Türk toplumunun vicdanla imtihanı

Türk toplumunun vicdanla imtihanı
Türk toplumunun vicdanla imtihanı
Aramızdan vahşice alınan gencecik bir canın yürek burkan hikayesini okuyup, dindedikçe « peki ya bundan sonra ? » diye düşünüp daha da sıkı sarıldık sevdiklerimize 14 şubat sevgililer günü. Eğitim ve ceza. Bu ikisinin gerektiği gibi işlemesini umut etmekten ve hep beraber vicdanımızın sesine kulak vermekten başka söyleyebilecek sözümüz var mı?
Haber: MOİS GABAY / Arşivi

Senelerce Türkiye ’ye seyahat edecek Fransız turistlere özel hazırlanmış kimi rehber kitapçıkların arka sayfalarında bu ve benzeri uyarılar dikkatimi çekmiştir. «Genç kızlar ve hanımların yanlış anlamalara maruz kalmamaları için ağırbaşlı davranmasını ve kıyafetine dikkat etmesini hatırlatırız. Batılı kadın kolay ve cinselliği özgür olarak görülebilmektedir. Bazı kadın turistlerin bu destinasyonu macera amaçlı kullanmaları da bu algıyı güçlendirmektedir. İhtiyatlı davranıp,akşam yalnız çıkmamanızı ve bir erkeğin gözlerine ısrarcı bir şekilde asla bakmamanızı tavsiye ederiz.» Geçtiğimiz hafta sonu hepimizi yasa boğan Özgecan Aslan vahşetini öğrenir öğrenmez, hafızalarımızda tazeliğini koruyan Pippa Bacca ve Sarai Sierra cinayetlerini hatırladım. Yerli yabancı fark etmeden,ülkemizde kadına yönelik şiddetin son yıllarda bu denli artmasının altında da,toplumca ortak bir tepki vermek yerine kadının « günah keçisi » addedilmesi mi gizli ?

Son yıllarda kadına yönelik duyduğumuz bazı sözleri hatırlayalım. Kürtaj mevzusu ile başlayan,kızlı-erkekli,pembe otobüs konuları ile her daim gündemde tutulan ve hamile kadının davranışlarını bile düzenlemeye kalkan bir algı yönetimi,bunun üstüne de tecavüzcüye bile indirim sağlanabileceğini düşünen bir adalet anlayışı sonucu vicdanını kaybetmiş bir toplum olduk son tahlilde. Halbuki kadına şiddete karşı çıkmak din,dil,görüş farklılığı gözetmeksizin insan olmamızın bir gereği değil midir ? Son günlerde « Kadın haklarından bahsederken Yahudilik konusunun beraberce günah keçisi yapılabildiğini düşündükçe ister istemez yıllar evvel Müslüman bir kız arkadaşımın itiraflarını hatırladım.
« Siz kadınlarınıza bizim erkeklerimizden çoğu zaman daha fazla değer veriyorsunuz. Hem farklı olmanın çekiciliği,hem de kadınlarınıza hep el üstünde tutmanız ister istemez Yahudi bir erkekle hayat kurmayı cazip kılıyor. » O zamanlar duyduklarım kulağıma hoş gelse de, kendi toplumumuzda da üzücü hadiselerin yaşanabildiğini düşündükçe bizde veya onlarda olmaz demeden, kadın-erkek eşitliğine inanmak ve bunun mücadelesini vermek ortak amacımız olmalıdır. Kutsal kitaplardaki kimi olumsuz yaklaşımlara karşın, kadın Tanrı’nın « evin huzuru » olarak tanımladığı,erkekten yaratılmış kutsal varlık,ailenin temel taşı,çocuğunu hayata hazırlayan annedir.

Evet,aramızdan vahşice alınan gencecik bir canın yürek burkan hikayesini okuyup,dindedikçe « peki ya bundan sonra ? » diye düşünüp daha da sıkı sarıldık sevdiklerimize 14 şubat sevgililer günü. Eğitim ve ceza. Bu ikisinin gerektiği gibi işlemesini umut etmekten ve hep beraber vicdanımızın sesine kulak vermekten başka söyleyebilecek sözümüz var mı ? Pippa Bacca ve Sarai Sierra’yı çabucak unutabilen hafıza Özgecan’ı bir süre sonra unutacak mı dersiniz ? Vicdanımızı kaybettikçe toplumda yazılı olmayan kuralların işlemeyeceğine,ortak bir tepki verilmeyeceğine inanan canilerin sayısı artıyor. Kadının kutsallığına,mahremiyetine inanmak bizi toplum yapan tartışılmaz vicdani ölçümüzdür. Eğer bizler de ses vermezsek nasıl uyuyabiliriz geceleri huzurla sevdiklerimizin yanında?