Türkiye'de Selefi radikalleşmede gözden kaçan püf noktası

Türkiye'de Selefi radikalleşmede gözden kaçan püf noktası
Türkiye'de Selefi radikalleşmede gözden kaçan püf noktası
Şu anda dünyada başta Suudi Arabistan, Malezya, Endonezya, Yemen, Mısır, Cezayir, Ruanda, Nijerya gibi Müslümanların çoğunlukla yaşadığı ülkelerde radikallikten arındırma programları mevcut. Türkiye'nin de buna ihtiyacı var ama bu konuda çok geç kalmış durumda.
Haber: METİN GÜRCAN - mailto:metin.gurcan@bilkent.edu.tr / Arşivi

Akademisyen bir babanın oğlu olan Hacettepe Üniversitesi'nde okuyan Süleyman Bengi İ.'nin (19) 16 yaşında ikiz erkek kardeşleri Dilar ve Dilşat'ı da yanına alarak IŞİD’e katılmak üzere Suriye'ye gitmesi bu gün gündemde önemli yer işgal etti. Ne yazık ki aslında bizlere çok önemli mesajlar veren bu olay Türkiye gündemine “bir aile dramı” formatında servis edildi. Hal böyle olunca aslında üzerinde derin düşünülmesi gereken bu olay “Radikal fikirlerce kandırılan gençlere gerçek İslamı öğretemedik” diye hayıflananlarla “Bu IŞİD’çilere laf yetişmez. Beter olsuncular” arasındaki tartışmalara meze olup önemsizleşiverdi.

Biz daha zor ve daha popüler olmayana talip olalım. Bu kısa yazıda “nedir bu meselenin gözden kaçan püf noktası?” sorusuna odaklanalım. Öncelikle bilimsel bir gerçek. Bir kişinin bir fikri benimsemesi ile bu fikir uğruna bu gençlerde olduğu gibi büyük bir “maceraya” cüret etmesi, hatta öldürmeye başlaması bilimsel olarak açıklanabilecek nedensel mekanizmalara bağlı. [1] Şimdi biraz geometri ile bunu izah etmeye çalışalım. Önce birinin adı “fikirde radikalleşme piramidi”, diğerinin adı ise “eylemde radikalleşme piramidi” olan iki piramit düşünün. Şimdi yapmanız gereken her iki piramidi ters çevirip fikirde radikalleşme piramidini eylemde radikalleşme piramidinin üzerine ters şekilde koymak. İşte bu gençlerin etkilendiği radikalleşme süreçlerinde yukarıdan fikirde radikalleşme piramidinin tabanına giren bir kişi en aşağıda eylemde radikalleşme piramidinin zirvesinden bir “ölüm makinası” olarak çıkıyor.

 

Şimdi dikkatinizi bu iki piramidin birleştiği yere çekmek isterim. İşte meselenin özüne inmede fikirde radikalleşenlerin ellerine ilk kez silahı aldıkları veya fikri uğruna eylem yapmaya karar verme anlarında gizli. Çünkü bu anda artık zararsız fikirsel radikalleşme piramidini terk edip zararlı eylemde radikalleşme piramidine geçiş yapmış oluyoruz.

Şimdi sıkı durun. 1970’li ve 80’li yıllarda tüm dünyadaki 70’e yakın terör örgütünü inceleyen Prof. Clark McCauley’in önemli bir bulgusu var. Bu örgütlerde fikirsel radikalleşme piramidinden eylemsel radikalleşme piramidine geçiş süresi ortalama 7 ay. Yani eskiden bu işin bir raconu vardı. Öyle radikal fikir benimseyenler hemen eline silahı alıp sokağa fırlamazdı. Şimdi daha da sıkı durun. İşte bomba: özellikle 11 Eylül saldırıları sonrası radikal İslamcı görüşleri benimseyen yaklaşık 200 kişinin radikalleşme süreçlerini inceleyen McCauley’in çok önemli bir gözlemi var. 11 Eylül sonrası dönemde radikal İslami fikirlerden etkilenen ve bunları topluma dayatmak için silahlı şiddeti benimseyen aşırıcıların fikirde radikalleşme piramidinden eylemde radikalleşme piramidine geçişlerindeki (yani silahlı şiddete yönelik bir arayışa girme) ortalama süre 5 hafta. Özetle bu gençler radikal fikirle tanıştıktan tam 5 hafta sonra elime bir yerden silah bulsam da birilerini öldürmeye başlasam diye düşünmeye başlıyor. İşte bu bana göre meselenin özü. Ne yazık ki 11 Eylül sonrasında ister yanlış terörle müdahale stratejileri benimseyen Batı’nın hatası deyin, ister İslam dünyasının yaşadığı sıkıntılara dem vurun, veya bunu post-modernist yorumlarla açıklayın, internet ve sosyal medya deyin, veya meseleyi ekonomik dinamiklerle açıklayın realite şu: Özellikle adrenalini yüksek, bulunduğu topluma yabancılaşmış, atarlı genç Müslümanlar fikirsel radikalleşme piramidinden eylemsel radikalleşme piramidine çekirge misali “5 HAFTADA” zıplayıveriyorlar. Ne yazık ki, ne siyasi karar alıcılar ne de sivil toplum önce bu zıplamanın süresini açmak sonra bu iki piramidi birbirinden ayırmak için çok da bir şey yapamıyor.

Sonuç olarak yapılması gereken aslında çok basit. Bir şekilde önce bu gençlerin yaşadığı radikalleşme süreçlerinde fikirde radikalleşme piramidi ile eylemde radikalleşme sürecinin zamansal olarak arası açılacak ki hemen çekirge misali zıplayamasınlar, sonra da bu iki piramit arasındaki bağ kopartılacak. Nasıl mı? İşte biz Türkiye’de gereksiz tartışmalarla enerjimizi tüketirken dünyada pek çok ülke bu sorunun cevabının derdinde.

Şu anda dünyada başta Suudi Arabistan, Malezya, Endonezya, Yemen, Mısır, Cezayir, Ruanda, Nijerya gibi Müslümanların çoğunlukla yaşadığı ülkelerde radikallikten arındırma programları mevcut olup her bir ülkede uygulanan model o ülkenin adıyla anılmakta (Suudi ekolü, Mısır ekolü vb.)

Aslında radikallikten arındırma konusunda temelde iki farklı yaklaşım uygulanmakta.

Radikal Fikirlerden Arındırma Yaklaşımı (Deradicalization)

 Oldukça uzun soluklu (1-2 yıl) olan ve fikirsel değişimi esas alan bu programlarda radikaller fikirlere sahip kişinin güvendiği kişilerin de (aile yakınları, arkadaşları vb.) desteği alınarak, kendisine yumuşak teşviklerle yaklaşılarak ve farklı bir hayat tarzı modeli sunularak (evlilik, yeni bir iş ve sosyal çevre vb.) kişiyi radikal fikirlerden ve bu fikirleri benimsediği geçmişinden kopartmak amaç edinilmekted. Oldukça uzun, zorlu ve kompleks psikolojik ve sosyal psikolojik süreçlerin söz konusu olduğu radikal fikirlerden arındırma programlarının etkinliğine bu programlardaki başarı kriterlerine dair dair literatürde hala bir tartışma mevcut. Bu modelde en kritik husus kişinin gerçekten de uygulanan rehabilitasyon programı sonrasında gerçekten de uyuşturucu veya alkolle mücadele örneğinde olduğu gibi hiçbir zaman radikal fikirlerden kurtulup kurtulmadığının kesin olarak bilinememesi.

 Radikal Şiddetten Arındırma Yaklaşımı (Disengagement)

 Temelde “Biz sizin aşırıcı fikrinize değil, kullandığını şiddet yöntemine yani bu fikri sofistike bir şiddetle masum sivilleri öldürerek bize dayatmanıza karşıyız. Bu fikirlerinizi demokratik süreçlerle de savunabilirsiniz” tezine dayanan bu modelde temel amaç fikirsel radikallikle (içerik) silahlı şiddet (yöntem) arasına mesafe koymak ve hedef kişiyi silahlı şiddetten soğutmakta. Kısaca burada amaç kişide bir fikirsel değişimi değil davranışsal değişim yaratmakta. Literatürde radikal fikirlerden arındırma modeline nazaran daha basit olan ve daha büyük başarı oranları ile daha çabuk sonuç alınabilen bu yaklaşımın etkinliği konusunda bir fikir birliği mevcut. Bu yaklaşımda bir yöntem olarak silahlı şiddetin ya meşru olmadığı ya da etkisiz olduğu hedef kişiye anlatılarak kişinin radikal fikirlerini farklı yöntemlerle de ve demokratik sistem içinde savunabileceği konusunda bir telkin yapılır. Başta Londra merkezli  Quilliam Foundation (http://www.quilliamfoundation.org)   olmak üzere bu modeli esas alarak geliştirilen pek çok program dünyada etkin olarak kullanılmakta.

İşte Türkiye bu yaklaşımdan birini esas alarak Türkiye’de giderek yükseldiğini gözlemlediğimiz aşırıcı Selefi akımlarla mücadele konusunda ivedilikle bir “Türkiye Ekolü” yaratmalıdır. Ancak ben karamsar bir tabloya da dikkat çekmek isterim. Bana göre Türkiye bu konuda çok geç kaldı. Resmi rakamlara göre şu anda Türkiye’de IŞİD’e katılımın 3000 civarında olduğu söyleniyor. Ama benim görüştüğüm güvenlik bürokrasisindeki uzmanlar bu rakamları 5000 civarında şeklinde telaffuz ediyor. Daha da önemlisi hala fikirde radikalleşme piramidinde olup da eylemde radikalleşme piramidine doğru ilerleyenlerin sayısı ise onbinlerle ifade ediliyor. Unutmayın bunların da eylem piramidine sıçramaları sadece 5 HAFTA.

Son bir temenni olarak umarım siyasi karar alıcıların ve güvenlik bürokrasisinin giderek hayati önem arz eden bu hassas konuya yeterince eğilmemesinin bedelinin ne olduğun acı bir şekilde yaşamayız.

[1] (Lütfen bkz: Clark McCauley: Friction: How Radicalization Happens to Them and Us, 2014).

Bilkent Üniv. Güvenlik Politikaları Araştırmacısı Al-Monitor Yazarı