırlanmış rölöve-restitüsyon ve restorasyon projeleri esas alınarak yürütülmesine karşın ortaya neden böylesi tepki çeken bir sonucun çıktığının iyi irdelenmesi gerekmektedir. Bu durumun benzeri ne yazık ki ülke genelindeki diğer projelerde de yaşandığı görülmektedir.

Bu sorunlu restorasyonları irdelediğinizde  özellikle  ihale usulünden , kullanılan malzemelerin kalitesizliğinden  ve işi üstlenen yüklenici firmaların çalıştırdığı işçilerin yetersizliğinden kaynaklı sorunların  çoğunlukla olduğu izlenmektedir. Ülkemizde, bu işlerde çalışacak kalifiye işçi bulunamadığından bir yandan da ucuz gücü tercihi nedeniyle yol inşaatında kazma kürek sallamış, normal bir inşaatta tuğla dizmiş kişiler her açıdan dikkat edilmesi gereken restorasyon projelerinde  rahatlıkla çalıştırılabiliyor. Bu nedenle de uygulamalarda ortaya projeler doğru olsa da  abuk sonuçlar ortaya çıkabiliyor.  Örneğin Osmanlı Ruhunun Şehri Bursa’da  'Yeşil Cami' ya da  'Üftade Türbesi' gibi gözümüz gibi korumamız gereken eserlerin restorasyon sürecinde maruz kaldığı her yönüyle belgelediğimiz hoyratça müdahalelerin cehaletin dışında hiçbir gerekçesi olamaz.  Adam pantolonunu asacağı çiviyi, asırlık çini duvarın üstüne çakabiliyor  ya da Kanuni dönemi duvarlarını temele kadar yıkabiliyor.  Ya da öğlen arası üstünde yemek yediği  el bile sürülmemesi gereken teyzini levhalar olabiliyor. Kastamonu’da ‘Baretini giy’ levhasını gidip tarihi taç kapının süslemelerinin  üzerine çiviliyor. Türkiye bu tarz hoyrat şantiye süreçleri yüzünden üstüne üstlük büyük paralar harcadığı bu tarz restorasyonlarla  kültür envanterinin güzide değerlerini bir bir kaybediyor.

Koruma konusunda uzmanlaşmamış  kişi , eleman ve  işçilerle  yürütülen restorasyon çalışmaları yapılara fiziksel zararlar verildiği gibi yapının eskiliğini oluşturan inşa dönemine ait izler de yok ediliyor. Restorasyon projelerinde görev alacak kişiler uzmanlıklarını  bir belge ile (sertifika-diploma) belgeleyebilmelidir. Bugüne kadar sonuçları tartışma yaratan işlerin proje ekiplerinde  gözlenen ana sorunların başında ara teknik eleman, kalifiye işçi ve ustanın yokluğu gelmektedir. Restorasyonlarda en iyi proje de hazırlansa , en iyi malzeme de  temin edilse  iyi işçilik ustalık sağlanmadıkça başarılı doğru sonuçlar elde edilemeyeceği açıktır. Restorasyonlarda görev alacak tüm elemanların konularında deneyimli  çağdaş koruma yöntemlerini bilen , alanında uzmanlaşmış kişiler olmasına özen göstermek durumundayız. Bunu sağlamak için , acilen ihtiyaç olan alanlara yönelik eleman eğitimi verecek kursların açılması gerekmektedir.

BATI’DA  RESTORASYON ALANLARINA LABORATUVARA GİRER GİBİ GİRİYORSUNUZ
Batı’da bu tür projelerin büyük titizlikle yürütülmekte; çalışanların restorasyon alanına aynı bir laboratuvara gibi girer gibi belli kurallar içinde sokulduğu izlenmektedir. Projede görev alan uzmanların ve çalışan işçilerin  her türlü  eğitimden ve denetimden geçmiş, konularına göre titizlikle seçilmiş deneyim sahibi kişilerden oluştuğu görülüyor. Her birinin uzmanlık alanlarıyla ilgili sertifikaları var hatta işçilerin o güne kadar çalıştıkları projelerin bilgilerini taşıyan karnelerini olduğu biliniyor.

SAYI ARTINCA DENETİM GEVŞEDİ
Genellikle ihale yoluyla gerçekleştirilen Taşınmaz Kültür Varlıklarına ait restorasyon projelerinin uygulama safhalarının kontrol edilmesi de önemlidir. Bunu yapması gereken  kurumlarda da genellikle  restorasyon konularında  yetişmiş deneyimli kontrol elemanları bulunmadığından, onaylanan  projelerin ve ona uygun yapılması gereken uygulamaların denetimi de yetersiz kalmaktadır . Öte yandan  Türkiye’nin her tarafındaki  onarımı gereken alanlarda  uygulanması gereken yöntem seçiminde de  tam bir kavram karmaşası yaşandığı izlenmektedir; iyileştirme (rehabilitation) , yenileme (renewation), sağlamlaştırma/dondurma (consolidation),yıkıp yeniden yapma (reconstruction) , yeniden yapılandırma (restoration)  yöntemleri birbirine karışmış durumda. Bu süreçteki yanlış seçimler ve hatalar bugün karşımıza ciddi kayıplar olarak çıkıyor. Genellikle yapılan uygulamalar restorasyon adı taşısa da ortaya bir renovasyon uygulaması  konmaktadır. Türkiye son 30-40 yıldır bu kayıpları yaşamaya devam ediyor. Bu nedenle restorasyon işlerinin ihale kapsamından çıkarılarak emanet usulü gibi farklı bir düzen içinde ele alınmasını  sağlayacak  yeni rasyonel bir yasal çerçevenin de acilen düzenlenmesi gerekmektedir. *Nezih BAŞGELEN, Arkeoloji ve Sanat Dergisi Genel Yayın Yönetmeni