Türkiye ile PKK arasındaki çatışmanın değişen karakteri

Türkiye ile PKK arasındaki çatışmanın değişen karakteri
Türkiye ile PKK arasındaki çatışmanın değişen karakteri
Son dönemde şiddetini ve yoğunluğunu arttırdığı gözlenen Türkiye ile PKK arasındaki çatışma  akla '90'lara mı dönüyoruz?' sorusunu getirse de  bu çatışmanın doğası, karakteristikleri, tarafların mücadele taktik ve teknikleri, çatışmanın mekanı ve bölgesel dinamikler dikkate alındığında 90'lara dönülmediğini, çatışmanın yeni bir 'şey'e evrildiğini gösteriyor. Peki nedir bu yeni 'şey?'
Haber: METİN GÜRCAN (*) / Arşivi

Önce 20 Temmuzdaki ID’nin Suruç bombalaması, sonra 22 Temmuz’da PKK ’nın bu saldırıya misilleme olarak yaptığını açıkladığı Urfa ilindeki iki polisin evlerinde ve gece vakti infaz edilmesi sonrasında Türk güvenlik güçleri ve PKK arasında çatışmalar başladı. Şu an 25’nci gününe girdiğimiz bu çatışmalarda 22 Türk güvenlik görevlisi (çoğunlukla polis) ve 6 sivil hayatını kaybederken 89 kişi ise yaralandı. PKK cephesindeki kayıplara ilişkin spekülatif haberler gelse de PKK’nın da halen yoğun şekilde Türk F-16’ları tarafından bombalanan Kuzey Irak’taki Qandil, Zap, Avashin-Basyan ve Metina bölgelerindeki lojistik binaları, haberleşme tesisleri, ağır silah mevzileri ve eğitim tesisleri büyük zarar gördü. Bu bombalamalar ve Türkiye içindeki zaiyatı dikkate alındığında hayatını kaybeden PKK militanlarının sayısı yüzlerle ifade ediliyor.

Son günlerde medyadaki haber ve yorumlarda yoğunluğu ve şiddeti giderek artan bu çatışma ortamını tanımlamak için ‘90’lara dönüyoruz’ tezleri  sık sık yer alıyor. Bu yazının amacı 90’lara dönmediğimizi aksine Türk güvenlik güçleri ile PKK arasındaki silahlı çatışmaların başka bir ‘şeye’ doğru evrildiğini ortaya koymak. Peki o halde nedir o başka ‘şey?’

ÇATIŞMALAR KIRSALDAN KENTLERİN VAROŞLARINA KAYIYOR

Öncelikle çatışmaların mekanı değişiyor. 90’larda çatışmaların ana mekanı sivillerden uzak kırsal alanlardı ancak şimdi PKK çatışmaları meskun alanlara yani sivillerin arasına veya ‘canlı kalkan’ eylemleri ile sivilleri çatışma alanlarına çekiyor. Bu PKK’nın IŞİD’den kopyaladığı önemli bir taktik. Sivil halkın içinde/yakınında olmak örgüte hem koruma hem de hareket serbestisi sağlarken karşı taraf için sivil zaiyat riskini arttırıyor.

ÇATIŞANLARIN KİMLİKLERİ BELİRSİZLEŞİYOR

90’larda silahlı-sivil, terörist-kaçakçı, çatışan-çatışmayan gibi tanımlar az çok netti ama şimdi özellikle PKK tarafından genelde gençlerin ve halkın ön planda olduğu sokak görünümlü ve aktivist şiddet içeren gösteriler ön planda. PKK adına şiddet üreten bu gençlerin ne kadar terörist ne kadar sivil, ne kadar silahlı ne kadar silahsız olduğu hem siyasal hem de hukuk açısından muğlak.

ÇATIŞMADA STRATEJİLER DEĞİŞİYOR

90’larda Maoist kırsal gerilla savaşı ile önce stratejik dengeye ulaşmak isteyen ve bir cephe savaşı ile ayrılıkçı amacına ulaşmak isteyen PKK yeni dönemde kırsalda pusu kurmak yerine ‘söylem pusularını’ tercih ediyor. Yani, PKK, devletin aşamayacağını düşündüğü eşikleri baz alarak, uygun bir yeni şiddet stratejisiyle özerklik hedefine doğru alan açabileceğini düşünüyor. Bu doğrultuda PKK, dozu gerilla savaşına göre düşük ancak sembolik etkisi güçlü yeni şiddet stratejileriyle özerklik hedefi doğrultusunda kullanıyor. Yol kesmeler, kimlik kontrolleri, havai fişekler, taciz ateşleri, yaralamalar... PKK, gerilla savaşına başvurmadan "aktivist şiddetle" de devlet otoritesini felç edebileceğini ispata çalışıyor. Devleti aciz göstererek otoritesini aşındırmayı hedefliyor.

Devlet tarafında ise 90’larda temel mücadele stratejisi önce hem sınır içinde hem de sınır dışında büyük çaplı (10-15 bin askerin katıldığı) operasyonlarla önce alanı temizlemek sonra burada ‘alan hakimiyeti’ kurmak üzerine mücadele stratejisini kurgularken şimdi teknoloji-yoğun bir stratejiye yöneliyor. Silahlı/silahsız İHA’lar, savaş uçakları, hassas güdümlü mühimmat, Özel Kuvvetler vb. Vasıtalarla şekillenen bu stratejilerde PKK’nın sınır içindeki ve dışındaki hassas hedeflerine (özellikle lider kadrosuna ve komuta-iletişim merkezleri, lojistik depoları vb. Kritik hedeflere yönelik)  ‘Ara-Bul-Taaruz et’ şeklinde özetlenebilecek bir mücadele stratejisine yöneliyor.

ÇATIŞMALARDA YEREL (TAKTİK) DİNAMİKLERİN8 BELİRLEYİCİLİĞİ ARTIYOR

90’ların çatışmalarında PKK da devlet de kritik eylemler/operasyonlar konusundaki kararların en tepede alındığı ve planlandığı hiyerarşik, organizasyonel disiplini tam birer aktör görünümündeydi. Şimdi ise PKK’nın silahlı şiddeti ‘franchising’ ettiğine şahit oluyoruz. Aslında şimdilerde IŞİD’in çok iyi kullandığı ve PKK’nın IŞİD’den kopyaladığı bu taktikte yereldeki saha komutanlıklarına eylem kararı alma, planlama ve icrası konusunda büyük inisiyatif veriliyor. Ayrıca benzer görüşteki diğer silahlı örgüt ve gruplarla işbirliği yapılıyor. Aynen yerelde 5-10 kişinin bir araya gelerek bir Burger King şubesi açıp işletebilmesi gibi PKK da silahlı şiddeti kullanma konusundaki tekelini yerelde saha komutanlıklarına, veya kendisine yakın bulduğu silahlı gruplara devrediyor. Bu taktiğin örgüt için en büyük avantajı yerelde yutulmasını zorlaştırıp onu ‘yenilmez’ kılması. Ama en büyük zararı ise hem çatışmanın daha da ‘kirlenmesine’ yol açması ve sivil kayıplarını arttırması. Özellikle son 25 gündeki PKK’nın intihar saldırı görünümündeki 5 ‘fedai’ eylemine yönelmesi tam da bu taktiğin bir sonucu.

ÇATIŞMALARDA 'BÖLGESEL (TÜRKİYE DIŞI) DİNAMİKLERİN BELİRLEYİCİ YÖNÜ ARTIYOR

90’larda PKK ile Türkiye arasındaki şiddet ilişkisi günümüze nazaran daha bir ‘Türkiyeli’ idi. Yani Ankara ve Kandil arasındaki çatışma matematiğinde bölgesel ve küresel dinamiklerin belirleyiciliği zayıftı. Ama şimdi  Suriye krizinin (özellikle kuzey Suriye’deki gelişmeler ve PYD), IŞİD’in mücadele stratejilerinin, ABD liderliğideki IŞİD-karşıtı  koalisyonun kararlarının (İncirlik’in açılması, eğit-donat stratejisi, PYD güçlerinin IŞİD’e karşı eğitimi vb.), Kuzey Irak’taki gelişmeler (özellikle PKK-Bölgesel Kürt Yönetimi ilişkisi), Avrupa ve ABD’deki Kürt diasporasının pozisyonu ve İran’ın bölgede giderek artan etkisini anlamadan Türkiye ile PKK arasındaki çatışma dinamiklerini anlamak nerede ise imkansızlaştı.

ÇATIŞMALARDAKİ SÜREÇLER MUĞLAK VE BELİRSİZ HALE GELİYOR

90’larda eylemlerin/operasyonların başlama/bitiş zamanları netti. Şimdi ise çoğu eylem/operasyon belirsiz süreçlerle başlıyor, spontane şekilde gelişiyor ve ucu açık bir şekilde devam ediyor. Bu durum özellikle illerdeki yerel karar alıcılar (valiler/kaymakamlar) tarafından kriz ve çatışma süreçlerini yönetme konusunda büyük zorluk demek.

BASININ YOĞUN İLGİSİ VE ALGI SAVAŞLARI

Çatışmaların yeni dönemde basının yoğun ilgisi şeklinde ve sosyal medya ortamında ‘algı savaşları’ şeklinde yaşanması önemli bir dinamik. Sosyal medyanın olmadığı genelde devlet medyasının sahadan haber çekebildiği 90’lara nazaran şimdi çatışmalar medyanın yoğun ilgisi altında yaşanıyor ve taraflar ‘kendi hikayelerini’ ‘gerçek’ şeklinde hedef kitlelerine sunabiliyor. Yine çatışmalarda amatör kameralarla çekilen görüntü ve fotolar (özellikle eylem/operasyon görüntüleri, ölen/yakalanan PKK’lı görüntüleri vb.) sosyal medyada paylaşılıyor. Bu durum dezenformasyon, manüplasyon ve daha da önemlisi kitlelerin daha da radikalleşmesi açısından çok kritik.

'ŞİDDET İÇİN ŞİDDET AMACINDAKİ MAD MAX NESLİ’

Bu belki de 90’larda katı bir örgüt içi disiplini olan PKK’yı etkileyen en önemli dinamik. Şehirlerin varoşlarında yaşayan 15-25 yaş arasındaki bu gençlerin temel motivasyonu aslında pek de ideoloji değil. Holiganlık boyutunda örgüte bağlı olan bu gençler için şiddet (yakıp yıkmak, sokak eylemleri, haraç toplama vb) hem bir eğlence hem de geçim kaynağı. Kısaca 90’larda olmayan bu yeni dinamikte PKK tabanında giderek belirginleşen ‘Mad Max nesli’ şiddeti bir araç olmaktan çıkartıp amaç haline getiriyor.

GELECEKTE NE OLUR?

Öncelikle Türk F-16’larının Türkiye içindeki PKK hedeflerini bombalamasının Türkiye-PKK arasındaki çatışmanın evrimini doğrudan etkileyecek kritik bir eşik olduğunu vurgulamakta yarar var. Türk jetlerinin vurduğu noktalar Kazan vadisi olarak bilinen ve PKK’nın Türkiye’ye giriş ve çıkışlarda geçici üslerinin, eğitim kamplarının, lojistik tesislerinin bulunduğu bir yer. Şimdi acaba bu hamleye PKK nasıl karşılık verecek? Şu an için ben Türk güvenlik güçleri ile PKK arasındaki çatışmanın Ankara’daki siyasi belirsizlikten, çözüm süreci konusundaki güven bunalımından ve daha da önemlisi yerel unsurların hem Kandil hem de Ankara’daki karar alıcılar üzerindeki baskılarından kaynaklandığını düşünüyorum. Sahadaki taktik resmi incelediğimde hem Türk güvenlik güçleri hem de PKK çatışmayı yavaş yavaş yükseltiyor. Türk jetlerinin Türkiye içindeki zaten hedef analizleri yapılmış PKK hedeflerini çatışmalar başladıktan tam 20 gün sonra vurması bunun işareti. Şimdi aşağıdaki sorular önem kazanıyor:

- Ankara’daki güvenlik kaynaklarına göre PKK’nın halen Suriye’de PYD saflarında savaşan çok iyi eğitimli, tecrübeli ve meskun mahallerde muharebe, zırhlı birlik avcılığı, hava savunması gibi sofistike muharebe konularına hakim 10 bine yakın militanı bulunuyor. Bir de bu militanların elinde zırhlı araçlara karşı anti tank füzelerinin ve savaş uçakları ile helikopterlere karşı omuzdan atılan portatif kısa menzilli hava savunma füzeleri (MANPADs) olduğu biliniyor. PKK ilginç şekilde bu eğitimli ve muharebe tecrübeli militanları ve sofistike silah sistemlerini Türkiye’ye henüz sokmadı ve bunları çatışmalarda kullanmadı. PKK hala Türkiye’deki çatışmaları milis güçleri ve tecrübesiz militanlarla yürütüyor. Şayet PKK bu militanları ve sofistike silah sistemlerini Türkiye’ye sokup çatışmalarda kullanmaya başlarsa ( ki bu durumda biz PKK’nın Güneydoğu’daki bazı illerde hakimiyeti geçici de olsa ele geçirdiğini, Türk tanklarını ve zırhlı araçlarını  anti-tank füzeleriyle vurduğunu, Türk uçaklarının ve helikopterlerinin bölgede artan hava hareketliliğini kesmek için hava savunma füzeleri ile uçak veya helikopter düşürdüğü haberlerini duymaya ve okumaya başlarsak çatışmalarda bir kritik eşik daha aşılmış demektir.

- Devlet tarafında ise henüz çatışma bölgelerinde hava kuvvetleri ve kara havacılık unsurlarının yakın hava desteğinde büyük çaplı (2-3 tugay çapında) operasyon haberlerini henüz okumuyoruz. Yine özel kuvvetlerin henüz PKK’nın lider kadrosuna yönelik taaruzi nokta tarzındaki baskınlarına dair haberleri henüz okumuyoruz. Veya Güneydoğu’daki meskun mahallerde PKK’nın şehirlerdeki silahlı kolu olan KCK’ya yönelik sayıları yüzleri bulacak şekilde kitlesel gözaltına alma veya tutuklama haberleri okumuyoruz. Şayet bunları okumaya başlarsak çatışmalarda bir kaç kritik eşik daha aşılmış demektir.

BU ÇATIŞMA NEREYE GİDER?

En kötü senaryo: Türkiye’nin bir iç savaşa gitmesi veya bunu engellemek için gerçekleşebilecek bir darbe ihtimali.  Son günlerde Türkiye’nin giderek yükselen çatışmalar nedeniyle hızla bir iç savaşa gittiğine yönelik hem Türk medyasında hem de uluslararası medyada haber ve analiz sayısında bir artış var. Bazı yorumlara göre bu çatışmalar ‘aslında ordunun istediği şekilde bir darbe mekaniğini devreye sokmuştur’ bu nedenle çatışmalar bir iç savaşa evrilmeden Türkiye’de darbe olur.

En iyi senaryo: Çatışmaların bir anda kesilmesi. Bu senaryonun temel varsayımı çatışmaların Ankara’daki siyasi belirsizlikten ve çözüm  sürecinin devlet tarafından muhatabının kalmamasından kaynaklandığı varsayımı. Bu varsayım doğru kabul edilirse Ankara’daki siyasi belirsizlik ortadan kalkarsa ( ya bir koalisyon hükümeti ya da yeni bir genel seçim seçeneği ile) ve çözüm sürecinin devlet tarafındaki muhatabı net olarak belli olursa çatışmalar aynen başladığı gibi bir anda kesilebilir ve eski çatışmasızlık ortamına geri dönülür.

Çatışmaların şimdiki durumu itibarı ile Türkiye’nin bir iç savaşa gittiği yorumu zorlama bir yorum olur. Hele hele bu sürecin darbe mekaniğini harekete geçirdiği tezi ise son 15 yılda Türk sivil-asker ilişkilerindeki dönüşümü ve TSK’nın oldukça zor bir süreçle ama kesin olarak sivil siyasetin kontrolüne girdiği gerçeğini ıskalamak olur. Son on yılda yaşananlardan büyük ders çıkaran Türk ordusunun komuta kademesinin darbe kelimesine yönelik antipatisini yakından bilenlerdenim.

O zaman sorumluluk kimde? Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere Ankara’daki siyasi karar alıcıları ile İmralı’da bulunan Abdullah Öcalan başta olmak üzere PKK’nın lider kadrosunda. Acaba Erdoğan hala tartışmasız şekilde Türk siyasetinin en önemli belirleyicisi olan şahsi karizmasını sertlik yanlısı yaklaşımlara yönelik mi kullanacak yoksa daha yumuşak bir üslupla toplumsal gerilimleri düşürmeye mi çalışacak? Acaba Öcalan tercihini sivil siyasetten yani HDP’den yana kullanarak mücadelesinin demokratik süreçlerle ve Ankara’da mı sürdürecek yoksa siyasi amaçları için dağda kalmayı ve silahlı şiddeti yöntem olarak kullanmayı mı tercih edecek? İşte bu sorular aslında Türkiye-PKK arasındaki çatışmanın neye evrildiğini gösteren en önemli ip uçlarını içeriyor.

 

* 1998-2014 yılları arası TSK'nın değişik birimlerinde çalışarak 2015 Ocak ayında kendi isteği ile emekli oldu. 8 yıl Güneydoğu Anadolu bölgesi, Irak, Afganistan, Kazakistan ve Kırgızistan’da çeşitli operasyonel faaliyetler, irtibat ve eğitim görevi yürüttü. Özel Kuvvetler bünyesinde yetişen Gürcan, 2008-2010 yılları arasında ABD Deniz Kuvvetleri Enstitüsü’nde ‘Bölgesel Kürt Yönetimi ile Bağdat merkezi yönetimi arasındaki çevre-merkez ilişkisi’ adlı teziyle güvenlik çalışmaları alanında master derecesi aldı. 2014 yılında Oxford Üniversitesi'nde 'çatışmanın değişen karakteri' konusunda akademik araştırmalar yaptı. Halen Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilim bölümünde TSK’nın kurumsal dönüşüm kapasite ve isteği konusunda doktora tezini yazıyor. Metin Gürcan'ın Afganistan'daki ayaklanma ve ayaklanmaya karşı koyma konusundaki bir kitabı İngilizce olarak 2015 yılı sonunda basılacak.