Türkiye'nin tehlikeli Suriye politikası

Türkiye'nin tehlikeli Suriye politikası
Türkiye'nin tehlikeli Suriye politikası
İş işten geçtikten sonra "ah vah" etmenin kimseye bir yararı olmayacaktır. Daha vakit varken bu maceradan, ülke insanını ilgilendirmeyen kabadaylanmalardan vazgeçilmelidir. Bu mahalle kavgası değil, gencecik çocukların kan kaybedeceği can pazarı.
Haber: PROF. DR. AHMET ÖZER (*) / Arşivi

Meselenin önemine binaen son söyleyeceğimizi ilk söyleyeyim. Türkiye tehlikeli sularda geziniyor. Başta Cumhurbaşkanı olmak üzere “Geçici Hükümetin” bu politikdan derhal geri dönmesi gerekir. İş işten geçtikten sonra “ah vah” etmenin kimseye bir yararı olmayacaktır. Daha vakit varken bu maceradan, ülke insanını ilgilendirmeyen kabadaylanmalardan vazgeçilmelidir. Bu mahalle kavgası değil, gencecik çocukların kan kaybedeceği can pazarı. Bu Pazar üzerinden hesap yapmak kimseyi iflah etmez. Üstelik bu öyle lüks salonlarda nutuk atmaya da benzemez ve çocuklarını bu savaşa göndermeyenler bunu anlayamaz. Savaş bir kez başladı mı nereye varacağı da belli olmaz. Ünlü düşünür Sipinozanın dediği gibi; “Savaş aşk gibidir;  başlatması kolay, sürdürmesi zor, unutulması imkansızdır.”  

IŞİD vahşeti durdurulmalı

Türkiyenin üstüne düşen görev Suriye ile savaşa girmek değil IŞİD vahşetini durdurmaktır. IŞİD serseri mayın gibi dolaşıp duruyor Ortadoğuda ve sınır boylarımızda. Bir Kürtlere saldırıyor, bir Türkmenlere,  bir Araplara..  Şimdilerde tekrar Ezidilere yönelmiş durumda. Bugün IŞID çetelerinin Şengal’da Ezidilere uyguladığı vahşeti bütün dünya izliyor.  Ölümden kurtulup can havliyle kaçanlar, yaşama tutunmaya çalışırken gayri insani muamelelere tabi tutuluyor..  Kamplardaki yaşam ise insanlık onuruna yakışır bir düzeyde yaşamaya elvermiyor. Bu tablo 21.yüzyıldaki insanlığa yakışmıyor. Türkiyenin görmesi ve düzeltmesi gereken tablo budur, yoksa IŞİD’i daha da güçlendirecek bir suriye Savaşı değil.

Kürtleri tehdit etmek!

Bunu yapmak yerine Cumhurbaşkanı Suriye Kürtlerini tehdit eden konuşmalar yapıyor. “Burada size hayat hakkı yok” diyor. “Yeni bir yapılanmaya kattiyen izin vermeyiz” diyor. Yani  “.. Kürt anasını görmesin”  meselesi.. Peki neden? Hani Kürtler kardeşinizdi. Kürtler olmazsa kim olacak burda? IŞİD mi olsun isteniyor. Burada asırlardır Kürtler yaşamıyor mu? IŞİD zülmünden kurtulmak için kendi imkanlarıyla can pahasına kendilerine bir yaşam alanı yaratmaya çalışıyorlar. Siz buna yardımcı olacağınıza “hayır izin vermeyiz” diyorsunuz. Ne yapsınlar, İŞID vahşetine teslim mi olsunlar? Binlerce can pahasına kurtardıkları kentleri IŞİD canilerine geri teslim mi etsinler?

Cumhurbaşkanı Kürtler sözkonusu olduğunda böyle kükreyeceğine Türkiye sınırlarında 20 milyon akrabası olan vatandaşlarının soydaşlarına sahip çıksın. Bu daha makül olur.  Türkiye büyük devlet olarak onlara sahip çıkacağına onları tehdit ederse, onları ezmaya kalkarsa karlı mı çıkacağını sanıyor?  Böyle düşünüyorsa yanılıyordur. Nitekim benzer bir durum daha önce Kürdistan Bölgesel Yönetimiyle yaşandı, ne oldu? İki tarafın çıkarları kırmızı çizgileri tuzla buz etti ve bugün Almanya gibi bir devin ardından ikinci dış ticaret partneri Erbil değilmi?

Gerçeklere gözlerimizi açalım

Bunu dünya alem görüyor da bir Erdoğan mı görmüyor. Yoksa bu 7 Haziranın acısı Kürtlerden böylemi çıkarılmak isteniyor?  7 Haziran için ders çıkarılmak isteniyorsa, bunlara  değil, Kürtlere ilişkin son yıllarda uyguladıkları yanlış politikalara, söyledikleri yanlış sözlere baksınlar. O zaman daha iyi ederler..  Eba Müslimi Horasani’nın şu sözlerini de unutmasın AKP yöneticileri;  “Bir kişi veya iktidar, kadim dostlarını bırakıp düşmanlarına yönelirse, görecek ki düşman dost olmayacak, dostlarına geri döndüğü zaman artık dostlarını da dost olarak bulmayacak ve yıkım mukadder olacak.”  

Cumhurbaşkanı ve AKP artık Suriye politikasını ve buradaki Kürtlere yaklaşımını gözden geçirmelidir. Bunun  zamanı çoktan geldi geçiyor bile.  Böyle bir düzeltme hem Türkiyenin hem de herkesin yararına olacaktır. Aksi taktirde Rojava Kürtlerini düşman bellemek, buralarda güvenli bölge adı altında askeri bölge tesis etmek Türkiyeyi bataklığa sürüklemektir. Bu da hiç kimsenin yararına olmaz.

Seçmenin beklentisi nedir

Daha yeni bir seçim yapıldı, yeni bir başlangıç yapılması lazım. Seçmenin oluşacak bir koalisyondan beklediği savaş değil, çözmesini beklediği başlıca sorunlar; ekonominin düzeltilmesi, çözüm sürecinin sürdürülmesi, yolsuzluklardan hesap sorulması, demokratik özgürlükçü bir anayasanın yapılması, Cumhurbaşakının anayasal sınırlarına çekilmesi, dış politikanın barışçıl bir yola sokulması, demokratik hamleler yapılması ve adalet sisteminin düzeltilmesidir.  

Nitekim ANDY-AR’ın, ‘Kurulacak bir koalisyonun yapmasını istediğiniz temel icraatlar neler?’ sorusuna seçmenin verdiği ilk cevap ‘Ekonomik hamleler’ oldu. Bunu sırasıyla ‘Çözüm süreci devam etmeli’, ‘Birlik, beraberlik ve birleştirici olunmalı’ ve ‘17-25 Aralık’a ilişkin tekrar soruşturma yapılması gerektiği’ izledi. Seçmenin beşinci isteğiyse, Anayasa değişikliği..

Yeni bir hikaye yazılmalı

Türkiye’nin bugün artık yeni bir hikaye yazmaya ihtiyacı var. Bu hikayenin ana unsurları özgürlük, adalet ve eşitliktir. Bunlar gelişmiş ve dünya ile rekabet edebilir Türkiye’nin de temelidir. Temel hak ve özgürlüklerin ihyası, Kürt sorununun çözülmesi ve demokratikleşme Türkiye'nin ekonomik kalkınması için de gereklidir.

Ne yazık ki şimdi, bu üç alanda dünyada en kötü karnelere sahip ülkelerden birisidir Türkiye.  Türkiye eğer yeni bir başarı hikayesi yazacaksa bunun temel hammaddesi özgürlük, adalet ve eşitlik olmalıdır.  Bunun için de, kurulacak koalisyonun esas gündeminde bunlar önemli yer tutmak zorundadır.

Erdoğan ve AKP’nin bunları gündemlerine almaları lazım, yoksa Suriye'ye girme, erken seçim, Esat ve PYD'ye karşı IŞİD'i desteklemek değil. Hele hele eleştirel yaklaşan herkesi öteki, hain ilan etmek hiç değil.

*Toros Üniversitesi Rektör Yardımcısı