Tartışma ortamına doğru yol alabilmek

Tartışma ortamına doğru yol alabilmek
Tartışma ortamına doğru yol alabilmek
Bugüne kadar tarihte ortam olmadan siyasi ve sanatsal olarak entelektüel bir tartışma yapma imkanı hemen hemen hiç olmadı. Ortam olmadan "dostlar arası bir tartışma" yapmak mümkün olmadı.
Haber: ALİ AKAY / Arşivi

Entelektüeller üzerine bir tartışma yapılıyor gözükmekte şu günlerde Türkiye ’de; ancak bu tartışma gerçekten var mı, yoksa özel alanlarda mı kısıtlı veya kamusal alanda bir tartışma yapılmakta mı ? Bu soruları sormak doğru olacak gibi görünüyor; çünkü “Yetmez ama evet” ile “ihanet ettiniz” veya “aldandık” arasında sıkışmış duran bir tartışma ortamı “reaksiyonerlerin ortamı” olarak  gözüküyor. Suçlamalar ve savunmalar arasında sıkışmış bir tartışma ortamı oluşturmak ve bunu yaşatmak mümkün değil. Bu tartışma ortamı olmaktansa, daha çok televizyonlarda rayting yükselsin diye hazırlanan “tartışma programlarına”   benzemekte. Bir yere götürmeyecek kadar “kısır”. Ve “kısır döngü” üzerine odaklanmaktan öteye gitmiyor.

Bir kere kamusal alan neresidir? Toplumsal olarak fragmanlara ayrılmış bir ortam, “ortam” olmaktan çıkmış demektir. İkincisi, siyasetin alanı sıkışmış ve Türkiye tehlikeli bir yere doğru sürüklenmekteyken bir yanda “yandaş” diğer yanda “muhalif” bir medya ortamının tartışacağı ortam silinmiş demektir. Kimsenin kimseye konuşacağı laf kalmamış demektir. Birbirlerine “laf sokan” ve medya patronlarına saldırılar ve bu saldırıları savunmaya ve karşı savunmaya geçmiş gazeteciler ortaya söz söylemekteler. Paralel, hükümet yanlısı ve karşıtı yanında bir de ayrıca etnik bir “barış” ve “savaş” söylemi yürütülmekte ve iktidar tarafından da güzelce manipüle edilmekte bu “ortamsızlık”.

Bugüne kadar tarihte ortam olmadan siyasi ve sanatsal olarak entelektüel bir tartışma yapma imkanı hemen hemen hiç olmadı. Ortam olmadan “dostlar arası bir tartışma” yapmak mümkün olmadı. Atina demokrasisi Perikles zamanı bir ortam oluşturmuştu ve felsefe kavramı atıldı ortaya. Bunların hepsi Atinalı değildi; ama Atina’da gerçekleşti bu ortam. Kordoba, Sevilla ile Avrupa Latin dünyası arsında Ortaçağ papazlarının Kilise ile sorunları sırasında bir İbn Rüşd ortamı doğdu. Jacques Le Goff’a göre, “entelektüellerin doğuşu” bu sırada gerçekleşti.  Ve bu tartışma ortamı Medici dönemi İtalya’sında Rönesans’ı  doğurdu. Aydınlanma felsefesi salonlarda tartışmalarla kamuya yansıdı. 19.yüzyıl edebiyat, resim dünyası “Absinth” etrafında tartışmalarını sürdürdü ve entelektüel ortam Dreyfus davasıyla 19.yüzyılın “entelektüel” kavramını  20.yüzyıla sarkıttı. Bu ortamların hepsinde siyasi iktidarın hep demokratik çehresi rol aldı. Türkiye’de Cumhuriyet döneminde;“Kadro grubu”,  “Dergah grubu”, “Mavi Anadolu grubu”,  “Ant grubu” vb. ortamlar hazırladılar. Kemal Tahir sohbetleri tartışmayı sanat, edebiyat, tarih ve siyaset teorisi üzerinden yeşertmişti: A.T.Ü.T. Söz konusu dönemlerde, tartışma siyaset merkezli değildi, ama  hepsinin içinden siyaset geçmekteydi.

Bugün neredeyiz ? Bir tartışma ortamı olması için entelektüel bir sanat ortamı gerekli. Edebiyat, şiir, plastik sanatlar, siyaset. Bunlar birlikte oluşan dallar. Bugünkü tartışmanın olumlayıcı bir gücü yok. Tartışma değil, saldırı var. Hayal kırıklıkları var. Aktif değil savunucu, pasif, reaksiyoner veya saldırıcı etkisi gözükmekte.  Niye “böyle” yaptın? Neden “aldandın?“ Neden “dinlemedin “?” “Bak söylemiştim” sözleri bizi hiç bir yere götürmez, götürmeyecektir de.

Tartışmanın entelektüel bir ortamda yapılabilmesi için sanatın, edebiyatın, şiirin, plastik sanatın, siyasetin birlikte iş görmekte olması gerekir. Bu ortam var mıdır ? Bu ortam yok mu edilmiştir? Üniversitelerde çalışanlardan, gazete köşe yazarlarına, televizyon yapımcılarına kadar siyaset kısır bir döngü  içinde tartışılıp duruluyor. Güncel olaylar üzerinden programlar yapılıyor ve bıkkınlık verici bir şekilde hükümet yanlısı veya karşıtı gazeteciler çıkıp, günceli yorumlamaktalar. Geçmiş konuşulup duruyor. Bu, ortamı yaratmaz, ancak ortamı yok eder. Demokratik bir ortam için, siyasi alanın dışında, yaratıcı bir  şekilde konuşulması şarttır. Grotesk bir iktidarın baskıcı ve ürkütücü ve tehditkar laflarıyla ortam sakatlanmaktadır. Saldırı ve savunma odaklı ve suçlayıcı ve sulandırıcı bir tartışma geriye dönük kalmaktadır, iktidarın işine yaramaktadır. Halbuki, kaybedilen bir zaman   yaratıcı değilse eğer Proust’un “Yitik zamanı” gibi ve bir yazar ortaya çıkarmıyorsa, Proust’un yazar olarak kendisini sunduğu gibi, o zaman ortam geriye dönük olarak “zaman kaybetmekten” başka bir yere götüremez bizi.  İleriye doğru bakmak; bu oluşa girmektir.

Entelektüeller bu ortamı hazırlayabilecek kadar kapasite sahibi olduğunda, buna çaba gösterdiğinde ancak “ortam “ hazırlanmaya başlayacaktır. Türkiye’nin yeni bir paradigmaya geçmek için ihtiyacı olduğu ortam “kamu oyu araştırmalarının neticelerini” yorumlamaktan değil - bu entelektüel değil, siyasetin çabası ve yöntemi sadece -  ama yaratıcı aklı ve bilgiyi kullanmaya başlamaktan geçecektir :  sanatsal, sosyolojik, felsefi ve sanatsal olarak teorik bakışı güçlendirmek olacaktır. "Entelektüeller,  bir çaba daha paradigmadan çıkmak üzere !". Bu çıkış geçmişle hesaplaşmaktan çok sanatsal ve siyasi olarak yaratıcı olmak zorundadır.